Hamile Hassas Anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamile Hassas Anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2013 Salı

Bu harika kitap çekilişle 3 Hassas Anneye hediye! Kitabın geliri de iyi bir amaç için kullanılacak. Bebekler hayata tutunsun ve anne sütünden mahrum kalmasın


SEN DE DESTEK OL!Her şey Elif Vera’ya hamileliğimin 34. Haftasında başladı. Hareketini hissetmediğim bir gün. Ardından 2. gün.

Ve

Doktoru arayışım.

Kontroller, koşturmalar,boş kuvöz de yok, ne yapacağız? diyen kapı arkası konuşmalara kulak misafiri olup, metanetli olmaya çalışmakla geçirilen 3 saat. Koskoca 180 dakika. Sanki 180 saat. Ya da bir asır...

Bebeğinizi kaybetmek/kaybetmemek arasında kalınan ‘o an’

Araf.

Zor... çok zor... 



hele hele de bu ‘can’ın bir alet eksikliği yüzünden yitip gitmesi.

Acı verici!

’Acı’ kelimesi bu duyguları tarif etmeye yeter mi?


Çok şükür her şey yolunda gitti. Saatler süren kontrollerden sonra çok zayıf da olsa bebeğin kalp sesini duymayı başardık. Elif anne karnındaki 34. haftasında doğurtulmak zorunda kalmadı!

Eğer doğurtulmak zorunda kalsaydı; Malatya Araştırma hastanesinde boş kuvöz yoktu. Başka bir şehre/hastaneye nakil için transport kuvöz de yoktu!

Neden: İmkansızlıklar

Bir canın bedeli kaç imkansızlıktan oluşur ki? Bir can zaten bir mucize demek değil mi?


O gün; hastane odasında toparlanırken, kalp sesini duydum çok şükür diye gözümden usul usul yaş süzülürken, yüreğime hançer battı.

Ya doğurtulmak zorunda kalsaydı?

Çok şükür bizim için her şey yolunda gitti. Ya diğer anneler? Bebek kokusu yerine toprak kokusu koklamak zorunda kalan anneler?

O an; karar verdim. Bir gün bu yaşadıklarımı yazacağım ve bu kitabın gelirini hastanelerin yeni doğan birimi eksiklikleri için kullanacağım!


2010 senesinde yazmak kısmet oldu. İstedim ki bu kitap bağış amaçlı olsunve herkesin tuzu bulunsun. Kitabın kapağını çizen Esra’m ile tanışmam da bu kitap sayesinde oldu. Bu kitabın hikayesini, beni ve Esra’yı aşağıdaki video linkinden izleyebilirsiniz.

https://www.facebook.com/photo.php?v=10150638870027572&set=vb.150684048321342&type=3&theater
T.C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü istatistiklerine ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan "Türkiye'de Sağlığa Bakış 2007" raporuna göre, ülkemizde her yıl ortalama 1 milyon 100 bin çocuk doğuyor (2010 raporuna göre 1 milyon 360 bin). Yeni doğan her bin çocuktan 22'si, diğer bir deyişle günde 60'dan fazla bebek, yaşamının daha ilk yılında hayata veda ediyor. Bu, ülkemizde her gün yaklaşık bir uçak dolusu bebeğin ölmesi anlamına geliyor. Bebek ve çocuk ölüm oranları açısından gelişmiş ülkeler ile aramızda büyük farklılıklar olduğu ise göz ardı edilemeyecek bir diğer gerçek. Oysa "bebek ve çocuk ölüm hızları", bir toplumun kalkınma düzeyi ve sağlık koşullarının göstergesi olarak kabul ediliyor. Ülkemizde bir yaş altı bebek ölümlerinin azımsanmayacak bir bölümü, önlenebilir hastalıklardan gerçekleşiyor. Bebek ölümlerinin önemli nedenlerinden biri de, hastanelerde tıbbi müdahale konusundaki olanakların yetersizliği. 

Bebekler, erken doğum, doğuştan gelen fiziksel sorunlar ve mikrobik hastalıklar başta olmak üzere, pek çok nedenle hayati tehlikeye maruz kalıyorlar. Bu bebeklere, zamanında ve doğru yapılan tıbbi müdahale, hayati önem taşıyor. Bu da, hastanelerde yeterli cihaz donanımına sahip çocuk acil ve yoğun bakım servisleri bulunması gerekliliğini doğuruyor. Ne yazık ki, ülkemizdeki pek çok hastane bu alanda imkânsızlıklarla boğuşuyor. (kynk: www.cokyasabebek.com)

Ben Devrim Atılkan yazdığım Sihirli 40 Hafta adlı kitabın yazar geliri ve Esra İlter çizer geliri ile; Çanakkale 18 Mart Araştırma Hastanesi-Yeni Doğan Yoğun Bakım Biriminin ihtiyaçların karşılanmasında gönüllü olduk. Bu kitap aracılığı ile de gerekli paranın toplanması için vesile olmak istedik. Siz değerli ebeveynlerden de bizlere destek olmanızı bekliyoruz. Amacımız Lactina-Hastane tipi süt sağma makinesi almak. Çünkü doğumdan sonra bir şekilde annelerinden ayrılmak zorunda kalan bebekler için en değerli besin ‘ANNE SÜTÜ’ ve doğumdan sonra emme süreci başlatılmazsa anne sütü çok geç gelebiliyor. Hem annenin sütü biran önce gelsin diye, bu süreçte taze annelere destek olmak hem de dünyaya gelen bebeği paha biçilemeyecek anne sütüne ulaştırabilmek için süt sağma makinesi gerekli bir alet. Özellikle de yeni doğan birimi için.

Siz de bize destek olabilirsiniz. Nasıl mı?

https://www.facebook.com/sihirli40hafta sayfasını beğenip/paylaşabilirsiniz. Böylece diğer ebeveynlerin de haberi olur.

Aynı sayfadan mesaj göndererek kitap siparişi verebilirsiniz.

Aynı sayfanın duvarına yazarak görüş bildirebilirsiniz.
(alacağınız her kitabın tüm yazar -çizer geliri yani 5 TL'si bu süt sağma makinesinin alımında kullanılacaktır) 


Alacağınız bir kitap sadece bir anne ve bebeği değil, onların çevresindeki herkesi mutlu edecek. Var mısınız destek olmaya?

Devrim Şahin Atılkan





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

25 Temmuz 2013 Perşembe

"Hamile kadının sokakta gezmesi uygun değildir" diyenlere cevap

TRT 1'in iftar programına konuk olarak katılan tasavvuf düşünürü Ömer Tuğrul İnançer, hamile kadınlar hakkında yaptığı yorum ile şaşırttı. İnançer'in yorumları sosyal medyada büyük tepki yarattı.

" BUNUN ADI TERBİYESİZLİKTİR"


Ömer Tuğrul İnançer konunun hamileliğe gelmesi üzerine şu ilginç yorumu yaptı:
"Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşam üstü çıkarlar... Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir."
Kaynak: Milliyet

Nasıl bir zihniyettir bu?

