Doğal doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2013 Pazar

Konuk yazar: Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı Esra Ertuğrul: Doğumdan sonra bizi neler bekliyor?

Doğumdan sonra annede bazı değişiklikler olacaktır ve doğum sonrası dönem her zaman rahat geçmeyebilir.

• İlk iki ile altı hafta süresince adet kanaması gibi, yoğun ve kırmızı renkli kanama olabilir.
Hijyenik kadın bağı kullanılabilir, ancak bu bezlerin en fazla 6 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir. Bu kanamanın rengi pembeden kahverengiye dönüşerek birkaç hafta sonra beyaz bir akıntı halini alır. Kanama fazlalaşır, ateş çıkarsa ya da akıntı kötü kokuyorsa doktora danışılmalıdır. Emziren annelerde kanama daha kısa sürebilir.

• Tuvalet konusunda da sorun yaşanabilir. İlk günlerde idrara çıkarken zorlanılması normaldir ve kabızlık görülebilir. 

Doğumdan sonra mümkün olduğu kadar çabuk ayağa kalkıp yürümeye çalışmak bağırsak hareketlerini de hızlandıracaktır. Annenin bol su içip yediklerine de dikkat etmesi faydalı olacaktır. Annenin tuvaletini yaparken dikişlerinin açılma olasılığı düşüktür ancak hiçbir zaman tuvalette ıkınıp kendisini fazla zorlamamalıdır çünkü hemoroid oluşabilir.

• Doğum sırasında doktor kesi yaptıysa dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Otururken ve yürürken kesi yerinde rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle en geç bir hafta içinde dikişler kendiliğinden düşer ve kesi yeri iyileşir.

Doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştıracak hareketleri yapmak ve dikiş alanına buz torbası koymak faydalı olabilir. Ayrıca bu bölge hep temiz ve kuru tutulmalı, temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve tuvalet kağıdı kullanılmalıdır. Doktor temizlik için bir solüsyon önerdiyse kullanılabilir. Dikişlerde kızarıklık, ağrı ve 38 C ve üzerinde ateş olursa doktorla görüşülmelidir.
Doğumdan sonra anne kendisini iyi hissettiği an banyo yapabilir. Banyonun ilk günler ayakta duş şeklinde yapılması önerilmektedir. Sezaryan ile doğum yapıldıysa dikişler alındıktan sonra ayakta duş alınabilir.

• Uzun süren hamilelik döneminden sonra vücudun eski haline dönmesi altı aydan önce mümkün olmaz.

Altıncı haftada doktor kontrolüne gitmek çok önemlidir çünkü bu haftadan itibaren vücut yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır, rahim gebelik öncesi büyüklüğüne döner. Doktor bu kontrolde vajinal muayene yapacak, dikişlerin durumuna bakarak rahimi muayene edecektir. Bu kontrole gidildiğinde doktora hangi doğum kontrol yönteminin seçileceği konusunda danışılabilir.

• Adet görmeye başlamak ise bebeğin nasıl beslendiğine bağlıdır. Bebek emziriliyorsa adet meme verme sayısının iyice azalmasına dek gecikebilir. Bebeğe mama veriliyorsa 4-6 hafta arasında ilk adet görülebilir.

• Doğumdan sonraki üç ay boyunca, bazen daha da uzun bir süre saçlar dökülür. Çünkü hamilelik boyunca hormonlar nedeniyle normalde dökülmesi gereken saçları dökülmemiştir. Bu yüzden şimdi anneye daha çok saçı dökülüyor gibi gelmesi normaldir.

• Doğumdan sonra bebek emzirirken oruç tutmak sağlıklı değildir çünkü gün boyunca yeterli besin ve sıvıyı vücut alamamaktadır. Doğumdan sonra 1 ay kadar demir haplarına devam edilmelidir. Bu sayede gebelik süresince ve doğumda kan kaybedildiği için azalan demir depoları desteklenmiş olur.

• Doğum sonrasında kanama bittikten sonra cinsel ilişki kurulabilir. Kanama varken ilişkiye girmek istenirse eş kondom kullanmalıdır. Haznede kuruluk hissedilirse nemlendirmek için gliserin kullanılabilir. Doğumdan sonra cinsel istekte artma ya da azalma olması normaldir. Hormonal dengenin değişmesi, yaşanılan ortamın değişmesi gibi nedenler bu artma ya da azalmadan sorumlu olabilirler. Önemli olan iki tarafın da birlikte karar vermesi, birbirine anlayış ve uyum göstermesidir. Tabii bu aşamada kadının isteyip istemediği ve durumunun nasıl olduğu en önemli konudur.

Belki de yukarıda belirtilen, annenin vücudundaki normale dönüş sürecinde yaşadıklarından daha önemlisi, annenin, bir başka deyişle “lohusa” nın kendini nasıl hissettiğidir.

Vücuttaki hormonal değişiklikler annenin ruh halini etkiler. Anne zaman zaman kendisini kötü hissedebilir, bir sebep yokken ağlayabilir, alıngan veya sinirli olabilir. Annenin çevresindekilerin hepsi bebeğe ilgi göstermektedir hâlbuki anneyi evde bekleyen bir çok yükümlülükler, belki başka çocuklar vardır. Hayat artık eskisinden çok farklı olacaktır. Anne kendisini şişman ve çirkin buluyor olabilir. Bütün bunlar sıkıntıyı arttırabilir. İşte burada babalar anneye destek vererek sıkıntılarını azaltabilir. Daha önce doğum yapmış arkadaşlarla da konuşulabilir. Bunlar çoğu yeni anne tarafından hissedilir ve normaldir. Hormonal değişikliklerin yol açtığı bu durumu değiştirmek elde değildir. Eğer bu sıkıntılar altı ay boyunca devam ediyorsa bir uzmana baş vurmak gerekebilir.

Anne ilk zamanlarda bebeği bir yabancı gibi görüp hayal ettiğinin bu olup olmadığı konusunda kendisini sorgulayabilir. Belki de onu yeteri kadar sevemediğini düşünüp suçluluk da duyabilir. Kendisine ve bebeğine birbirlerine alışmaları için zaman tanımaları gerekecektir.

Annenin bebeğin bakımıyla ilgili bilgileri arttıkça, onunla daha çok vakit geçirdikçe, onun ne istediğini daha iyi anlayabilir, tedirginlik azalır.

Bebekle geçirilen zamanın etkili olması için dinlenmiş olmak gerekir. İşte onun için o uyuduğu zamanlarda anne de onunla beraber uyuyarak ya da en azından dinlenerek güç toplayabilir. Ev işleri bir süre bekleyebilir. Ev işlerinde, diğer çocukların bakımında ve misafir geldiğinde babalardan veya ailedeki akrabalardan yardım istenebilir.

Babalar
Doğumun yaklaştığını ya da başladığını gösteren belirtilerle birlikte anne adayında bir enerji artışı olacaktır. Baba adayı eşinin bu enerjisini ev temizliği gibi şeylerle tüketmesini önlemeli, bu enerjisini doğuma saklamasını sağlayabilmelidir. Sancıları başladığında eşini sakinleştirmeli, saat tutarak sancıların kaç dakikada bir geldiğine bakmalıdır.

Birlikte nefes alma alıştırmaları yapabilir, eşinin beline masaj yapabilir. Onu rahatlatmak için dudaklarına minik buzlar sürebilir. Sık sık tuvalet ihtiyacı olacağından yardımcı olabilir. Hastane uygunsa eşinin doğum ağrıları çekerken duş almasına yardımcı olabilir.

Eşinin doğum yapmasını beklerken baba adayının da en az eşi kadar heyecanlı olacağı bilinmektedir. Eşine veya bebeğe bir zarar gelecek mi diye düşünüp korkabilir, hiçbir şey yapamadığı için çaresizlik yaşayabilir. Bu duygularla başa çıkabilmek için bir yakınıyla konuşabilir, onunla duygularını paylaşabilir. Yürümek de baba adayını rahatlatacaktır.