Yeter artık bari hamile anne adaylarını rahat bırakın. Hamilelik kutlanması gereken, onur duyulacak ve özgürlüklerin bitmediği bir zamandır. Hamileliğinin tadını çıkarmak, hamileyken gezmek filan terbiyesizlik değildir!
Bir tasavvuf düşünürünün konuşacağı başka konu mu yoktur? Dinimizde konuşulacak her konu bitti de sıra hamile kadınları eve kapatmaya mı geldi? Ülkemizde küçücük çocuklara toplu tecavüz ediliyor çıkıp bir laf ediyorlar mı? Ama hamileler gezince terbiyesiz oluyorlar! Siz belirleyeceksiniz anne adayları kaç dakika sokakta kalacak, ne zaman hamile olduğunu söyleyecek! İnsanları dinden soğutmaktan başka birşey değil bu. Güzel ve anlayışlı dinimize haksızlıktır bu. Annelik dinimizce kutsaldır. Benim kılavuzum Hz. Muhammed (SAV)'dır.

Şunu unutmayın:
Hz. Muhammed (SAV) şöyle demiştir:
"Cennet annelerin ayakları altındadır."




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

21 Temmuz 2013 Pazar

Anne Hikayeleri: Hassas Annemiz Derya'nın çok zorlu geçen doğumunun hikayesi

Bu da benim doğum hikayem. 1993 yılında evlendik. İlk gebeliğim evlendikten 3 ay sonra oldu. Hazır değildim. Doğurmak istemiyor, aldırmayı bile düşünüyordum. Annem karşı çıktı. İlk bebek alınmaz diyerek engel oldu. Bebek fikri beni korkutsa da yavaş yavaş alıştım. 3 ay sonra şiddetli kanamayla bebeğimi kaybettim. Hem üzülmüş, hem de ne yalan söyleyeyim sevinmiştim. Çevreye üzülmüş rolü yapıp, içimden de ''aman çok erkendi yine olur'' diyerek kendimi avutuyordum. Ama olmadı. 1,2,3 derken 7 tane 4 ay üstü, düşük. 3 tane de 3 ay altı düşük yaptım. Her biri birbirinden zorlu düşüklerdi. Sonrasında kanamalar, tahliller. Eşim artık bebek istemiyor ''sen bana yetersin'' diyerek bana moral vermeye çalışıyordu. 

Rahim zayıflığından dolayı doktorlar yeni bir hamileliği denemememi söylüyordu. Hep aklıma ilk bebeğimi istemediğim geliyordu. Vicdanım beni mahvetmişti. Ben o ilk bebeği aldırmak istediğim için başıma geliyor diye düşünmeye başlamıştım ki 2001 yılında hamile kaldım. Doktora gitmeye korkuyordum. ''Karnınızda ölmüş almamız lazım'' Bu sözler beynimde yankılanıyordu. Gitmedim ve kimseye de söylemedim. Eşimden bile gizledim. Karar vermiştim; Beraber ölüme gidecektik. Bebeğimin karnımdan alınmasına müsaade etmeyecektim. Dördüncü aya girerken ağır bir gribe yakalandım. Eşim ısrarla antibiyotik içirmeye çalıştığı için söylemek zorunda kaldım. Tabii ki bir anda tüm çevre duydu. 

Annemle ertesi gün doktora gittim. Annemden de yol boyu azar işittim. Eşim korkudan gelmedi doktora. İş bahanesi uydurdu ama ben anladım ki dayanacak gücü yoktu. Muayenehanede korkudan ayaklarım kesildi, yürüyemiyorum tüm bunlar yetmezmiş gibi gribim. Doktorum beni görünce ''Ne olur hamileyim deme! Sana da, bana da yazık'' dedi. Ama hamileydim. Yapacak birşey yoktu. Çıktım muayene masasına, ultrason cihazı karnımda dolanıyor, benim gözüm doktorun gözünde. Yüzünün aldığı şekilden sonuç çıkarmaya hazırken ''bebeğinin kalp atışlarını dinlemek ister misin?'' dedi. Ben ağlamaya başladım ''Anne; yaşıyor! yaşıyor! '' diye şevinç gözyaşları döktüm. 

Antibiyotiksiz, ağrı kesicisiz, ıhlamurla, balla gribi atlattım. 15 günde bir doktorun muayenesinden geçtim. 8. aya girdiğim gün doktorum bana dinlen, rahimde açılma var sakın kalkma dedi. Ama akşamı doğum sancısı başladı. Hemen doktorumun olduğu hastaneye gittik ama 8. aydaki doğum için gerekli teçhizatın olmadığını, bebeğin ciğerleri kapalı olacağı için, yeni doğan yoğun bakımının olduğu, tam teşeküllü bir hastaneye gitmemiz gerektiğini söylediler. Ve böylece ambulans maceramız başladı. 6 saat boyunca istanbul'un tüm hastanelerini gezdik. Şişli Etfal, Çapa, Haseki ve Cerrahpaşa yer olmadığı gerekçesiyle. Süleymaniye ve Bakırköy teçhizatları olmadığı nedeniyle beni almadı. Bize denen tek yer Zeynep Kamil'di. Büyükçekmece'den başlayan yolculuğumuz Altunizade'ye kadar sürdü. Eşim her hastaneden neden geri çevrildiğimizi anlamıyor, çıldırmış gibi davranıyordu. Ambulansın şöförü (b.çekmece belediyesi ambulansıydı) her hastane kapısında ''yenge ne olur dayan, kurtarıcaz seni burası alacak'' diyor ama sonuç hüsran olunca ''kavga etmeye vakit yok'' diyerek yeniden yola koyuluyordu. 

Zeynep Kamil; beni hemen aldılar. İçerisi ne ferah gelmişti ne şeker bir doktordu yanıma gelen. ''Seni hemen yoğun bakıma alacağız, doğumu durdurmaya çalışacağız'' diyerek beni arka binalarda, koridorladan geçirerek, izbe, bakımsız bir odaya aldılar. Oda dediysem 30 yataklı bir kocaman bir yerdi. 3 gün iğneler ve serumla durdum. Ziyaretçi, refakatçi yok. Yemek hiç yok. Sabahı doktor gelip (bir gördüğün doktoru bir daha görmüyorsun) ''doğuma alıyoruz'' dedi ve gitti. Koluma suni sancıyı taktılar. Sabah 9'da sancı odasına girdim, akşama kadar sancı çektim. (Sanırım pek çoğu ''benim nöbetimde doğurdu, doğurdu. Benden sonra gelen düşünsün'' diyor.) Keza normal doğum sırasında işler ters gitti ve sezeryana almaya karar verdiler. Olmadı. Bebek gelmeye başlamıştı, rahim tersti, nabzım ve kalp atışlarım zayıflamıştı. Bol neşter yardımıyla beni akşam 9:05'te kızıma kavuşturdular. Masadan indiğimde saat 11 gibiydi. Kanamam durmamış, nabız ve tansiyon normale dönmemişti. Kızımı göz ucuyla görebilmiştim. Odaya aldılar beni. Bebeğimi yanımdaki beşiğe koydular ve gittiler. Yalnızdım, açtım, geceliğim ıslaktı. Giysilerim sancı odasından kaybolmuştu. Tabii ki tamamen yalnız değildim, odada benim gibi doğum yapmış altı kadın vardı ama hepsi bana yabancıydı. Ben eşimi ve annemi istiyordum. Bebek sağlıklıydı inanamıyordum! Çok güzel bir kızdı (Şimdi düşünüyorum da; yamuk ve uzun bir kafa, annenin fazla vitamin kullanmasından dolayı ağızında diş oluşumu, yüzünde beyaz yağ bezesi gibi oluşumlar...)