Bebek başka bebeklerle karşılaştırılmamalı ve olumsuz yorumlarda bulunmamaya özen gösterilmelidir. Bu gibi yorumlarda özellikle anne kendisini suçlu hissedebilir ve suçluluk hissedebilir. Bu gibi olumsuz duygular sonucunda da annenin sütü kesilebilir. Anneyi suçlayıcı söz ve davranışlardan kaçınmak yerinde olacaktır.

Esra ERTUĞRUL
Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı
http://bebeimgeliyor.blogspot.com
www.twitter/bebeimgeliyor.com


Esra Ertuğrul kimdir?
1974 İstanbul doğumluyum. İ.Ü.Florence Nightingale hemşirelik yüksek okulunu bitirip, Marmara Ü. Sağlık kurumları yöneticiliği bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. 2008 yıından beri 'Bebeimgeliyor Doğum ve Sonrası Dönemine Destek programları' adı altında annelere eğitimler vermekteyim. Doğum, bebek, lohusalık, emzirme ve ek gıdaya geçiş konularında seminerler ve danışmanlık hizmeti vermekte olan bir anneyim.
Hayatımda 3,5 yaşındaki oğlum büyük bir yer kaplamakta , onunla zaman geçirmeyi çok seviyorum..




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

5 Eylül 2013 Perşembe

Doğum Hikayeleri: Canım arkadaşım Hassas Annemiz Yeliz büyük doğan iki bebeğinin normal doğumlarını anlatıyor

Normal doğum düşünenlere destek olmak istedim.

Ben Yeliz. Hassas Anne Ece'nin arkadaşıyım. 37 yaşındayım. İlk çocuğumu 33 yaşımda, ikincisini 37 yaşıma 2 hafta kala doğurdum.

İki doğumum da normal doğumdu. Birincisi epidurallı, İkincisi epiduralsızdı.

Bence asıl önemli olan; Annenin normal doğum istemesi ve doktorun da normal doğum taraftarı olması. Tabii ki şartlar elverdiği sürece. Ben bu konuda şanslıydım. Herman İşçi gibi iyi bir doktorla tanıştırmıştı Ece beni. İki hamileliğimde de sezaryen lafı bile geçmedi hiç bir kontrolümde.

Birinci hamileliğimde herşey yolunda gitmedi. İkili tarama testi sonuçları normal çıkmıştı fakat üçlü tarama testinde down sendromu riski 1/30'du. Yani oldukça yüksekti. Herman Bey "başka bir doktorun da görmesinde fayda var" dedi. Gerekirse amniyosentez yapılacaktı. Herhangi birşey çıkmasa da Herman Bey ikinci bir doktora yönlendiriyor 18. haftada. Gözden kaçan birşey olmasın diye. 


Kılıç Bey'e gittik 18. haftada. Kılıç Bey "amniyosenteze gerek yok" dedi ama ben yapılmasını istedim. Kılıç Bey "bu gece bir düşün eğer gerçekten istiyorsan yarın gel amniyosentez yapalım" dedi. Neyse biz eve gittik ama ben kararlıydım yaptırmaya. Down sendromu olsun olmasın doğuracaktım ama insanın kendini hazırlaması açısından daha iyi olur diye düşünmüştüm.(Bilmiyorum insan kendini nasıl ve ne kadar hazırlar?). Ertesi gün tekrar gittim, amniyo sıvısından alındı. Bir laboratuvara gotürdüm. Sonucun 3 hafta sonra çıkacağını ama boyama yöntemi ile daha erken sonuç alındığını söylediler. Ön teşhis gibi bir şeydi. 2 veya 3 gün sonra aradılar. Sonuç %97 negatifmiş. Tabii o 2-3 gün geçmek bilmedi. Ama sonucu alınca içimiz rahatlamıştı. Üç hafta sonra kesin sonuç da çıktı. Herhangi birşey yoktu. Bunu böyle atlatmıştık. Daha sonra uzun şeker yüklemesinde gebelik şekeri çıktı. Çok yüksek değildi, diyet listesi verilmedi ama dikkat etmem gerekiyordu. Hamileliğimin sonları yaz başına denk geldiği icin karpuz çok yeme demişti doktorum. Bunlara rağmen sonuç güzeldi. Ağrı eşiğim yüksek olduğu icin sancıların başladığını bile anlamamiştım. En korktuğum şey de sancıları hissetmeyip epidural zamanını kaçırmaktı. 40 haftadan sonra her gün gittik kontrole. Öyle hemen doğmuyormuş zaten. Biraz sancı ve epidural sonrası 40+4 haftada kızım dünyaya geldi. Doğum epidurali de aldıktan sonra çok rahattı. Elini karnına koyuyorsun karnın sertleştiğinde ıkınıyorsun. Doğumhaneye girdikten 25 dakika sonra doğdu kızım. 4 kilo 250gr.dı. Hoş şimdi görseniz çitlembiğin teki. Toplamda hastaneye gidiş ve doğum 7.5 saat sürdü. Herşey normal seyrinde olunca hastanede 1 gece kalmamız yeterli olmuştu. Normal doğumun güzelliklerinden biri bu. 


                                          Kızım Gökçe 4 yaşında

İkinci hamileliğimde ise daha rahattım ilkine nazaran. İnsan bazen birincinin peşinde koştururken hamile olduğunu bile unutuyor.

Kızım 3,5 yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Oğlumun hamileliğinde herşey normaldi Allah'a şükür. Fakat 7. ayda ben bir virüs kapmışım. 6. hastalıktı sanırım. Sadece çocuklarda olur sanıyordum fakat hamilelerde de olabiliyormuş. Bacaklarım isilik gibi olmuştu, kaşınıyordu. Ben sıkıntıdan zannetmiştim onları. Herman Bey kontrole gittiğimde farketti. Ultrasonla bakarken asit gördüğünü söyledi, iki farklı tahlil istedi. Birini hatırlamıyorum, birisi parvovirüstü (bu unutkanlığın sonu nereye varacak?). Parvovirüs tahlilini her yerde yapmıyorlar. Sarıyer'de bir tıp merkezinde yaptırdım. Sonuçlarda virüsü aldığım ama bebeğe geçmediği çıktı. Sonuçların iyi olduğunu görünce aslında virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu söylemişti. Öldürücü olabiliyormuş(en kötü sonuç). Onu da bebeğe zarar gelmeden atlattık Allahtan. Yine kontrollerde bebekte hidrosel(testislerinde sıvı) olduğu gorüldü. Doğduktan sonra yavaş yavaş iner dedi doktorumuz. Gerekirse ameliyat da yapılabilirmiş. Onun dışında herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Hamileliğimin son zamanlarında kızım sürekli "Ne zaman doğacak?" diye soruyordu (iyi ki geç söylemişiz kardeşi olacağını yoksa 9 ay çekilmezdi!). Teyzesi de kar yağınca olacak kardeşin demiş bizimkine. İlk kar yağdı bizimki "Kardeşim neden daha doğmadı?" diye soruyor. Ama ikinci karla birlikte geldi oğlumuz. Doğumdan bir gece önce isim konusunu netleştirmeye çalışmıştık eşimle. Seçenekleri dörde indirmiştik. Sonra karar veririz demiştik. 

Bize göre daha neredeyse 2 hafta vardı doğuma. O gün annem geldi Bursa'dan. Hatta babam erken gidiyorsun demis. Ben annemi görünce rahatlıyorum sanırımm hemen doğuruyorum. Kızımda da öyle olmuştu. Kızımda annemi aldık otobüsten, eve gidemeden hastaneye gitmiştik (eşyalar son 15 gün arabanın arkasında gezdi bizimle). Ertesi sabah saat 6 gibi sancılarım karla birlikte başladı. Kar hafif hafif artıyor, benim sancılar da sıklaşıyordu. Eşimi de uyandırıp birşey söylemiyorum yalancı sancıysa diye. Baktım artık 5 dakikada bire indi haber verdim, tabii o panik. Oturduğumuz lojmanın sağlık merkezinin ambulansını çağırdık. Ben eşyaları topladım, yola çıktık. Ambulans en yakın sağlık merkezine bırakabiliyormuş. Ben o arada Herman Bey'i aradım. Acıbadem'e gittiğimizi söyledim. "Eğer açılma 4 santimi geçmişse hiç yola çıkma orada doğur" dedi. Acıbadem'deki kontrolde 3 santimdi açılma, orada kalmak istemedim. İnsan kendi doktorunu istiyor yine de. 