 2350gr dünya tatlısı kızımı besleyecek sütüm yoktu. Doğumun yorgunluğu ve başlayan kanama sebebiyle uyumuşum. Bebeği besleyemeden ölüm uykusuna yatmışım. Sabah 7 gibi servise gelen doktor rengimden ve uyanmamamdan dolayı yoğun bakıma almış beni. Kızımı da beslenemediği için almış yoğun bakıma. Yeni doğan sarılığına yakalandı bir de üstüne. 27 gün yattık kızımla serviste. 27 gün boyunca eşim bebeğimizi göremedi. Bir gün olsun eve gitmedi. Hsstane bahçesinde, arabanın içinde yattı. Şimdi çoook sükür sağlıklı cıvıl cıvıl bir kızım var. Yaşadıklarımdan dolayı bir daha bebek sahibi olamayacağım. Zeynep Kamil'den hem nefret ettim, hem de evladımı bana bağışladıkları için minnet ettim. Orada gördüklerim filmlere konu olur. Bir ilki de yaşadı Zeynep Kamil bizimle birlikte. Kayıtlara 3 günlük bebek dişini çeken ilk hastane olarak girdi.
Derya



9 Temmuz 2013 Salı

Hassas Annemiz Fatoş zorlu hamilelik ve hastalık günlerini anlatıyor



Benim ve oğlumun zorlu yolu hamileliğimin 5. ayında başladı. Oğlumun %70 down sendromlu olduğunu söyledi doktorumuz, amniosentez yapılması lazımdı kesin tanı için, kesin tanı konsaydı ne olacaktı ki ona kıyabilecekmiydim down sendromlu olduğu için yaşama hakkını elinden alacak mıydım? Hayır...
İşlem yapıldı, sonuç geldi ve benim paşam sağlıklı mı sağlıklıydı ama yetti o stres babasına da bana da. Bunu atlattık derken stresli bir hamilelik sonucu tansiyon yüksekliğinden 8 ay 1 haftalıkken sezaryanla dünyaya geldi oğlum Keremnecat. 23 gün kuvezde kaldı her gün sütümden sağıp götürdüm ona besledim uzaktan uzağa dokunamadan. 

Neyse ki hasret bitti kavuştuk ana oğul.  Bu kez de oğlum 2 aylıktı bana lupus teşhisi kondu. Uzun bir tedavi gerektiren sistemik bir hastalıktı bu ve anne sütüne doyamadan sütten kesmek zorunda kaldık oğlumu. Hastanede yatmam gerekliydi 1 gün değil, 3 gün değil, 5 gün değil tam 3 ay... Nasıl ayrılacaktık? Ona her türlü bakılır bakılır da ben onsuz o bensiz nasıl yapacaktık? Doktorum, iyilik perim Allah'tan sonraki tek kurtarıcımla konuşmaya karar verdim. Ben duramam oğlumdan ayrı tedavi etseniz de yanıt vermez, ilaç iğne fayda etmez dedim kabul edin de onunla kalayım bu küçücük odada inanın gık demem dedim ağladım yalvardım. O da anneydi anladı beni mesleğini riske attı ve kabul etti tamam dedi Keremnecat da bana yardımcı olacak bu süreçte varlığıyla dedi. 3 ay dile kolay tam 3 ay kaldık oğlum ve annemle o hastane odasında, yüklü ilaçlar, iğneler, serumlar, kortizon tedavisi hepsi vız geldi oğlum yanımdayken bana...

Atlattık mı hayır atlatmadık oğlum 3 yaşında bu hastalıkla oğlumun yaşı bir, hastaneler 2. evimiz, ilaçlar evde şekerimiz oldu ama oğlum var ve desteğini hiç esirgemeyen eşim var işte onlar her şeye değer onlar iyi ki varlar... O zamanlar durumum çok çok vahimmiş şimdi şimdi anlatıyor bana annem ve eşim, nasıl da güzel oynamışlar nasıl da moral vermişler bana...

 Şimdi yaşayamam gibi geliyor o günleri tekrar. 2. bir hamilelik şu an yasak, bir kızım olmasını çok istiyorum ama olmazsa da Rabbim bilir Allah oğluma sıhhat ve hayırlı ömür versin. Teşekkür ederim 
Allah'a emanet olun
Fatoş




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

29 Haziran 2013 Cumartesi

Anne olmak için uzun yıllardır bekleyen Hassas Annemiz Arzu yaklaşan doğumuyla birlikte hissettiklerini anlatıyor


Özgür Barva'nın gelişi yaklaştıkça pek bir duygusal oldum. Geçen 267 günü düşündükçe gözyaşlarımı tutamıyorum. O kadar uzun zamandır beklemişim ki gelişini, 20 yıl desem yalan değil.

Henüz daha çocuk denecek yaştaydım "bir gün anne olmadan ölür müyüm" diyerek ağladığımda. Çevremdeki bütün bebeklerin gönüllü bakıcısı oldum. Anne olup olamayacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Sonra bütün bu süreci tamamlayabildimse ancak onun sayesinde diyebileceğim eşim, hayat arkadaşım, yoldaşım Özcanımla karşılaştım.

Bebek sahibi olmak için hiçbir engelimiz olmadığını öğrendik fakat buna rağmen aylar nedensiz ve sonuçsuz geçti. Yaşım itibariyle de (neredeyse 40 olacağım) tüp bebek denemeye karar verdik. İlk denememizde hiç beklemediğim halde olumlu sonuç aldık fakat arkasından hüsran yaşadık. İlk denemede başaracağımızı hiç beklememiştim ama başta olumlu sonuç almışken bozulması beni çok üzmüştü. Eşimin çocuğumuzun olmasının şart olmadığını, böyle üzüleceksem de denemekten vazgeçeceğini söylemesiyle üzülmeyi bıraktım. 


İlk denemeden artan 3 embriyo ile birlikte Özgür Barva'mız bizi 1 yıl boyunca hastanede -256 derecede bekledi. Bu yüzden babası ona hep süper fresh diye takılıyor, dondurucuda sakladık mikrodalgada çözdürdük diyor İkinci denememizde Özgür Barva ikiziyle birlikte çıkmıştı yola. Bu noktada tüp bebek doktorumuz Arzu Çağdaş'a bir kez daha teşekkürler. Arzu Hanımın başarısına da uğuruna da çok inandım. İkizi oğlumu yolun daha başlarında, belki de onun bu yolu sorunsuz ve risksiz tamamlaması için yalnız bıraktı. 