Biz bu sefer oradan Metropolitan Hastanesine gittik. Kar da iyice bastırmış bu arada. Gittiğimizde Herman Bey ile çalışan Gökçe Doktor oradaydı. Hemen odaya aldılar. Ben epidural yapacaklar diye bekliyorum, Gökce Hanım "unut epidurali" dedi, çünkü arada açılma 4 santimi geçmiş. Ben ki ilk doğumda eşime ikinciyi doğurursam kesin sezaryen olur diyordum sancıların etkisiyle. Ama büyük lokma ye büyük konuşma. O an düşündüm nasıl olacak diye.


Ben şimdi gerçekten epiduralsiz normal doğum mu yapacaktım? 

Çünkü kendimi hiç hazırlamamıştım. Hemşire geldi serum taktı, ilaç veriyor sancılar için dedi. Ben de iyi ne güzel diyorum. Hemşire yüzüme tuhaf tuhaf bakınca anladım ki sancıları arttırmak içinmiş (suni sancı bu olsa gerek). Yapacak bir şey yoktu, kendi kendime eninde sonunda olacak bu doğum dedim. Sancılar da zaten ilk doğumda epidurale kadar olan sancılar gibiydi ya da ben doğum sırası hatırlamıyorum. Hastaneye vardıktan 1,5 saat sonra oğlum doğdu. Herman Bey'in dediğine göre 5 avazda doğurmuşum. Oğlum 4 kilo 600 gr. doğdu. Zaten o an gögsünüze koyduklarında hiçbirşey kalmıyor az once yaşadıklarınızdan. 


Epiduralli doğumdan daha iyi geldi açıkçası bu doğum. Çünkü epiduralden sonra birşey yiyememiş, yürüyememiştim bile. Normal doğumda ise doğum yapan ben değilmişim gibiydi. Doğumdan sonra arayıp herkese ben haber verdim. Hatta Ece'yi aradığımda, Ece bana "sakın bu havada doğurayım deme" demişti. Yine herşey yolunda gidince 1 gece kalıp çıktık hastaneden. Şu an neredeyse 8 aylık oldu bile oğlum. Hidroseli de günden güne iniyor.

 
                                        Oğlum Melih 8 aylık oldu

Bilmiyorum normal doğum düşünen anne adaylarına ne kadar faydası olur ama benim hikayelerim de böyle...

Yazıyı tekrar okurken ben mi yazdım bu kadar şeyi diye kendine şaşırdım.
Yeliz




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

18 Ağustos 2013 Pazar

İnanılmaz bir şey! Suda Normal doğumda su kesesi bozulmadan doğan bebeğin resmi. Sanki anne karnının içine bir bakış gibi!



İnanılmaz bir şey! Suda Normal doğumda su kesesi bozulmadan doğan bebeğin resmi. Hem de ikiz doğmuş bu bebekler.

Sanki anne karnının içine bir bakış gibi!



kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=687300684633375&set=a.358525850844195.104212.129666903730092&type=1&theater






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

26 Haziran 2013 Çarşamba

14 saatlik zorlu bir normal doğumun sonrasında kızı Zeynep Ceren'i kucağına alan Hassas Annemiz Ela Kan'a sonsuz tebrikler








Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Tecrübeli Ebe Asude Oflaz doğal doğumu anlatıyor


5 Mayıs Dünya Ebeler Günü nedeni ile ve Uluslararası Doğal Doğum Kongresi ardından;

Florance Nightingale Üniversitesi Doğum Hemşireliği bölümü tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Doğal Doğum Kongresi, 24-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Kongre'nin en ünlü katılımcısı dünya çapında tanınan doğal doğum aktivisti Dr. Michel Odent'ti. Üç gün süren kongrede; hukukçular, sağlık bakanlığı çalışanları, öğretim üyeleri, doğal doğum teknikleri uzmanları, doktorlar, doğum sonrası bebek bakımı ve lohusalık konularında uzman hemşireler ve sezaryen uzmanları konuştu.