Bir doktordan çok çok öte ailemden biri olan Herman Işçi (Abim) beni o kadar rahatlattı ki bizi bırakan minik pıtcık için üzülemedim bile. Herman Abim insana sonsuz bir güven veren, samimi, içten, hiçbir şeyde önceliğinin maddiyat olmadığından emin olduğun, işinde mükemmel, her an ulaşabileceğinin rahatlığını hissettiren bir doktor. Benim için onu tanımak şanstı ve bu şansımı da tüm tanıdıklarımla paylaşıyorum.

Özcan'ım sonsuz sabrı, özverisi, şefkati, sevgisi ve yardımlarıyla hamileliğimi sorunsuz ve mutlulukla geçirmemi sağladı. Verdiği güveni ve huzuru tarif etmeme imkan yok. Son 8,5 aydır evde hiçbir işi bana yaptırmayan, köpeğimizin her türlü bakımını da tek başına üstlenen eşim, mutfaktaki hünerleriyle de hep sağlığımızı düşündü. Gece saat 1'de işten gelip sabah 5'e kadar evimizin perdelerini yıkayıp astı bile daha ne diyeyim! Her türlü rahatımız, konforumuz, güvenliğimiz babacık tarafından biz daha düşünmeden düşünülüp hazırlanmıştı bile. Sen nasıl bir şanssın ey sevgili...

Ailem, onlar hep yanımda oldular. İnsanın büyük ve bağları sağlam ailesi ne büyük bir şans. Kardeşlerim, kardeşlerimden farksız kuzenlerim hep yanımdaydılar. Bu öyle büyük bir iç huzuru veriyor ki insana. Biliyorum, ben olsam da olmasam da Özgür Barva hiçbir zaman yalnız kalmayacak. 

Hepinizi çok seviyorum... 
İyi ki yanımdasınız...
Arzu 






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

28 Haziran 2013 Cuma

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Yard. Doç. Dr. Herman İşçi Hassas Anneler için "Gebelikte Beslenme" konusunu yazdı.

                                                         GEBELİKTE BESLENME

Gebelikte karbonhidrattan fakir; protein, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye özen gösteriniz. Sebze meyveleri iyice yıkayarak, etleri iyi pişirerek tüketiniz. İçeriğini bilmediğiniz, güvenmediğiniz markaların hazır gıdalarını, konserve ürünleri tüketmemeye gayret gösteriniz.

Günde bir bardak süt, bir kase yoğurt veya iki bardak ayran, bir adet yumurta; haftada 1-2 kez balık, 1-2 kez kırmızı et tüketiniz. Salam, sucuk, suşi gibi çiğ et ürünlerini tüketilmemelisiniz veya salam, sucuk, sosisi pişirilerek tüketiniz. Pastorize edilmemiş süt ve peynirden uzak durunuz. Her öğünde salatayı sofranızdan eksik etmeyiniz. Salatanızı limon, zeytinyağı, peynir, ceviz, ton balığı, tavuk ızgara ile zenginleştirebilirsiniz. 

                               Dr. Herman Bey Esin ve Sevinç ile

Günde en az 2 litre su tüketmeye gayret gösteriniz. 

Ana öğünlerin haricindeki acıkmalarınızda 1 avuç fındık, fıstık, ceviz içi, tuzsuz badem, kuru kayısı, kuru erik, yabanmersini veya kuru inciri ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Bunlar hem sizi tok tutacak hem de size enerji verecek doğal yağ ve şekeri barındırır.

Anne adayları oruç tutmamalıdır.

Gebelik sürecinde karbonhidrat içeren besinlerden uzak durmaya çalışınız, çünkü gebelikte şeker hastalığına yatkınlık artar. Beyaz ekmek, makarna, pirinç pilavı, hamur işleri, poğaça, börek, kek, pasta, reçel, bal, pekmez, çikolata, sofra şekeri tüketmemeye gayret gösteriniz. Bunlar yerine kepekli, çavdarlı, bol tahıllı ekmekler, bulgur pilavı, esmer makarna ve esmer pirinçten yapılmış pilav, kuru baklagiller tercih edilebilir. Kola, gazoz ve hazır meyve sularında da şeker oranı yüksektir, tüketimlerinde dikkatli olunması gerekir.
Şeker kullanımı kadar tuz kullanımına da dikkat edilmeli. Gebelikte artan iyot ihtiyacını karşılayabilmek tüketilen tuzun iyotlu olmasına dikkat edilmelidir.

Gebeliğe bağlı progesteron hormonunun etkisiyle nasıl ki bebeğin konforu için rahim gevşiyor ise, diğer kas, eklem ve tendonlarda gevşemeler meydana gelir. Buna bağlı olarak tansiyonda düşme, bağırsak hareketlerinde yavaşlamaya bağlı kabızlık gibi şikayetler; gebeliğin ilerlemesine bağlı rahmin büyümesiyle birlikte midenin boşalmasında gecikme ve hazımsızlık, mesaneye baskı sonucu sık sık idrara çıkma gözlenebilmektedir. Kabızlık için lif ağırlıklı beslenmeye (kepekli tahıllı gıdalar, posalı sebzeler, meyveyi kabuğuyla yeme gibi) özen gösteriniz.

Kahvenin içindeki kafein ve çayın içindeki teofilin nedeniyle besinlerle aldığınız demirin emilimi azalır, bu yüzden günde 1 kahve ve birkaç fincan açık çaydan fazlası içilmemelidir. Nane limon, ıhlamur, yeşil çay, kuşburnu gibi bitki çayları gebelikte rahatlıkla tüketilebilir.

                                         Herman Bey Alper ile

Sigara ve alkol tüketiminden gebelik boyunca uzak durunuz.

Yürüyüş ve yüzme gebelikte rahatlıkla yapılabilecek sporlardır. Haftada 3-4 kez 30 dakikalık sizi yormayacak yürüyüşler daha fit bir bedene sahip olmanızı sağlayacak ve normal doğuma da hazırlanmanıza katkı sağlayacaktır.

Ay başına ortalama 1-1,5 kg olacak şekilde gebelikteki 12-14 kg alımı normaldir.

Herşey yolunda gittiği sürece gebelikte cinsel aktivite yasak değildir.

Bebeğin beyin ve omurilik gelişimi açısından folik asit önemli bir vitamin olup gebelik öncesi ve erken gebelik dönemlerinde günde 0,4 mg folik asit alınması önerilmektedir.


Çoğunlukla gebeliğin ilk 3 ayında görülen bulantı ve kusma şikayetlerinin olduğu dönemlerde azar azar sık sık yemek, bisküvi grissini gibi kuru gıdalar, haşlanmış soğutulmuş tavuk göğsü, soğuk tüketilen kola soda gibi asitli içecekler, patates cipsi, tatlı-tuzlu, tatlı-ekşi kombinasyonları denenebilir.

Yard. Doç. Dr. Herman İşçi
İstanbul Bilim Üniversitesi

Feminen üreme ve Kadın Sağlığı Merkezi   Tel: 0212 219 12 72
Florence Nightingale Avrupa Hastanesi     Tel: 0212 212 88 11 







Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler


25 Mayıs 2013 Cumartesi

İkiz bebeklerini bekleyen Hassas Anne adayımız Emine Melek'in hamilelik macerası- 2





Meleklerime...