Kongreyi düzenleyenler ve iştirak edenler, "Türkiye'nin doğum konusundaki sorunlarına karşı ne kadar duyarlı olduklarını" gösterdiler. Tüm sunumlar "normal doğum"a dikkat çekti. Kongre adı itibariyle "doğal doğum kongresi" olmasına rağmen sunumlar genellikle hastanede doğumu ve "bir hasta olarak anneyi" anlatıyordu.


Benim sunum konum ise "hastanede doğal doğum"du. Sunumumun amacı; hastanelerde doğal doğum olamayacağına ve anlatılanların"doğal doğum"a değil normal vajinal ve medikal doğuma yönelik olduğuna dikkat çekmekti.


Sunumumda özetle şunları anlattım:
Dr. Odent'in anlatımına göre doğal doğum; anne ve bebeğin dışarıdan hiçbir müdahale almadan; yavaş, uzun ve doğal bir süreçte doğumu birlikte tamamlamalarıdır. Kadın bedeninin doğal, biyolojik ve içgüdüsel bir fonksiyonu olan doğum bir hastalık hali değildir. Kadın binlerce yıldır yer ayrımı gözetmeden doğum yapabiliyor. Üstelik doğum yeri steril olmak zorunda da değil.
Oysa modern tıpta doğum patolojik bir durum olarak görülüyor. Eğer anne adayı doğuma hastanede giriyorsa ve "hasta" olarak kabul edilip çeşitli medikal müdahalelere maruz bırakılıyorsa o doğum, modern tıbbın medikal anlayışlı, müdahaleli doğumudur.


Dolayısıyla günümüzde "Doğal Doğum" ve "Hastanede Doğal Doğum" birbirine zıt kavramlar. Dolayısıyla bu "Doğal Doğum" olarak kabul edilemez. Bunun ismi "Hastanede vajinal/ normal doğum"dur.


"Doğal Doğum Kriterleri"; doğum öncesi eğitimlerinin verilmesi, zamana saygı gösterilmesi, anneye doğru destek birimi sağlanması, ebenin annenin yanında bulunması ve doğumun doğumevinde gerçekleşmesidir.


Doğal doğumun fizyolojisinde stres faktörü önemli bir rol oynar. Hangi hormon aktifse doğum sürecini de o etkiler. Doğumun olmazsa olmazı olan doğum kasılmalarını yöneten Oksitosin hormonunun, Adrenalin hormonu tarafından baskılanmadan salgılanması gerekir. 


Doğumda stres faktörleri; korku, endişe, hasta psikolojisi, gereksiz ve sık tuşe gibi müdahaleler, mahremiyetinin korunmaması, kalabalık , gürültü, dar alanlar yani hasta odaları, hastane prosedürleri, ağrı odası, rehbersizlik, güvensizlik, doktorun zaman faktörü, açlık ve hareketsizliktir. Ayrıca doğum masalarının doğal doğuma uygun olmaması Adrenalin salgılanması yani stres yaşanması demektir.


Bu bakışla anne adayına doğumda yaşatılmakta olanlar “kadına şiddetin” başka bir boyutudur.
Takdir edersiniz ki bu işleyişin içinde "doğumun" doğal olabilmesi imkansızdır. Ülke çapındaki %45lik, büyük şehirlerdeki %80lik sezaryen oranları bugün bizim gerçeğimizdir.


Bugünkü modern hastaneler "doğal doğum" felsefesine aykırı tasarlanmışlardır. Tüketim odaklı otel-hastane yaklaşımı, aslında ucuz ve kolay olan biyolojik doğal doğum ile taban tabana zıttır.