Annesinin güzelleri size sahip olacağımı öğrendiğim günden beri ne saatler geçiyor ne de günler hep kalbim pırpır hep heyecanlıyım. Aylardır sadece sizi kucağıma alıp koklayacağım anın hayalini kuruyorum evdeki takvimlerde 29 Ağustos'un kalp içine alınmadığı takvim yok her geçen gün hedefimize, zaferimize daha çok yakınlaşıyoruz ben sabrediyorum siz büyüyosunuz. Çalışırken 24 saat gözümün önünde olan ultrason cihazı hiç bu kadar önem kazanmamıştı benim için. Kontrole giderken en güzel kıyafetimi giyiyorum bazen saçlarıma fön bile çektiriyorum sizinle buluşmak için hazırlanıyorum. 


                                           


Artık 23. haftamızı bitirdik çoğu gitti azı kaldı 3 ay kadar vaktimiz var, odanızı hazırladık ufak tefek eksiklerimiz kaldı sadece o minnacık patiklerinizi tulumlarınızı her gün seviyorum içini dolduracağınız günlerin hayalini kuruyorum. Anneanneniz "ohooo gün gelicek onlar da kendi çocuklarına gösterecek bu kıyafetleri" diyor bilmem ki gelir mi o günler. Odanızdaki rafta bulunan oyuncakların tamamı benim çocukluk oyuncaklarım o da bi gerçek tabii. Şimdi ne kadar sabırsızlansak da zaman aslında çabucak geçiyor. Siz gelince her şey değişecek biliyorum siz bizim şansımız, rengimiz, bereketimizsiniz. Biz artık sadece SİZİ BEKLİYORUZ…
Emine Melek






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün  

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Anne Hikayeleri: İkiz bebek bekleyen Hassas Annemiz Emine Melek'in hamileliği-1




Şimdi en baştan anlatmak gerekirse; bence bebek sahibi olma duygusu kadının doğasında var. İki yaşında bir kız çocuğu oyuncak bebeğini kimseden bilgi almadan kucağında pışpışlamayı doyurmayı biliyor olması doğasından gelmez de ne olur? Benim bebeklere olan ilgim hep vardı sanırım ne kadar belli etmesem de bebek en son yapılacak şeydir diye yorumlar yapsam da mesleğe ilk çocuk servisinde bebek hemşiresi olarak başlamış olmam bir çok şeyi anlatıyor. Aslında evliliğim biraz erken oldu ama hiç keşke demedim 19 yaşında olduğum için 1.5 yıl erteledik. Sonra eşimin bebeklere yaptığı yorumlar beni çok şaşırtıyordu bu kadar hevesli olabileceğini hiç tahmin etmemiştim. Bir gün birlikte otururken şimdi evde bir çocuk olsaydı ev nasıl sesli olurdu hiç canımız sıkılmazdı sözleri bebek sahibi olma kararımızı netleştirdi. Genel tetkiklerimi yaptırdım folik asidime başladım. 

İki ay sonra Afyon'a anneanneciğimin yanına gidicektim reglim 4 gün gecikmişti, çantamda testim hep vardı ama hep biraz daha geçsin belki negatif çıkar hayal kırıklğına uğramiyim derken otogarda bir hışım otobüsün gelmesini beklerken test yapmaya karar verdim. Ne kadar toplu alanlardaki tuvaletleri kullanma fobim olsa da negatif çıkarsa eşime hiç bahsetmeyecektim, gittim testi yaptım. Bir çizgi ve 2 çizgi aman Allahım benim tipik ağlama krizim elimde test herkes bana bakıyor dışarı çıktım, 

"Aşkım bizim bebeğimiz olacak" dedim 

sonra çift kişilik bir ağlama krizi otogarın tam ortasında, 5 saatlik yol boyunca cep telefonumdan internetten gebelikle ilgili tüm bilgileri okuyarak geçti. 

Afyon'a indim hiç dinlenmeden anneannemlerle de paylaştım tabii ilk işim devlet hastanesine gidip beta hcg baktırmak oldu, değer 3000 çıkınca çok şaşırdım tam 5 hafta belki de daha fazla. O gün iyi bir doktor araştırıp ertesi gün kontrole gittik anneanneciğim yanımdaydı ama eşim yok diye ilk kontrolümüzde biraz buruktum.  Doktorumla uzunca konuştuk hesaplamalarımızı yaptık "5 hafta 3 günlük haydi bakalım bir de ultrasonla bakalım 5 haftalıkken görme ihtimalimiz yüksek" dedi. Uzandım bir kaç saniye sonra doktorum ultrason ekranına yaklaştı uzaklaştı tekrar yaklaştı "ikiz" dedi

"Efendim" dedim. "ikiz" dedi ahhh benim hallerimi tahmin edebiliyorsunuz, 


şok, endişe, heyecan, mutluluk, hüzün aklınıza gelen tüm duygular bir anda. 


Öyle böyle ah zaman nasıl geçer derken 21 hafta +1 günlük olduk kuzularımla bir kız bir de erkek evladım olucak İnşallah. 18. haftamda küçük bir kanamayla bizi çok korkuttular ama doktorumuzun deyimiyle şiir gibiler maşallah herşeyimiz çok iyi gidiyor sizi heyecanla bekliyoruz canım bebeklerimiz Efnan Fatma'mız ve Ediz Sami'miz bir dahaki yazımda bebeklerim için hazırladığımız odalarının fotoğraflarını sizinle paylaşacağım İnşallah.  Kocaman öpüyorum tüm Hassas Anneleri. 

Emine Melek Sarı



Ana Sayfaya Dönün

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Tecrübeli Ebe Asude Oflaz doğal doğumu anlatıyor


5 Mayıs Dünya Ebeler Günü nedeni ile ve Uluslararası Doğal Doğum Kongresi ardından;

Florance Nightingale Üniversitesi Doğum Hemşireliği bölümü tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Doğal Doğum Kongresi, 24-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Kongre'nin en ünlü katılımcısı dünya çapında tanınan doğal doğum aktivisti Dr. Michel Odent'ti. Üç gün süren kongrede; hukukçular, sağlık bakanlığı çalışanları, öğretim üyeleri, doğal doğum teknikleri uzmanları, doktorlar, doğum sonrası bebek bakımı ve lohusalık konularında uzman hemşireler ve sezaryen uzmanları konuştu.

Kongreyi düzenleyenler ve iştirak edenler, "Türkiye'nin doğum konusundaki sorunlarına karşı ne kadar duyarlı olduklarını" gösterdiler. Tüm sunumlar "normal doğum"a dikkat çekti. Kongre adı itibariyle "doğal doğum kongresi" olmasına rağmen sunumlar genellikle hastanede doğumu ve "bir hasta olarak anneyi" anlatıyordu.


Benim sunum konum ise "hastanede doğal doğum"du. Sunumumun amacı; hastanelerde doğal doğum olamayacağına ve anlatılanların"doğal doğum"a değil normal vajinal ve medikal doğuma yönelik olduğuna dikkat çekmekti.


Sunumumda özetle şunları anlattım:
Dr. Odent'in anlatımına göre doğal doğum; anne ve bebeğin dışarıdan hiçbir müdahale almadan; yavaş, uzun ve doğal bir süreçte doğumu birlikte tamamlamalarıdır. Kadın bedeninin doğal, biyolojik ve içgüdüsel bir fonksiyonu olan doğum bir hastalık hali değildir. Kadın binlerce yıldır yer ayrımı gözetmeden doğum yapabiliyor. Üstelik doğum yeri steril olmak zorunda da değil.
Oysa modern tıpta doğum patolojik bir durum olarak görülüyor. Eğer anne adayı doğuma hastanede giriyorsa ve "hasta" olarak kabul edilip çeşitli medikal müdahalelere maruz bırakılıyorsa o doğum, modern tıbbın medikal anlayışlı, müdahaleli doğumudur.


Dolayısıyla günümüzde "Doğal Doğum" ve "Hastanede Doğal Doğum" birbirine zıt kavramlar. Dolayısıyla bu "Doğal Doğum" olarak kabul edilemez. Bunun ismi "Hastanede vajinal/ normal doğum"dur.


"Doğal Doğum Kriterleri"; doğum öncesi eğitimlerinin verilmesi, zamana saygı gösterilmesi, anneye doğru destek birimi sağlanması, ebenin annenin yanında bulunması ve doğumun doğumevinde gerçekleşmesidir.


Doğal doğumun fizyolojisinde stres faktörü önemli bir rol oynar. Hangi hormon aktifse doğum sürecini de o etkiler. Doğumun olmazsa olmazı olan doğum kasılmalarını yöneten Oksitosin hormonunun, Adrenalin hormonu tarafından baskılanmadan salgılanması gerekir. 


Doğumda stres faktörleri; korku, endişe, hasta psikolojisi, gereksiz ve sık tuşe gibi müdahaleler, mahremiyetinin korunmaması, kalabalık , gürültü, dar alanlar yani hasta odaları, hastane prosedürleri, ağrı odası, rehbersizlik, güvensizlik, doktorun zaman faktörü, açlık ve hareketsizliktir. Ayrıca doğum masalarının doğal doğuma uygun olmaması Adrenalin salgılanması yani stres yaşanması demektir.


Bu bakışla anne adayına doğumda yaşatılmakta olanlar “kadına şiddetin” başka bir boyutudur.
Takdir edersiniz ki bu işleyişin içinde "doğumun" doğal olabilmesi imkansızdır. Ülke çapındaki %45lik, büyük şehirlerdeki %80lik sezaryen oranları bugün bizim gerçeğimizdir.


Bugünkü modern hastaneler "doğal doğum" felsefesine aykırı tasarlanmışlardır. Tüketim odaklı otel-hastane yaklaşımı, aslında ucuz ve kolay olan biyolojik doğal doğum ile taban tabana zıttır.


Devlet hastanelerinin durumlarını biliyorsunuz. Kalabalık personel, perdeyle ayrılmış doğumhaneler, gürültü, annenin yalnız olması, bir odada birden çok gebenin olması, ortak kullanılan tuvaletler... Doğumu İŞ olarak gören, standartlar içinde tutmaya çalışan, sevgi, saygı ve anlayıştan uzak, doğal doğumun doğasına aykırı tasarlanan hastanelere mecbur bırakılmak, tüketim odaklı sağlık anlayışının sonucudur.
Doğum hastalıksa tabii ki hastane, doktor ve hemşireye ihtiyaç vardır! Oysa gerçekte doğal doğumun fazla tüketime ihtiyacı yoktur.


Sistem korku ve tüketime özendirme yoluyla anne-bebek sağlığı üzerinden rant elde etmeyi hedeflemektedir. Sistemde bu kadar stres kaynağı ve ebeliğe defans varken, hastanede ebelik rehberliği ve doğal doğumdan bahsetmek soyut kalıyor.
Ebenin iş tanımı şöyledir:
Anneyi doğum öncesinde, doğum sürecinde ve doğumdan sonra; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bilgilendirir, destek olur, takip eder ve doğumunda birebir yanında bulunur.
Dört yıl üniversitelerde bu işin eğitimini alan, bilgisiyle, becerisiyle inisiyatif kullanabilen, bilimli insanlardır ebeler.


Dr. Odent; "Doğum süreci uzun ve yavaş bir eylemdir. Bu süreçte anneye birebir fiziksel, psikolojik ve bilimsel destek veren bir kişi olmalı. Bu da yüzyıllardır doğum yapan kadının yanında var olan, onu yargılamayan, koruyan, anne sevgisi ve şefkat ile yaklaşan, anne olmaya hazırlanan kadına rol modellik eden bir kadındır; onlar da ebelerdir," der.


Her yıl 33 SMYO "ebe" mezun ediyor. Bugün 20 bin ebemiz var ancak çoğu sağlık personeli olarak "ebelik" dışında her işi yapmaktadırlar. Sistem ebelik bölümlerine öğrenci alınmaması yönünde çalışmalar yapmaktadır. 


Yine sistem "ebelik" yerine "doulalık" koymaya çalışmaktadır.


Doulalık; tıbbi bilgisi olmayan kişilerin, kurslara katıldıktan sonra doğum sürecinde anneye destek vermeleridir. Doulalar, ebenin iş tanımında "anne desteği" olarak geçen, fiziksel ve psikolojik destek kısımda görev almaktadırlar. Bu süreç anne adayının en çok desteğe ihtiyaç duyduğu uzun travay sürecini kapsar. Doğum hemşireleri ise doğum sonrası anne bakımını ve bebek bakımını üstlenmektedirler.
Doğumu bir patoloji olarak öğrenen doktorlar doğum yaptırdığında ebelik diye bir meslek kalmayacak, dolayısı ile doğum doğallığını tamemen yitirecektir.


Bugün doulalar, annenin desteğe ihtiyacı olduğunu görüp iyi niyetlerle bu işi yapmak istiyorlar ancak farkında olmadan diğer sistemiçi dinamiklerle birlikte "doğumun hastanelerde" olmasına, anne-bebek üzerinden rant elde edilmesine hizmet ediyorlar. 


Ebelik mesleği hayata geçmedikçe, ebeler mesleklerine sahip çıkmadıkça, ebelik meslek örgütlenmeleri çoğalıp haklarını aramadıkça, anne adaylarına hasta dendikçe, doğumlar doğumevlerinde yapılmadıça; anne-bebek sömürüsü devam edecektir.
Dünya “Ebeler Günü” vesilesiyle son olarak şunları söylemek isterim: umarım önümüzdeki senelerde,, yüzyıllardır anne ve bebeğe sevgiyle hizmet etmiş olan “ebelik” mesleği hak ettiği itibarı kazanır.



  • Ebe Asude Oflaz ·
    www.hamilelikokulu.net





    Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

    Ana Sayfaya Dönün

6 Nisan 2013 Cumartesi

Hamileler ve yeni doğum yapmış olan Hassas Anneler kilo konusunda moralinizi bozmayın, hamileliğinizin ve anneliğin tadını çıkarın!