Devlet hastanelerinin durumlarını biliyorsunuz. Kalabalık personel, perdeyle ayrılmış doğumhaneler, gürültü, annenin yalnız olması, bir odada birden çok gebenin olması, ortak kullanılan tuvaletler... Doğumu İŞ olarak gören, standartlar içinde tutmaya çalışan, sevgi, saygı ve anlayıştan uzak, doğal doğumun doğasına aykırı tasarlanan hastanelere mecbur bırakılmak, tüketim odaklı sağlık anlayışının sonucudur.
Doğum hastalıksa tabii ki hastane, doktor ve hemşireye ihtiyaç vardır! Oysa gerçekte doğal doğumun fazla tüketime ihtiyacı yoktur.


Sistem korku ve tüketime özendirme yoluyla anne-bebek sağlığı üzerinden rant elde etmeyi hedeflemektedir. Sistemde bu kadar stres kaynağı ve ebeliğe defans varken, hastanede ebelik rehberliği ve doğal doğumdan bahsetmek soyut kalıyor.
Ebenin iş tanımı şöyledir:
Anneyi doğum öncesinde, doğum sürecinde ve doğumdan sonra; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bilgilendirir, destek olur, takip eder ve doğumunda birebir yanında bulunur.
Dört yıl üniversitelerde bu işin eğitimini alan, bilgisiyle, becerisiyle inisiyatif kullanabilen, bilimli insanlardır ebeler.


Dr. Odent; "Doğum süreci uzun ve yavaş bir eylemdir. Bu süreçte anneye birebir fiziksel, psikolojik ve bilimsel destek veren bir kişi olmalı. Bu da yüzyıllardır doğum yapan kadının yanında var olan, onu yargılamayan, koruyan, anne sevgisi ve şefkat ile yaklaşan, anne olmaya hazırlanan kadına rol modellik eden bir kadındır; onlar da ebelerdir," der.


Her yıl 33 SMYO "ebe" mezun ediyor. Bugün 20 bin ebemiz var ancak çoğu sağlık personeli olarak "ebelik" dışında her işi yapmaktadırlar. Sistem ebelik bölümlerine öğrenci alınmaması yönünde çalışmalar yapmaktadır. 


Yine sistem "ebelik" yerine "doulalık" koymaya çalışmaktadır.


Doulalık; tıbbi bilgisi olmayan kişilerin, kurslara katıldıktan sonra doğum sürecinde anneye destek vermeleridir. Doulalar, ebenin iş tanımında "anne desteği" olarak geçen, fiziksel ve psikolojik destek kısımda görev almaktadırlar. Bu süreç anne adayının en çok desteğe ihtiyaç duyduğu uzun travay sürecini kapsar. Doğum hemşireleri ise doğum sonrası anne bakımını ve bebek bakımını üstlenmektedirler.
Doğumu bir patoloji olarak öğrenen doktorlar doğum yaptırdığında ebelik diye bir meslek kalmayacak, dolayısı ile doğum doğallığını tamemen yitirecektir.


Bugün doulalar, annenin desteğe ihtiyacı olduğunu görüp iyi niyetlerle bu işi yapmak istiyorlar ancak farkında olmadan diğer sistemiçi dinamiklerle birlikte "doğumun hastanelerde" olmasına, anne-bebek üzerinden rant elde edilmesine hizmet ediyorlar. 


Ebelik mesleği hayata geçmedikçe, ebeler mesleklerine sahip çıkmadıkça, ebelik meslek örgütlenmeleri çoğalıp haklarını aramadıkça, anne adaylarına hasta dendikçe, doğumlar doğumevlerinde yapılmadıça; anne-bebek sömürüsü devam edecektir.
Dünya “Ebeler Günü” vesilesiyle son olarak şunları söylemek isterim: umarım önümüzdeki senelerde,, yüzyıllardır anne ve bebeğe sevgiyle hizmet etmiş olan “ebelik” mesleği hak ettiği itibarı kazanır.



  • Ebe Asude Oflaz ·
    www.hamilelikokulu.net





    Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

    Ana Sayfaya Dönün