       

Hassas Annemiz Ayşe hamileyken 26 kilo almış ve etrafındakilerin eleştirilerinden çok bunalmış. Ama sonra ne olmuş biliyor musunuz? Hem dünya tatlısı bebeğini anne sütüyle beslemiş hem de 6 ayda sağlıklı beslenerek bu 26 kilonun hepsinden kurtulmuş manken gibi olmuş! Sütü de bol ve besleyiciymiş ve bebişi çok güzel gelişmiş. Hamileler ve yeni doğum yapmış olan Hassas Anneler kilo konusunda moralinizi bozmayın, hamileliğinizin ve anneliğin tadını çıkarın. Benim gibi kilolarınızı verememiş olsanız bile bu söylediğim geçerli...





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

31 Mart 2013 Pazar

1 Hassas Anne adayına Hamilelik Yogası ve Doğuma Hazırlık Eğitimi Hediye

                          
Bu resmi Facebook'ta paylaşan ve yazının altına yorum olarak paylaştım yazanlardan 1 Hassas Anne adayına burada bahsedilen Hamilelik Yogası ve Doğuma Hazırlık Eğitimi hediye edilecektir. Kazanan anne adayının eğitim tarihinde hamileliğinde 13-14. haftayı tamamlamış olması ve 21 ve 28 Nisan tarihlerinde kendi imkanlarıyla eğitim mekanına gelebilecek olması gerekmektedir. Kazanan anne adayını random.org sitesinde yapacağım çekilişle belirleyeceğim. Çekilişe 31 Mart-7 Nisan tarihleri arasında katılabilirsiniz. Kazanan anne adayımız 10 Nisan'da Hassas Anne Facebook sayfasında açıklanacaktır. Kazanan anne adayımız 13 Nisan'a kadar ertugrul.esra@gmail.com adresine adını ve cep telefonunu yazıp kayıt yaptırmalıdır. 13 Nisan'a kadar kayıt yaptırmazsa hediye yedek talihliye verilecektir.

Doğum şekli ne olursa olsun, her doğum bir mucizedir! Doğumu doğru öğrenip, korkulardan özgürleşerek, eşiniz ve bebeğinizle yapacağınız bu en özel yolculuğun neşesini hissedip, tadını çıkarmanız için size destek olacağız!

Eğitimin detayları:


“Doğum dönüşüm için en muazzam zamandır: Bir bebek doğar, bir kadın anne olarak doğar, bir erkek baba olarak ve bir aile aile olarak doğar.” - Gurmukh Kaur Khalsa

Doğum şekli ne olursa olsun, her doğum bir mucizedir!
Doğumu doğru öğrenip, korkulardan özgürleşerek, eşiniz ve bebeğinizle yapacağınız bu en özel yolculuğun neşesini hissedip, tadını çıkarmanız için size destek olacağız :))

Eğitim içeriği:


Hamilelik döneminde egzersiz yapmanın yararları
Bedeni ve zihni doğuma hazırlamak
Doğumun aşamaları
Doğum şekli ve doğum yeri hakkında karar verebilmek
Hamilelik döneminde ve doğum esnasında yardımcı olabilecek pozisyonlar, nefes teknikleri, Kegel egzersizi, perine masajı
Hamilelik süresince oluşan kaygıları azaltmak, doğum esnasında sancılar ile başa çıkabilmek için olumlama teknikleri
Doğum planı oluşturmak
Doğumla ilgili korkulardan kurtulmak
Doğuma giderken anne ve bebeğin valiz hazırlığı
Hastane uygulamaları hakkında bilgilendirme

21-28 Nisan 2013 pazar saat:10:30-13:30 arasında iki oturum olacaktır.Ders öncesinde yoga yapılacağı için gelirken rahat kıyafet giymenizi rica ederiz.
Her oturum 30-40 dakikalık bir hamile yogası uygulaması ile başlayacaktır.Bu eğitime hamileliğinde 13-14. haftayı tamamlamış olan her anne adayı katılabilir.
Kontenjanımız sınırlı olduğu için önceden kayıt yaptırmanız gerekmektedir.
En geç 13 Nisan 'a kadar ertugrul.esra@gmail.com e-mail atabilirsiniz.

Tüm anne adaylarını bekliyoruz:))
Sevgilerimle:))
--
Esra ERTUĞRUL
0555 405 37 03

Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı
www.twitter/bebeimgeliyor.com
http://bebeimgeliyor.blogspot.com
http://zencefilorganizasyon.blogspot.com



Ana Sayfaya Dönün

3 Mart 2013 Pazar

Hamileleler hangi besinleri tüketmemeli?

Şimdi televizyonda hem tıp fakültesini hem de beslenme ve diyet uzmanlığı bölümünü bitiren Dr. Yasemin Bradley hamilelerin hangi besinlerden uzak durması gerektiğinden bahsetti. Hamileler çiğ süt, ton balığı, açıkta satılan dondurma, kabuklu deniz ürünleri, çiğ balıktan yapılmış suşi, tam pişmemiş et ve ciğer tüketmemelilermiş. Ayrıca içinde retinol maddesi olan kozmetik ürünlerini de kullanmamalılar. Aklınızda bulunsun.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

23 Ocak 2013 Çarşamba

Hamile Hassas Anneler, hastane çantanız (bavulunuz) hazır mı? İşte size dünyanın en ayrıntılı "hastane çantasında olması gerekenler" listesi!!!



                                   

                                         Alper'e hamileyken 2007

                         

                             Esin ve Sevinç'in doğumuna 2 hafta kala 2009

Doğuma hazırlık: Hastane çantanız hazır mı?

Doğum için hastaneye giderken yanınıza alacağınız çantada neler olmalı? Siz ve bebeğiniz için yanınıza neler almalısınız? Bu liste tabii ki abartılı bir liste, hepsine ihtiyacınız olmaz ama sadece size fikir vermesi için bu kadar ayrıntılı yazdım. Normal doğum yapanlar hastanede 1 veya 2 gün kalacakları için çok az şeyle idare ederler ama sezaryen olup 3-4 gün kalacaklar daha fazla şeye ihtiyaç duyacaklardır. Ben 4 gece kalmıştım sezaryen olduğum ve kızlarım da erken doğup yoğun bakımda oldukları için. Her ihtimali düşünerek bence 36. haftada çantanız hazır olsun. Eğer erken doğum tehlikesi varsa veya çoğul hamilelikse 32. Haftada çantanız kapıda olsun :)

Sizin için:

İnsan içine çıkabileceğiniz şık bir pijama takımı veya gecelik-2 adet

Gece herkes gittikten sonra giyeceğiniz önü emzirme için açılabilen rahat gecelik

Emzirme sütyeni ve göğüs pedleri

En kalın orkidlerden bir paket

Deodorant, sevdiğiniz şampuan ve saç kreminden küçük şişelere biraz koyun

Makyaj malzemesi, tarak, saç şekillendiren makineleriniz, makyaj çıkartıcı, lens suyu

Arnica krem- sezaryen dikişlerine sürülüyor daha az morarma oluyor (doktorunuzdan onay alın)

Göz bandı- hemşireler sık sık girip ışıkları açıp tansiyonunuza ateşinize baktıklarında uyanmamak için

Kağıt ve kalem, ziyaretçi defteri

Doğumu haber vereceğiniz insanların listesi

Kimliğiniz- hastanede işlemler için

Bozuk para-hastanedeki makinelerden birşeyler almak için

Rahat terlikler ve çoraplar

Kırmızı lohusa tacı veya kurdelesi, saçınızı toplamak için toka

Eve dönerken giyeceğiniz havalı bir kıyafet -normal bedeninizden 2 beden büyük

Sıkılmanızı önleyecek kitap, dergi ve tablet bilgisayar

Şarjı tam dolu fotoğraf makinesi ve kamera

Fotoğraf makinesinden bilgisayara aktarma kablosu!

Dizüstü bilgisayar

Cep telefonunuz ve şarj aleti

Kullanacaksanız göğüs pompası, göğüs ucu kremi (lansinoh)

Emzirme yastığı

El , vücut ve dudak kremi-hastane havası cildi çok kurutur

Islak Mendil, 1 rulo kağıt havlu, kolonya

Alışık olduğunuz yastıklar, güzel bir nevresim takımı (kız bebek için pembe, erkek bebek için mavi)

Meyve suları, şişe su-bunlara hastanede çok pahalıya satılıyor

Kuru meyveler, kuruyemişler

Müzik dinlemek için Cd veya Mp3 çalar ve sevdiğiniz müzikler


Bebeğiniz için:

Araba koltuğu-mutlaka mutlaka

Bebek battaniyesi-sarılık olmasın diye sarı kullanılır bazen

2-3 uzun kollu tulum

Yaz ayları için 2-3 kısa kollu tulum

Kış ayları için mont gibi tulumlardan

Yenidoğan bezleri ve ıslak mendilleri

2-3 çorap ve şapka

Hastane çıkış havalı kıyafeti

Hastane odasını süsleyecekseniz kapı ve oda süsleri

Oğlunuz doğumdan 1-2 gün sonra sünnet olacaksa minik bir sünnet şapkası ve Maşallah yazısı! (Bizim Alper için sünnet kıyafetleri satan bir yere yaptırtmıştım. Kafanın çapı 35cm olacak dersiniz)

Eğer doğacak bebeğin abileri veya ablaları varsa onlar için abi-abla olma hediyesi. Bebekten onlara hediye

Abi ve ablaların çerçeveli resimleri- odaya girip bunu gördüklerinde sevinecekler. Alper 1,5 yaşında olmasına rağmen farketmişti ve çok mutlu olmuştu

Hastanenize neleri verdiklerini sorun ve onları bu listeden çıkarın. Mesela bazı hastaneler bebek bezi ve ıslak mendil veriyor. Lohusa şerbeti getiriyor ve bedava kuaför hizmeti veriyor. Bunları öğrenin.

Evet Hastane “bavulunuz” hazırsa artık heyecanlı bekleyiş daha da zevkli:)


Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

19 Ocak 2013 Cumartesi

Hamilelikte Dikkat Etmeniz Gerekenler

Hassas Annelik bence hamile olduğunuzu anladığınız anda başlıyor. O miniğin düşüncesi ve sevgisi içinize düştüğünüz anda artık bir annesiniz. Hatta belki de anne olmaya karar verdiğiniz anda. Çünkü bütün hayatınızı aranıza katılacak o küçük insan için değiştirmeyi kabul ediyorsunuz. 

Aramızda hamile Hassas Anneler olduğu için bugün hamilelikte nelere dikkat edilmesi gerektiğinden bahsedeceğim. Hamilelik çok önemli bir dönem çünkü bu 9 ayda yapacaklarınız bebeğinizin bütün yaşamını etkiliyor. Mesela hamileliğiniz boyunca sigara içerseniz çocuğunuzun hayatı boyunca astım hastası olmasına yol açabilirsiniz. Diğer taraftan eğer hamileliğiniz boyunca dengeli beslenirseniz bebeğinizin bağışıklık sisteminin sağlam olmasını sağlayabilirsiniz. Benim hamileliklerim çok zor geçti. Rahim yetmezliğim ve erken doğum tehlikesi olduğu için 18. haftadan sonra devamlı yatmak zorundaydım. Sadece yemek yemek ve tuvalete gitmek için ayağa kalkıyordum. Neyse ki bu zor günleri atlattım ve hamileliğim sırasında çok iyi beslendiğim ve yapmamam gereken şeyleri yapmadığım için içim çok rahat ve bir anne olarak görevimi yaptığımı hissediyorum. Size biraz kendi yaptıklarımdan bahsedeceğim. Zaten yapılması gerekenleri yapmaya çalıştığım için doktorunuz da bunları yapmanızı tavsiye edecektir.

Hamile kalmaya karar verdiğimde hemen diş doktoruma gittim, dişlerime temizlik ve bakım yaptırdım. Hamilelikte dişlerinizin zarar görmemesi için bu bakım ve beslenmeniz çok önemli. Hamile kalmadan 3 ay önce folik asit almaya başlamalısınız. Bütün multivitaminlerin içinde gerekli folik asit var bu nedenle her gün bir multivitamin alsanız yeterli. Hamileliklerim boyunca her gün 3-4 litre su içtim. 4 farklı meyve, günde 1 adet organik yumurta, bol sebze, 1 litre organik süt, 1 kase yoğurt, 1 kase ceviz, fındık,badem tükettim. Protein ve kalsiyum açısından zengin gıdalar tüketmeye çalıştım çünkü bunlar hem bebeğimin gelişimi hem de benim sağlığım ve diş sağlığım için önemliydi. Doktorumun önerdiği vitaminleri ve minarelleri aldım. Sigara, alkol ve tatlandırıcı kullanmadım ve sigara içilen ortamlarda bulunmadım. Çayı ve kahveyi minimuma indirdim. Fast food çok çok az yedim, sushi veya pişmemiş et yemedim. Bir tek ilk günlerde canım bir fast food firmasının patates kızartmasını çok çekmişti. 2-3 kere ondan yedim itiraf ediyorum!

Güneş gördüğüm anda hemen güneşe çıktım ve özellikle kollarımı açıp güneşten gerekli D vitaminini almaya çalıştım. Ama dikkat edin yaz aylarında 11-17 saatleri arasında güneş kremi sürmeden güneşe çıkarsanız hamileyken ve lohusayken güneş lekeleri olması ihtimali daha fazla oluyor. Bu saatlerde güneşten uzak durun veya parabensiz güneş kremlerinden sürün. Bildiğiniz gibi hamilelikte iyi beslenen ve yeterince güneş gören kişilerin bebeklerinde sarılık görülme olasılığı daha az. Benim 3 bebeğim de çok şükür sarılık olmadı. Üstelik kızlarım 33 haftalık prematüre doğdular ve prematüre bebeklerin çoğu sarılık oluyor. Tabii ki mükemmel beslenseniz ve güneşe çıksanız da sarılık olabilir bebeğiniz ama önemli olan elinizden gelenin en iyisini yapmanız. Hepinize sağlıklı ve mutlu bir hamilelik dönemi diliyorum.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün