Doğum hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2013 Pazar

Hassas Annelerimizden: Küçük asker önce korkutmuş ama sonra annesini dünyanın en mutlu annesi yapmış

Hassas Annemiz Meryem:
Küçücük bir can...
Anne karnında hayat bulan.
Doğumunla başladı herşeyim;
O minicik gözleri bir daha göremeyeceğim zannettiğim o gün, elveda dercesine baktığın o gün saat 14:09.....
Tam 4 yıl önce bugün! Bekledim bekledim getirmediler seni bebeğim,solunumu yoktu entübe ettik yoğun bakıma götürüyoruz dediler, yaşamaz ümitlenmeyin boşuna beklemeyin dediler, 5 gün bekledim bebeğim, 5 gün 5 asır gibi geçti. Beni çağırdılar bebeğim sağlığına kavuştu , gel sütünü ver diye.
O yutkunma sesin hala kulaklarımda bebeğim. Elimi sımsıkı tutuşun bir daha SAKIN bırakma dercesine......



Çok şükür iyileştin bebeğim, şimdi büyüdün canavar oldun, okula başladın. O minicik bedeninle bu küçük yüreğime kocaman bir sevgi sığdırdın. Her ANNECİİİMM dediğinde milyonlarca kelebek uçuşuyor yüreğimde. 
İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın,
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...(DT: 05/10/2009)










Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün


Konuk yazar: Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı Esra Ertuğrul: Doğumdan sonra bizi neler bekliyor?

Doğumdan sonra annede bazı değişiklikler olacaktır ve doğum sonrası dönem her zaman rahat geçmeyebilir.

• İlk iki ile altı hafta süresince adet kanaması gibi, yoğun ve kırmızı renkli kanama olabilir.
Hijyenik kadın bağı kullanılabilir, ancak bu bezlerin en fazla 6 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir. Bu kanamanın rengi pembeden kahverengiye dönüşerek birkaç hafta sonra beyaz bir akıntı halini alır. Kanama fazlalaşır, ateş çıkarsa ya da akıntı kötü kokuyorsa doktora danışılmalıdır. Emziren annelerde kanama daha kısa sürebilir.

• Tuvalet konusunda da sorun yaşanabilir. İlk günlerde idrara çıkarken zorlanılması normaldir ve kabızlık görülebilir. 

Doğumdan sonra mümkün olduğu kadar çabuk ayağa kalkıp yürümeye çalışmak bağırsak hareketlerini de hızlandıracaktır. Annenin bol su içip yediklerine de dikkat etmesi faydalı olacaktır. Annenin tuvaletini yaparken dikişlerinin açılma olasılığı düşüktür ancak hiçbir zaman tuvalette ıkınıp kendisini fazla zorlamamalıdır çünkü hemoroid oluşabilir.

• Doğum sırasında doktor kesi yaptıysa dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Otururken ve yürürken kesi yerinde rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle en geç bir hafta içinde dikişler kendiliğinden düşer ve kesi yeri iyileşir.

Doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştıracak hareketleri yapmak ve dikiş alanına buz torbası koymak faydalı olabilir. Ayrıca bu bölge hep temiz ve kuru tutulmalı, temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve tuvalet kağıdı kullanılmalıdır. Doktor temizlik için bir solüsyon önerdiyse kullanılabilir. Dikişlerde kızarıklık, ağrı ve 38 C ve üzerinde ateş olursa doktorla görüşülmelidir.
Doğumdan sonra anne kendisini iyi hissettiği an banyo yapabilir. Banyonun ilk günler ayakta duş şeklinde yapılması önerilmektedir. Sezaryan ile doğum yapıldıysa dikişler alındıktan sonra ayakta duş alınabilir.

• Uzun süren hamilelik döneminden sonra vücudun eski haline dönmesi altı aydan önce mümkün olmaz.

Altıncı haftada doktor kontrolüne gitmek çok önemlidir çünkü bu haftadan itibaren vücut yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır, rahim gebelik öncesi büyüklüğüne döner. Doktor bu kontrolde vajinal muayene yapacak, dikişlerin durumuna bakarak rahimi muayene edecektir. Bu kontrole gidildiğinde doktora hangi doğum kontrol yönteminin seçileceği konusunda danışılabilir.

• Adet görmeye başlamak ise bebeğin nasıl beslendiğine bağlıdır. Bebek emziriliyorsa adet meme verme sayısının iyice azalmasına dek gecikebilir. Bebeğe mama veriliyorsa 4-6 hafta arasında ilk adet görülebilir.

• Doğumdan sonraki üç ay boyunca, bazen daha da uzun bir süre saçlar dökülür. Çünkü hamilelik boyunca hormonlar nedeniyle normalde dökülmesi gereken saçları dökülmemiştir. Bu yüzden şimdi anneye daha çok saçı dökülüyor gibi gelmesi normaldir.

• Doğumdan sonra bebek emzirirken oruç tutmak sağlıklı değildir çünkü gün boyunca yeterli besin ve sıvıyı vücut alamamaktadır. Doğumdan sonra 1 ay kadar demir haplarına devam edilmelidir. Bu sayede gebelik süresince ve doğumda kan kaybedildiği için azalan demir depoları desteklenmiş olur.

• Doğum sonrasında kanama bittikten sonra cinsel ilişki kurulabilir. Kanama varken ilişkiye girmek istenirse eş kondom kullanmalıdır. Haznede kuruluk hissedilirse nemlendirmek için gliserin kullanılabilir. Doğumdan sonra cinsel istekte artma ya da azalma olması normaldir. Hormonal dengenin değişmesi, yaşanılan ortamın değişmesi gibi nedenler bu artma ya da azalmadan sorumlu olabilirler. Önemli olan iki tarafın da birlikte karar vermesi, birbirine anlayış ve uyum göstermesidir. Tabii bu aşamada kadının isteyip istemediği ve durumunun nasıl olduğu en önemli konudur.

Belki de yukarıda belirtilen, annenin vücudundaki normale dönüş sürecinde yaşadıklarından daha önemlisi, annenin, bir başka deyişle “lohusa” nın kendini nasıl hissettiğidir.

Vücuttaki hormonal değişiklikler annenin ruh halini etkiler. Anne zaman zaman kendisini kötü hissedebilir, bir sebep yokken ağlayabilir, alıngan veya sinirli olabilir. Annenin çevresindekilerin hepsi bebeğe ilgi göstermektedir hâlbuki anneyi evde bekleyen bir çok yükümlülükler, belki başka çocuklar vardır. Hayat artık eskisinden çok farklı olacaktır. Anne kendisini şişman ve çirkin buluyor olabilir. Bütün bunlar sıkıntıyı arttırabilir. İşte burada babalar anneye destek vererek sıkıntılarını azaltabilir. Daha önce doğum yapmış arkadaşlarla da konuşulabilir. Bunlar çoğu yeni anne tarafından hissedilir ve normaldir. Hormonal değişikliklerin yol açtığı bu durumu değiştirmek elde değildir. Eğer bu sıkıntılar altı ay boyunca devam ediyorsa bir uzmana baş vurmak gerekebilir.

Anne ilk zamanlarda bebeği bir yabancı gibi görüp hayal ettiğinin bu olup olmadığı konusunda kendisini sorgulayabilir. Belki de onu yeteri kadar sevemediğini düşünüp suçluluk da duyabilir. Kendisine ve bebeğine birbirlerine alışmaları için zaman tanımaları gerekecektir.

Annenin bebeğin bakımıyla ilgili bilgileri arttıkça, onunla daha çok vakit geçirdikçe, onun ne istediğini daha iyi anlayabilir, tedirginlik azalır.

Bebekle geçirilen zamanın etkili olması için dinlenmiş olmak gerekir. İşte onun için o uyuduğu zamanlarda anne de onunla beraber uyuyarak ya da en azından dinlenerek güç toplayabilir. Ev işleri bir süre bekleyebilir. Ev işlerinde, diğer çocukların bakımında ve misafir geldiğinde babalardan veya ailedeki akrabalardan yardım istenebilir.

Babalar
Doğumun yaklaştığını ya da başladığını gösteren belirtilerle birlikte anne adayında bir enerji artışı olacaktır. Baba adayı eşinin bu enerjisini ev temizliği gibi şeylerle tüketmesini önlemeli, bu enerjisini doğuma saklamasını sağlayabilmelidir. Sancıları başladığında eşini sakinleştirmeli, saat tutarak sancıların kaç dakikada bir geldiğine bakmalıdır.

Birlikte nefes alma alıştırmaları yapabilir, eşinin beline masaj yapabilir. Onu rahatlatmak için dudaklarına minik buzlar sürebilir. Sık sık tuvalet ihtiyacı olacağından yardımcı olabilir. Hastane uygunsa eşinin doğum ağrıları çekerken duş almasına yardımcı olabilir.

Eşinin doğum yapmasını beklerken baba adayının da en az eşi kadar heyecanlı olacağı bilinmektedir. Eşine veya bebeğe bir zarar gelecek mi diye düşünüp korkabilir, hiçbir şey yapamadığı için çaresizlik yaşayabilir. Bu duygularla başa çıkabilmek için bir yakınıyla konuşabilir, onunla duygularını paylaşabilir. Yürümek de baba adayını rahatlatacaktır.

Bebek başka bebeklerle karşılaştırılmamalı ve olumsuz yorumlarda bulunmamaya özen gösterilmelidir. Bu gibi yorumlarda özellikle anne kendisini suçlu hissedebilir ve suçluluk hissedebilir. Bu gibi olumsuz duygular sonucunda da annenin sütü kesilebilir. Anneyi suçlayıcı söz ve davranışlardan kaçınmak yerinde olacaktır.

Esra ERTUĞRUL
Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı
http://bebeimgeliyor.blogspot.com
www.twitter/bebeimgeliyor.com


Esra Ertuğrul kimdir?
1974 İstanbul doğumluyum. İ.Ü.Florence Nightingale hemşirelik yüksek okulunu bitirip, Marmara Ü. Sağlık kurumları yöneticiliği bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. 2008 yıından beri 'Bebeimgeliyor Doğum ve Sonrası Dönemine Destek programları' adı altında annelere eğitimler vermekteyim. Doğum, bebek, lohusalık, emzirme ve ek gıdaya geçiş konularında seminerler ve danışmanlık hizmeti vermekte olan bir anneyim.
Hayatımda 3,5 yaşındaki oğlum büyük bir yer kaplamakta , onunla zaman geçirmeyi çok seviyorum..




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

24 Eylül 2013 Salı

Hassas Annelerimizden: Herşeye rağmen ikiz annesi... Acılı bir annenin içini döktüğü bir yazı

33 yaşında evlendim. Eşim ilkokul arkadaşım, 20 küsür yıllık aradan sonra hayat bizi tekrar karşılaştırdı. 7-8 yaşlarındaydım ona aşıktım, o zaman ne kadar aşık olunursa. Tanıştıktan kısa süre sonra ilişkimiz ciddiyete döküldü, 2 yıl içerisinde nişan ve ardından evlilik. Yaklaşık 1 yıl sonra çocuk planları yapmaya başladık. 5 aylık bir süre sonunda ikizlerimiz olacağını öğrendik. Haberi ilk aldığım günden itibaren hep bir kız, bir erkek olacağını hissettim ve buna inandım. 12. haftada ultrason kontrolünde doktorum ilki kız, bakalım ikincisi ne dediğinde heyecanla bekledim. İkincisi de kız deyince, hadi yaaa demişim. Sonra ikinci erkek dediğinde, çok sevinmiştim. Hamileliğim boyunca hemen hemen hiçbir sıkıntı yaşamadım. İkiz olması sebebiyle, gözümü korkutanları şaşırtacak derecede sorunsuz bir hamilelik geçirdim. Son aylara kadar araç kullandım, salına salına alışveriş merkezlerini tek başıma gezdim, bir gün dahi kusmadım, midem bile bulanmadı desem yeridir. İmkansız olabilecek kadar her şey yolundaydı. Her ultrason kontrolüne güle oynaya gidip, kontrol ardından alışverişe çıkıp, renk-model ayrımı yapmaksızın gönlümce alışveriş yaptım.

4. ayımızda birçok şey almıştık çocuklarımız için. Doktorum her kontrolde her şey yolunda, bunlar çok iyi dediğinde, tamam dedim hayatımın dönüm noktası başlıyor, önümde harika bir hayat var. Üstelik doktorum birçok ikiz anne adayı hastası olduğunu, onların arasında en iyi hastasının ben olduğumu söylüyordu. Mutluluğum tarif edilemez, kendime güvenim tartışılmazdı.

Ta ki 35+4 haftalıkken gittiğim ultrason kontrolüne kadar. O gün yaklaşık 1 hafta sonrası için sezaryen randevusu alacaktık. Doktorum ilk bebeğin kontrolünü yapıp, her zamanki gibi “bu çok iyi” dedi. Bunu duymaya o kadar alışkındım ki, kontrole giderken dahi sezaryen tarihini bayrama denk getirmeyelim diye planlarım vardı. Sıra ikinci bebeğe geldiğinde, “Allah kahretsin deyip bağırdı”, sadece “Ne oldu ?” diyebildim. Bir süre sessiz kalıp, “Bi saniye bi saniye” dedi. Tekrar kontrolünü yapıp, ardından “Bu ölmüş ya” dedi. “Bu ölmüş mü” kuş muydu ölen?, ne kadar kolay bunu söylemek. Ölmüş.

İşte benim hikâyem ondan sonra başladı. Şimdi sizlere “başımdan kaynar sular döküldü”, “dünyam karardı”, “elim ayağım boşaldı” gibi klasik cümleler kurmayacağım. Hiçbir şey söylemeyeceğim, çünkü hepsi manasız kalıyor. Yaşayan anlar da demeyeceğim, yaşayan zaten anlar. Yaşamayana da anlamaz demeyeceğim; yaşamasın Allah’ım kimseye yaşatmasın zaten...

İsyan. İşte bu noktada 16 yaşında annesini ani bir ölümle kaybetmiş, ama öyle olması gerektiğini düşünüp , bir kez dahi isyan etmemiş bu insan, isyan noktasına geldi. Oysa ki işe giderken, her arabaya binişinde tüm dualarını okuyup, kendisini ve çocuklarını koruması için Allah’a dua eden bu insan, inancı tam, her zaman Allah’a sığınan. Hep sorguladım, “Neden”, “Niçin”, “Nasıl olur”, “Olmamalıydı”.

Bir sürü hayalim vardı, şimdi hiçbiri yoktu. Sürekli “Olmamalıydı” diyordum. Hayallerim hep bir kız, bir erkek evlat içindi. Tüm anne adayları gibi, en kusursuz şekilde doğuma hazırlıyordum kendimi, belki de herkesi, yakınlarımı. Sezaryen günü kuaföre gidip, makyaj yapmalarına kadar, en güzel resimlerimiz o gün birlikteyken olacaktı çünkü. Bilmiyor muydum? Biliyordum! Herşey Allah’ın elindeydi. İlk anneliğin verdiği heyecanla ve belki de acemilikle, her şeyin mükemmel olması için uğraşıyordum. Her şey bitmişti. Belki de çok şey yeni başlıyordu.

Sonuçta acil bir hazırlıkla, doktorumun bile endişe içerisinde (sonradan anladığım kadarıyla diğer çocuğumun sağlıklı olup olmadığını bilmeden) gerçekleştirdiği bir ameliyata girdim. 1 saat sonra gözümü açtığımda, yanıma bir bebek getirdiler, her anne adayı gibi epidural sezeryan olamadığım, ağlayarak ameliyata girdiğim için bayıltılmam sebebiyle, hala narkozun etkisindeydim. Narkozun ve şokun etkisiyle “Bunu ne yapayım ben?" dedim Herkes buna çok alınmış, çok kırılmış. Çocuğu istemediğimi, sevmediğimi düşünmüşler.

Bunu düşünürken, benim o an ne düşündüğümü düşündüler mi? Ben de 1 yıldır hep bunu düşünüyorum.
Annelik, insanın içine işlercesine Allah’ın bahşettiği bir sorumluluk duygusu, bir vicdan muhasebesi, bir deli olma durumu. Daha önce yaşamış olmaya, tecrübeye gerek olmadığını düşünüyorum. O kadar üzüntümün içerisinde, daha evvel yapmış olduğum araştırmalardan bildiğim, ilk sütün çocuğa 1 saat içinde verilmesi gerekliliğiydi. Her ne kadar eleştiri konusu olan, ilk tepkimi olumsuz vermiş olsam da, onun bana ihtiyacı olduğunu bilecek kadar bilincim açıktı. Hemşirelerin yardımıyla ilk gayem, bebeğime ilk sütü vermekti.

Hastane günlerimin çok detayı var, 2,5 gün kaldım. Koridora dahi çıkmadım. Hatırlamak bile istemediğim için, ne sizleri yorayım, ne ben hatırlayayım.

Bir sarılık tedavisi gereksinimi oldu 5.gün kontrolünde. O ağlayan, sızlayan ben dimdik durmak zorundaydım. 2 gün boyunca tekrar hastane odasına kapattık eşimle kendimizi. O yaz sıcağında, bebeğimiz kıyafetleri olmadan ışık tedavisi göreceği için üşümemesi için, o havasız odada 2 gün boyunca durduk. Hiç ağlamadım orada, güçlü olmalıydım. Çocuğum için çok endileşendim, bu konuda da çok bilgisiz ve acemiydik, yaşadığımız talihsizlik bizi daha da ürkek yapmıştı. Ancak şükür atlatıp, tedavimiz bitince evimize döndük.

Sonra herkese küstüm. Eşim dahil herkes benim için çok kısa bir zaman sonra, normal hayatlarına devam etmeye ya da eder görünmeye başladılar. Benim için yanıyor, yemek dahi yemek istemiyordum. Her anne gibi ‘hoppala bebeğim hoppala’ yapamıyordum. Yapmalı, herkesi memnun mu etmeliydim?Ağlamayıp “Olsun, olur böyle şeyler” demeliydim belki, ne dersiniz ?

Herkesin eminim içi yanıyordu, herkes üzülüyordu. Ama ondan daha da eminim ve iddia ediyorum ki benim kadar değil. Zaten üzülmesin kimse, neden üzülsünler?

İşte dedim ya “İsyan” diye. Bu isyanım başlarda, inancımın çok kuvvetli olmasına rağmen, Yaradanıma “Neden önce sevindirip, sonra elimden aldı” diyeydi. Sonradan, neden ben bu kadar mutsuzken, bu insanlar gülebiliyor diye değişmeye başladı.

Tam 1 yıl oldu, hala daha kırgınlıklarım geçmiş değil. Detayını yazsam, sayfalar tutar, gerek de yok zaten.

Bir de, dediğim gibi Allah kimseye yaşatmasın ama yaşayanlar aşinadır, o muhteşem teselliler. Her bir kişinin çok iyi niyetli olduğunu biliyorum, bazen vefat olaylarında, ölen kişi çocuk olsun, hayatını doya doya yaşamış 90’larında birisi olsun, söylenecek pek bir söz olmuyor, eli ayağına dolaşıyor insanın.

Özellikle de benim gibi, sorunsuz giden bir hamilelik aniden, böyle bir talihsizlikle sonlanınca, haberi alan herkes elbette ne diyeceğini şaşırmış olabilir. Ancak bu tesellilerden benim için en çok takıntı yaptığım “Olsun sağlıksız bir çocuk olacağına, böyle olması belki de daha hayırlıdır”. “Sağlıksız” derken?. Sağlıksız olduğunu kim söyledi, ben söylemedim onu biliyorum. Hastanede yapılan biyopsi sonuçları da, bebeğimin sağlıklı olduğunu söyledi. Ancak çocuk ölümlerinde, yaklaşık % 25 gibi bir oranda ölüm sebebi bilinemiyormuş, benim sonucumda da bu çıktı zaten.

Bu teselli çok gereksizdi. Bunu neden yazıyorum, Allah esirgesin bir yakınınızın başına gelirse, sizden ricam lütfen bu cümleyi kullanmayın. Yıpratıcı, yaralayıcı, gereksiz yere sorgulayıcı.

Çocuğumun neden vefat ettiğini, bizden neden ayrıldığını bir Allah’ım biliyor, o öyle takdir etti.

1 yıl sonunda bunu söyleyebiliyorum, ilk gün ettiğim yanlış sözlerin affını da diliyorum Allah’ımdan zaten. O zamanlar 1 yaş doğum gününü kutlayamam dediğimin çocuğumun geçtiğimiz haftalarda, tüm yakınlarımızın katılımıyla güle oynaya doğum gününü de kutladık. Herkesin yüzü gülüyordu, benim de. Ama içim yanıyor mu, derseniz. Hala, her dakika, her an. Şimdi çocuğumun keyfini çıkarabiliyorum, ancak ona her baktığımda acaba kızım yaşasaydı, benzerler miydi, o nasıl ağlardı, o nasıl bakardı.

Bu sanıyorum mezara kadar benimle böyle gidecek. Hiçbir acı sonsuz değildir, yaşadım gördüm. Öyle olsaydı, annesine doyamadan kaybetmiş birisi olarak, nasıl yaşardım değil mi?

Yaşanıyor, yaşandı, yaşanacak…

Hikâyem o kadar uzun ki, bana göre tabiî. Başka hikâye dinlediğimde şükredeceğim, iyi hikâyeler duyduğumda hala “Neden” diyebilecek kadar.

Çok şükür Allah’ıma, bana anneliği tattırdı, dahası bu kadar riskli bir ameliyat ardından, sağlıklı sıhhatli sorunsuz bir çocuk bahşetti. Diyeceklerim çok, söyleyip keşke söylemeseydim dediklerim. Söylemeyip içimde biriktirdiklerim. Hepsi beni dolup dolup taşırıyor. Kırgınlıklarımın üzerini kapattım, büyütmemek adına susuyorum. Belki de kapattığımı sanıyorum, içimden hep savaşıyorum.

Şu an bizim de sürpriz bir şekilde öğrendiğimiz, ikinci çocuğuma hamileyim. Henüz 15 haftalık, cinsiyeti yine 12. Haftada erkek olarak göründü. Büyük Allah’ım yine bana bir kız nasip etmedi. Ama öyle korkar oldum ki, bırakın cümleye dökmekten, düşünmekten bile. Yanlış bir şey düşüneceğim diye ödüm kopuyor. O yüzden kısaca “Hayırlısı ne ise öyle olsun” diyorum. Aynen 13 aydır herkesin bana hemen her gün dediği gibi. Allah’ım hepinizin evlatlarını bağışlasın, olmayanlara da hayırlısı ile nasip etsin. Herkesin mutlu ailelerde, mutlu çocuklarıyla yaşamaları dileği ve sevgilerim.

Herşeye rağmen ikiz annesi 






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

5 Eylül 2013 Perşembe

Doğum Hikayeleri: Canım arkadaşım Hassas Annemiz Yeliz büyük doğan iki bebeğinin normal doğumlarını anlatıyor

Normal doğum düşünenlere destek olmak istedim.

Ben Yeliz. Hassas Anne Ece'nin arkadaşıyım. 37 yaşındayım. İlk çocuğumu 33 yaşımda, ikincisini 37 yaşıma 2 hafta kala doğurdum.

İki doğumum da normal doğumdu. Birincisi epidurallı, İkincisi epiduralsızdı.

Bence asıl önemli olan; Annenin normal doğum istemesi ve doktorun da normal doğum taraftarı olması. Tabii ki şartlar elverdiği sürece. Ben bu konuda şanslıydım. Herman İşçi gibi iyi bir doktorla tanıştırmıştı Ece beni. İki hamileliğimde de sezaryen lafı bile geçmedi hiç bir kontrolümde.

Birinci hamileliğimde herşey yolunda gitmedi. İkili tarama testi sonuçları normal çıkmıştı fakat üçlü tarama testinde down sendromu riski 1/30'du. Yani oldukça yüksekti. Herman Bey "başka bir doktorun da görmesinde fayda var" dedi. Gerekirse amniyosentez yapılacaktı. Herhangi birşey çıkmasa da Herman Bey ikinci bir doktora yönlendiriyor 18. haftada. Gözden kaçan birşey olmasın diye. 


Kılıç Bey'e gittik 18. haftada. Kılıç Bey "amniyosenteze gerek yok" dedi ama ben yapılmasını istedim. Kılıç Bey "bu gece bir düşün eğer gerçekten istiyorsan yarın gel amniyosentez yapalım" dedi. Neyse biz eve gittik ama ben kararlıydım yaptırmaya. Down sendromu olsun olmasın doğuracaktım ama insanın kendini hazırlaması açısından daha iyi olur diye düşünmüştüm.(Bilmiyorum insan kendini nasıl ve ne kadar hazırlar?). Ertesi gün tekrar gittim, amniyo sıvısından alındı. Bir laboratuvara gotürdüm. Sonucun 3 hafta sonra çıkacağını ama boyama yöntemi ile daha erken sonuç alındığını söylediler. Ön teşhis gibi bir şeydi. 2 veya 3 gün sonra aradılar. Sonuç %97 negatifmiş. Tabii o 2-3 gün geçmek bilmedi. Ama sonucu alınca içimiz rahatlamıştı. Üç hafta sonra kesin sonuç da çıktı. Herhangi birşey yoktu. Bunu böyle atlatmıştık. Daha sonra uzun şeker yüklemesinde gebelik şekeri çıktı. Çok yüksek değildi, diyet listesi verilmedi ama dikkat etmem gerekiyordu. Hamileliğimin sonları yaz başına denk geldiği icin karpuz çok yeme demişti doktorum. Bunlara rağmen sonuç güzeldi. Ağrı eşiğim yüksek olduğu icin sancıların başladığını bile anlamamiştım. En korktuğum şey de sancıları hissetmeyip epidural zamanını kaçırmaktı. 40 haftadan sonra her gün gittik kontrole. Öyle hemen doğmuyormuş zaten. Biraz sancı ve epidural sonrası 40+4 haftada kızım dünyaya geldi. Doğum epidurali de aldıktan sonra çok rahattı. Elini karnına koyuyorsun karnın sertleştiğinde ıkınıyorsun. Doğumhaneye girdikten 25 dakika sonra doğdu kızım. 4 kilo 250gr.dı. Hoş şimdi görseniz çitlembiğin teki. Toplamda hastaneye gidiş ve doğum 7.5 saat sürdü. Herşey normal seyrinde olunca hastanede 1 gece kalmamız yeterli olmuştu. Normal doğumun güzelliklerinden biri bu. 


                                          Kızım Gökçe 4 yaşında

İkinci hamileliğimde ise daha rahattım ilkine nazaran. İnsan bazen birincinin peşinde koştururken hamile olduğunu bile unutuyor.

Kızım 3,5 yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Oğlumun hamileliğinde herşey normaldi Allah'a şükür. Fakat 7. ayda ben bir virüs kapmışım. 6. hastalıktı sanırım. Sadece çocuklarda olur sanıyordum fakat hamilelerde de olabiliyormuş. Bacaklarım isilik gibi olmuştu, kaşınıyordu. Ben sıkıntıdan zannetmiştim onları. Herman Bey kontrole gittiğimde farketti. Ultrasonla bakarken asit gördüğünü söyledi, iki farklı tahlil istedi. Birini hatırlamıyorum, birisi parvovirüstü (bu unutkanlığın sonu nereye varacak?). Parvovirüs tahlilini her yerde yapmıyorlar. Sarıyer'de bir tıp merkezinde yaptırdım. Sonuçlarda virüsü aldığım ama bebeğe geçmediği çıktı. Sonuçların iyi olduğunu görünce aslında virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu söylemişti. Öldürücü olabiliyormuş(en kötü sonuç). Onu da bebeğe zarar gelmeden atlattık Allahtan. Yine kontrollerde bebekte hidrosel(testislerinde sıvı) olduğu gorüldü. Doğduktan sonra yavaş yavaş iner dedi doktorumuz. Gerekirse ameliyat da yapılabilirmiş. Onun dışında herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Hamileliğimin son zamanlarında kızım sürekli "Ne zaman doğacak?" diye soruyordu (iyi ki geç söylemişiz kardeşi olacağını yoksa 9 ay çekilmezdi!). Teyzesi de kar yağınca olacak kardeşin demiş bizimkine. İlk kar yağdı bizimki "Kardeşim neden daha doğmadı?" diye soruyor. Ama ikinci karla birlikte geldi oğlumuz. Doğumdan bir gece önce isim konusunu netleştirmeye çalışmıştık eşimle. Seçenekleri dörde indirmiştik. Sonra karar veririz demiştik. 

Bize göre daha neredeyse 2 hafta vardı doğuma. O gün annem geldi Bursa'dan. Hatta babam erken gidiyorsun demis. Ben annemi görünce rahatlıyorum sanırımm hemen doğuruyorum. Kızımda da öyle olmuştu. Kızımda annemi aldık otobüsten, eve gidemeden hastaneye gitmiştik (eşyalar son 15 gün arabanın arkasında gezdi bizimle). Ertesi sabah saat 6 gibi sancılarım karla birlikte başladı. Kar hafif hafif artıyor, benim sancılar da sıklaşıyordu. Eşimi de uyandırıp birşey söylemiyorum yalancı sancıysa diye. Baktım artık 5 dakikada bire indi haber verdim, tabii o panik. Oturduğumuz lojmanın sağlık merkezinin ambulansını çağırdık. Ben eşyaları topladım, yola çıktık. Ambulans en yakın sağlık merkezine bırakabiliyormuş. Ben o arada Herman Bey'i aradım. Acıbadem'e gittiğimizi söyledim. "Eğer açılma 4 santimi geçmişse hiç yola çıkma orada doğur" dedi. Acıbadem'deki kontrolde 3 santimdi açılma, orada kalmak istemedim. İnsan kendi doktorunu istiyor yine de. 

Biz bu sefer oradan Metropolitan Hastanesine gittik. Kar da iyice bastırmış bu arada. Gittiğimizde Herman Bey ile çalışan Gökçe Doktor oradaydı. Hemen odaya aldılar. Ben epidural yapacaklar diye bekliyorum, Gökce Hanım "unut epidurali" dedi, çünkü arada açılma 4 santimi geçmiş. Ben ki ilk doğumda eşime ikinciyi doğurursam kesin sezaryen olur diyordum sancıların etkisiyle. Ama büyük lokma ye büyük konuşma. O an düşündüm nasıl olacak diye.


Ben şimdi gerçekten epiduralsiz normal doğum mu yapacaktım? 

Çünkü kendimi hiç hazırlamamıştım. Hemşire geldi serum taktı, ilaç veriyor sancılar için dedi. Ben de iyi ne güzel diyorum. Hemşire yüzüme tuhaf tuhaf bakınca anladım ki sancıları arttırmak içinmiş (suni sancı bu olsa gerek). Yapacak bir şey yoktu, kendi kendime eninde sonunda olacak bu doğum dedim. Sancılar da zaten ilk doğumda epidurale kadar olan sancılar gibiydi ya da ben doğum sırası hatırlamıyorum. Hastaneye vardıktan 1,5 saat sonra oğlum doğdu. Herman Bey'in dediğine göre 5 avazda doğurmuşum. Oğlum 4 kilo 600 gr. doğdu. Zaten o an gögsünüze koyduklarında hiçbirşey kalmıyor az once yaşadıklarınızdan. 


Epiduralli doğumdan daha iyi geldi açıkçası bu doğum. Çünkü epiduralden sonra birşey yiyememiş, yürüyememiştim bile. Normal doğumda ise doğum yapan ben değilmişim gibiydi. Doğumdan sonra arayıp herkese ben haber verdim. Hatta Ece'yi aradığımda, Ece bana "sakın bu havada doğurayım deme" demişti. Yine herşey yolunda gidince 1 gece kalıp çıktık hastaneden. Şu an neredeyse 8 aylık oldu bile oğlum. Hidroseli de günden güne iniyor.

 
                                        Oğlum Melih 8 aylık oldu

Bilmiyorum normal doğum düşünen anne adaylarına ne kadar faydası olur ama benim hikayelerim de böyle...

Yazıyı tekrar okurken ben mi yazdım bu kadar şeyi diye kendine şaşırdım.
Yeliz




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

18 Ağustos 2013 Pazar

İnanılmaz bir şey! Suda Normal doğumda su kesesi bozulmadan doğan bebeğin resmi. Sanki anne karnının içine bir bakış gibi!



İnanılmaz bir şey! Suda Normal doğumda su kesesi bozulmadan doğan bebeğin resmi. Hem de ikiz doğmuş bu bebekler.

Sanki anne karnının içine bir bakış gibi!



kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=687300684633375&set=a.358525850844195.104212.129666903730092&type=1&theater






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Anne Hikayeleri: Hassas Annemiz Arzu çocuklarının bebekliğinde geçirdiği çok zor günleri anlatıyor

Hassas anne merhaba,
Bu hassas yazısını görünce hep ağlayasım geliyor. Nedendir bilmem. Belki de çocuklarım beni çok uğraştırdığı içindir. 22 yaşında ilk çocuğumu kucağıma aldım. Çocukları çok severdim bekarken. Birisi bana çocuğunu anlatsa, iyi veya kötü, oturur ağlardım. Çocuklarımla çok şeyler yaşacaktım hayallerim vardı. Ama o kadar mızmız bir oğlum oldu ki. Ne emzirebildim, ne uyutabildim, ne de yedirebildim. Hep ağladım, gece gündüz ağladım. O ağladı ben ağladım. Sonunda dördüncü ayına geldi güç bela... 


Tam herşey yoluna girecek derken hamile olduğumu öğrendim. Dünyam karardı sanki. Psikolojim bozuldu. Kendimi kaybettim. stresli yoğun ve yorucu bir hamilelik geçirdim. Bu hamilellik beni çok yordu. Son aylarımda artık yerlerde emeklemeye başladım. Oğlumun ikili tarama testi sınırda çıktı, amniyo sıvısı aldırdım birşey çıkmadı. Benim iyice psikolojim bozuldu. Herşey farklı olacak dedim. bunu emzireceğim, mama vermiyeceğim. Doğuma gittim, odama çıktım. Ne gelen var ne giden. Herkes bir telaşede. 4 saat geçti bebeğim yok. Nerede diyorum söylemiyorlar. 

Sonra bir doktor geldi odama, dedi ki: "sana kimse diyemiyor ama bilmelisin bebeğinin kalbinde sorun var ve 1 hafta içerisinde ameliyat olmazsa kaybedeceğiz." 

Bir haftamız vardı. Özelde doğum yaptığım için devlete aldıramadık. Çok uğraştık. Sonunda 2 günlükken Siyami Ersek Hastanesi'ne aldırabildik. Bebeğim doğar doğmaz yoğun bakıma girmişti. Onu hiç kucağıma alamadım. İçim yandı. Hergün süt sağdım, götürdüm ona. 10 günlükken ameliyat oldu. Kalbi sağdaydı ve damarları tersti. 2 ay yoğun bakımda kaldı. Ama ondan hiç ümidimi kesmedim biliyor musun hassas anne. Ağladım ağladım hep ağladım, dualar ettim ama ona hiç hissettirmedim üzgün olduğumu. yanına gittiğimde ona çok şeyler anlattım. Beni görmüştü ama babasını ve abisini hiç görmemişti. Onları anlattım oğluma evimizi ailemizi anlattım. Şarkılar söyledim yoğun bakımda. Ellerini hiç bırakmadım. Çok üzüldüm ben hassas anne. 


İçimde o kadar çok bebek özlemi var ki... Bebek gördüğümde hep dolar gözlerim. Seninle paylaşmak istedim. Ben çocuklarımı hala bile severken ağlıyorum. O psikolojiden kurtulamadım. Şu anda oğlum 3,5 yaşında. Rabbim kimseyi evladıyla sınamasın o kadar zor ki... Rabbim herkesin evlatlarına sağlık sıhhat versin. Annelik çok güzel. Ben doya doya yaşayabildim mi? Orası meçhul işte...Herşeye rağmen her gece nefeslerini içime çekmek bile bana yetiyor. Onlar benim canlarım iyi ki varlar.... ALLAH'a emanet olun...

Arzu









Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Doğum Hikayeleri: Hassas Annemiz Pınar yeni doğan bakım ünitesinin öneminden bahsediyor

Ben de size doğum hikayemi anlatmak istedim. Bütün anne adaylarını doğumu yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan bir hastanede gerçekleştirmeleri konusunda uyarmak istiyorum..8 Nisan 2013'te acemi bir doktor elinde zor da olsa kızım dünyaya geldi... Sezaryenle 37.haftada doğuma alındım operasyon sırasında bebeğimi karnımın içinde bulamadı doktor ve 15 dakika kızım karnımda havasız kaldı. İçimden çıktıktan sonra ne bir ses vardı ne de seda doktorların yüzünde telaş tedirginlik vardı... Ses bekledim ağlasın diye yalvardım Allah'a dua etmeye başladım birşey olmasın diye. Bir anne için sorulması en zor olan şeyi sordum doktora, sessizce korkarak "Kızım yaşıyor mu?" dedim. Yaşıyordu ama zor nefes alıyordu. Daha onu koklamadan emziremeden alıp götürdüler benden. Doğum yaptığım hastanede yenidoğan yoğun bakım ünitesi olmadığı için başka bir hastanenin yoğun bakım ünitesine koydular. 15 gün göremedim kuzumu... Solunum yetersizliği çekiyordu. Aşılması zor günleri aştık eşimle ailemle. Şimdi 3 aylık oldu meleğim sağlığı iyi çok şükür. Doğum yapacak olan anne adaylarına söyleyebileceğim tek şey hem kendiniz için hem de bebeğinizin sağlığı için lütfen doğumunuzu yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan hastanelerde gerçekleştirin...

Pınar




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Prematüre bebeğin annesi olmak...

Her yıl yaklaşık 500.000 bebek prematüre olarak doğuyor. Anne karnında 37 haftayı tamamlamadan doğan bebeklere prematüre bebek deniyor. Prematüre bebekler zamanında doğan bebeklere göre daha fazla sağlık sorunu yaşayabiliyor ve hastanede daha çok kalabiliyorlar. Bu bebekler ne kadar erken doğarsa yaşadıkları problemler o kadar artıyor. Tabii ki çok erken doğup da hiç bir sağlık sorunu yaşamayan prematüre bebekler de var. 

Prematüre bebeklerin annelerinde zamanında doğan annelerin aklındakinden de öte endişeler oluyor. 

"Bebeğim yaşayacak mı?, Bebeğim yaşarsa, kalıcı sorunları olacak mı?, Bebeğim hastanede kaç gün kalacak?, Küçücük bebeğim eve gelince ona bakabilecek miyim? Bebeğim yaşıtlarından geri mi kalacak?"


Ben bu soruların hepsini kendime sorduğum için bir çırpıda yazabildim. Benim güzel kızlarım da rahim yetmezliğim nedeniyle suyumun erken gelmesiyle 33 haftalık prematüre olarak doğdular. Sevinç 1878 gr Esin 2270 gr ikisi de 44 santim doğdular. Neyse ki suyum çok fazla olduğu ve çok sağlıklı beslendiğim için haftalarına göre gelişimleri çok iyiydi ve hiç respiratöre bağlanıp oksijen almadılar. Esin 6 gün Sevinç 10 gün bebek yoğun bakım ünitesinde kaldılar. Kalmalarının en büyük nedeni emme reflekslerinin henüz gelişmemiş olmasıydı. EMme refleksi anne karnında 34. haftada gelişiyormuş, bu nedenle bu haftadan önce doğan bebeklerde bu problemin yaşanma olasılığı çok fazla. Kızlarımın çok şükür nefes alma sorunları yoktu zaten bu nedenle genellikle açık yatakta yattılar ama beslenmeye başlamadan eve gelmeleri imkansızdı. 


Tesadüf mü yoksa genetik mi bilemiyorum ama ben de 1750 gr doğmuşum. Tabii 37 yıl önce ultrason yoktu o nedenle tam nedenini bilemiyoruz. Anneannem bana "senin kafan portakal kadardı, o kadar küçüktün ki anlatamam" derdi. Ben de cahillik tabii gülerdim ve "portakal kadar bebek kafası olur mu?" derdim. Ee gülme komşuna... 

Benim kızlar doğdu, el kadarlar ve kafalar da tabii... portakal kadardı. 

Ben doğumdan sona hastanede 4 gece kalabildim. Kızlarımı hastanenin yoğun bakımında bırakıp çıkmak benim için çok zordu. Bunu yaşamayan anlayamaz, ben daha önce de bunu yaşadığım için benim için ayrı bir kabus gibiydi. İlk oğlum Kaan ne yazık ki rahim yetmezliğim nedeniyle 21 haftalık doğmuştu ve doğumdan kısa bir süre sonra vefat etmişti. Hiçbir sağlık sorunu yoktu ama rahim yetmezliği nedeniyle doğumu engelleyememişlerdi. Hastaneden kucağımızda bir bebek olmadan çıkmak eşim ve benim için en büyük acıydı. Kızlarımı hastanede bırakmak bu nedenle beni o günlere götürdü. Tabii koşullar farklıydı, kızlarım iyiydi sadece beslenmeleri sorunluydu ve tabii evde beni 21 aylık oğlum Mehmet Alper bekliyordu. 


Eve döndüm ama devamlı hastaneye gidiyordum ve günde yaklaşık 6 saat kızlarımın yanındaydım. Özel bir hastane olduğu için devlet hastanelerindeki anneyi içeri almama, bebeği görememe gibi sorunlarımız yoktu. Bu uygulama gerçekten çok yanlış çünkü prematüre bebekler için anne ve babalarının dokunuşları ve ilgileri çok önemli. Amerika'da anne ve babalar yoğun bakım ünitesindeki prematüre bebeklerini kucaklarından indirmezler. Biz 2. günden itibaren eşimle kızlarımızı kucağımıza aldık, hatta çıplak göğsümüzde kanguru gibi taşıdık uyuttuk. İstediğimiz kadar yanlarında kaldık. Ayrılmak istemiyorduk. Ben kızlar uyurken diğer küvözlerde yatan bebekleri dolaşır tek tek dua ederdim sağlıkla evlerine kavuşsunlar diye. Bu bebeklerden kızlarımda aynı gün doğan ikiz kızlarla daha sonra tanıştık ve kızlarımız oynadılar.

Bizden çok daha erken doğanlar vardı. 26 haftalık 700 gram doğan Iraklı bir bebeği hiç unutamam. Çiftin bundan önce 5 tane bebeği 25-26 haftalık doğmuş ama ülkelerinde yaşatamamışlar. Son bir çare 26 haftalık hamileyken Türkiye'ye gelmişler ve uçaktan indikten kısa bir süre sonra doğum yapmış anne. Aylarca hastanede kaldılar ama bebekleri sağlıkla evine gitti çok şükür.

Ben de hastane ve ev arasında mekik dokuyordum. Evde Alper vardı ve etkilenmesini istemiyordum ama neyse ki kayınvalidemler bizdeydi, dayım anneannem herkes Alper'i mutlu etmeye çalışıyordu. Kızların yanına sadece eşim ve ben girebiliyorduk. Herkes meraktan ölüyordu. Neyse ki video ve fotoğraflarla birazcık da olsa meraklarını giderebiliyorduk. 
Kızlar 5 günlük olup da hala biberondan veya memeden beslenemediğinde artık benim sabrım kalmamıştı. Zaten midelerine anne sütü boruyla gidiyordu yani aç değillerdi, emme refleksi de gelişmediği için biberon almamak kolaylarına geliyordu. Doktorumuza ısrar ettim ve artık boruyla beslememelerini istedim. Biraz acıkırlarsa biberondan beslenmeye daha hevesli olacaklarını düşünüyordum. Doktorlar önce itiraz ettiler ama en kararlı bir şekilde bunu talep edince borular çıktı ve kızlar biraz aç kaldılar. Tahmin ettiğim gibi oldu, biberondan daha iyi emmeye başladılar ve ertesi gün Esin çıkabilecek duruma geldi. Sevinç'in kilosu az olduğu için 4 gün daha kaldı ama o da emmeyi biraz başardı. Doktorları kararlılığımla ikna ederek başardıklarımdan biridir bu da. 


Doğduktan 6 gün sonra Esin kızım beslenebilmeyi başardığı için eve geldi. Oto koltuğunda Esin'i eve getirdik ve 21 aylık Alper'in önüne koyduk. "Bebe" diye çok mutlu oldu. 4 gün sonra Esin'i de alıp hastaneye gittik ve kontrolden sonra Sevinç'i de alıp 2 bebekle eve geldik. Alper'in iki kardeşine bakıp arka arkaya "bebe bebe" demesini unutamıyorum. Yavrum 4 günde bir eve bebek gelecek zannetmiş olabilir!

Anne sütü benim için çok önemliydi. İlk günlerde kızların emme refleksi olamadığı için anne sütümü boruyla direkt burundan midelerine verdiler. Ben mama verilmeyeceğini belirtmiştim hastaneye. Biraz itiraz etseler de onları hemen anne sütü yetiştireceğime ikna ettim. Doğurduğum andan itibaren 2 saatte bir pompayla sütümü sağdım ve hemen günde 12 tane (sabah 3 öğle 3 akşam 6) alkolsüz bira mayası tableti almaya başladım. Pompalama ve mayaların etkisiyle hemen colostrum denilen çok faydalı ilk sütüm geldi. Minikler zaten el kadar olduğu için o kadarcık süt bile onlara yetti ve mama vermeden idare ettik. 2. günden itibaren sütüm gelmeye başladı. 5. günden itibaren artık hem ikisini sadece anne sütüyle besliyordum hem de günde 300 ml anne sütümü buzluğa atabiliyordum. İlk 3 ay böyle yapabildim ve hiç emmemelerine rağmen ikiz kızlarımı ilk 4,5 ay sadece anne sütüyle besledim. 4,5 aydan 6 aya kadar sadece bir öğün mama aldılar. 6 ayda ek gıdaya geçince onu da bıraktık. Anne sütü ve ek gıda ile devam ettik. 13,5 ay sadece pompa ile yoğun bir şekilde anne sütü ile beslendiler ve bunun sayesinde çok kısa sürede prematürelikten eser kalmadı. İshal, kabız gibi sorunlar yaşamadık. Tüm annelere bol sütler diliyorum.

Prematüre bebeklerin gelişimi çok yakından takip edilmeli. Doktorumuz içtikleri her damla sütü ve yaptıkları her kakayı yazmamız gerektiğini söyledi. Haftada bir kontrole gidiyorduk. Bu kontrolde doktorumuz yediklerini kontrol edip bebekleri tartıyordu ve günde mutlaka en az 30 gr almaları bekleniyordu. Yoksa mama vermeye başlamam gerekiyordu. O stresi unutamıyorum. Bir hafta tam tartıdan önce büyük bir kaka yapmıştı biri ve tartıda o hafta günde 28 gr aldığı ortaya çıkmıştı. günde 2 grlık fark için acayip bir azar yedim doktorumuzdan. Neyse ki kaka yaptığını söyleyince mamasız devam etmeye izin verdi.  Prematüre anneleri hep böyle diken üstünde oluyor. Gelişimleri çok yakından takip ediliyor ve en ufak bir farklılık araştırılıyor. Bunlar yüzünden prematüre annelerinin stres düzeyleri daha yüksek oluyor. Prematüre bebeklerin bakımı da daha zor, mesela emme refleksi gelişmediği için kızlar 40 ml sütü 45 dakikada içerlerdi. Zaten besleme biterdi, bezini değiştirirdik, ben günde 7 kere pompa yaptığım için 30-40 dakika pompa yapardım bakmışsın yine besleme zamanı gelmiş. Gece de 45 dakikada bir uyandık beslemek için. Normal bebekler gibi 10 dakikada emip mışıl mışıl uyumazlardı. 

Sonuç olarak kızlarım 4-5 ay gibi kısa bir sürede prematüreliğin etkisinden kurtuldular. Şu anda kızlarımın zamanında doğan bebeklerden hiçbir farkı yok hatta genetiklerini yakaladılar ve anne babaları çok uzun olduğu için yaklaşık 1,5-2 yıl önden gidiyorlar. Tüm prematüre bebeklere sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Prematüre bebek ailelerinin de bu süreci sorunsuz ve kalıcı hasarsız atlatmalarını diliyorum. 


Prematüre bebek ailelerinin güzel hikayeler dinlemeye ihtiyaçları var. Eğer sizin bebeğiniz de 1 kilonun altında doğduysa ve şu anda hiçbir sağlık sorunu olmayan mucize bir bebekse lütfen bana hikayenizi gönderin.
Hassas Anneniz Ece













İstatikler için kaynak: March of Dimes





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

Doğum Hikayeleri: Hassas Annemiz Çiğdem'in doğum hikayesi

2012 yılının Haziran ayıydı Alanya'da hava oldukca bunaltıcı... Eşim birkaç günlüğüne iş için şehir dışına çıkmıştı ve 3-5 yılda bir hastalanan ben hasta oldum ve antibiyotik vs ilaçlar kullanmak zorunda kaldım. Yaklaşık 2 hafta sonra adetim 2-3 gün gecikmişti, ihtimal vermememe rağmen eşimin acaba demesinden şüphelenip ondan gizli o evde yokken bir test yaptım ve sonuca inanamadım. Allahım bu ne büyük mutluluk! Ağlamaya başlamıştım hem mutluluktan hem hüzünden. 

Ya zarar verdiysem bebeğime veya bilmeden onu ömür boyu sakat bırakacak birşey olduysa? 

Eşim geldi eşime testi gösterdim çok büyük bir şaşkınlık ve mutluluk yaşadık. Ardından 1 hafta tatile çıktık döndüğümüzde doktora gidip sağlık durumundan emin olduk, sapasağlamdı bebeğim pıt pıt pıt atıyordu kalbi! Allah'a şükür. Daha sonrasında sorunsuz bir hamilelik geçirdim. Fazla yürümem yasaktı fakat sağlık durumu olarak çok çok iyi ve rahattım. Hamileliğimin son gününe kadar çalıştım. Bir pazar günü bebeğimin ve benim hastane bavulumuzu hazırladım. Cicilerini özenle yerleştirdim ve kısa bir uykuya yattım. Uyandığımda garip bir his vardı. 

35. haftaya o gün girmiştim. Doğum yapacağımı hiç düşünmeden kontrol için hastaneye gittik saat akşam 10:00'du. O da ne? Bebek geliyor! Doktorlar doğumu durdurabilmek icin çok ugraştılar ilaçlar serumlar vs ama kızım inatçıydı dediğim dedik illaki gelecek! ve doğum durmadı. Sancılar şiddetlenerek devam etti. O akşam yediklerimin hepsini çıkarttım. Ebe hemşirem çok iyiydi Allah razı olsun çok kibar çok yardımsever o gün benim en huysuz hallerimi çekti.  Çok fazla titriyordum sancılar geçtiği zamanda da titremekten duramıyordum bana sürekli sakinleşmemi söylüyordu sabah 6:00 olduğunda doktorum geldi normal doğum odasına alındım fakat artık bebeğimin kalp atışları oldukça düşmüştü acilen saat 7:00'de bütün ameliyathane personeli evlerinden sıcak yataklarından kalkıp hastaneye gelmişlerdi. Sanıyorum sakinleştirmek icin olsa gerek oradakiler benimle muhabbet ediyor adımı mesleğimi eşimi falan soruyorlardı. Ben muhasebeciyim. Eşim otomasyoncu. Fakat orada onu anlatamayacağım icin o günlük onu da muhasebeci yaptım spinal anesteziyi aldım fakat ben hala hissediyordum yani öyle düşünüyordum.

- Bir dakika durun ben hissediyorum! Doktor da şaşırdı tabii.  Belimden aşağıya dokundu
- Hissediyor musun?
- Evet!
- Bunun gibi mi?(kolumu çimdikledi)
- Hayır 


Ameliyat başladı, hamileliğim boyunca hep onu merak etmiştim onu bir kez olsun görebilmek, bir kez kokusunu içime çekerek öpebilmek nasip olacak mıydı? Ya ona birşey olursa? Ya bana birşey olur da dünyaya gözlerini açar açmaz annesiz kalırsa? Ameliyat boyunca ona birşey olmasın diye dua ettim. Ve bir ses duydum, bu onun sesiydi küçük meleğim doğmuştu! 2.710 gr 47 cm. Azıcık sesi vardı çok ağlamadı. Ameliyathanede bana onu göstermediler.





Doğum fotoğrafçısı ayarlamak istiyordum fakat fıstık erkenden gelince pek çok istediğim şeyi yapamadım. Bebek doğum kanalında sıkıştığı için yüzünün bir tarafı komple mordu ve çürümüştü. Bunun dışında bir sağlık sorunu yoktu küvöze hiç konmadı. Fakat ben onun o yüzünü gördükçe ağlamaklı oldum hep canı nasıl yanmıştır diye. Emme refleksi henüz gelişmemişti onu beslemek ilk aylarda oldukça zordu. Sağdığım anne sütüyle 30 ml sütü 1-1.5 saatte içiyordu. 2.400 grama düşmüştü. Daha sonra doktor tavsiyesiyle prematüre özel maması aldık. Doğumumdan 12 gün sonra babamı kaybettik. Bir yandan onun üzüntüsünü yaşadım bir yandan da sütümün kesilme korkusunu. Zaten o günden sonra sütüm oldukça azaldı. Yine de oldukça emzirmeye çalışıyordum. 




Şimdi 6 aylık kızım oldukça tombik ve uzun bir bebek adı Aylin. Adını da doğumundan sonra bulduk. Allah'a şükür onu sağlıkla kucağıma aldım. O benim dünyam. Allah olmayanlara da nasip etsin İnşallah. Doğum çoğu insanı korkutsa da toplam 1 günlük bir süreç. Bu güzel melek icin herşeye değer. 5 gün olsa 5 gün de çekilir ödül büyük ne de olsa...
Çiğdem



Ana Sayfaya Dönün

21 Temmuz 2013 Pazar

Anne Hikayeleri: Hassas Annemiz Derya'nın çok zorlu geçen doğumunun hikayesi

Bu da benim doğum hikayem. 1993 yılında evlendik. İlk gebeliğim evlendikten 3 ay sonra oldu. Hazır değildim. Doğurmak istemiyor, aldırmayı bile düşünüyordum. Annem karşı çıktı. İlk bebek alınmaz diyerek engel oldu. Bebek fikri beni korkutsa da yavaş yavaş alıştım. 3 ay sonra şiddetli kanamayla bebeğimi kaybettim. Hem üzülmüş, hem de ne yalan söyleyeyim sevinmiştim. Çevreye üzülmüş rolü yapıp, içimden de ''aman çok erkendi yine olur'' diyerek kendimi avutuyordum. Ama olmadı. 1,2,3 derken 7 tane 4 ay üstü, düşük. 3 tane de 3 ay altı düşük yaptım. Her biri birbirinden zorlu düşüklerdi. Sonrasında kanamalar, tahliller. Eşim artık bebek istemiyor ''sen bana yetersin'' diyerek bana moral vermeye çalışıyordu. 

Rahim zayıflığından dolayı doktorlar yeni bir hamileliği denemememi söylüyordu. Hep aklıma ilk bebeğimi istemediğim geliyordu. Vicdanım beni mahvetmişti. Ben o ilk bebeği aldırmak istediğim için başıma geliyor diye düşünmeye başlamıştım ki 2001 yılında hamile kaldım. Doktora gitmeye korkuyordum. ''Karnınızda ölmüş almamız lazım'' Bu sözler beynimde yankılanıyordu. Gitmedim ve kimseye de söylemedim. Eşimden bile gizledim. Karar vermiştim; Beraber ölüme gidecektik. Bebeğimin karnımdan alınmasına müsaade etmeyecektim. Dördüncü aya girerken ağır bir gribe yakalandım. Eşim ısrarla antibiyotik içirmeye çalıştığı için söylemek zorunda kaldım. Tabii ki bir anda tüm çevre duydu. 

Annemle ertesi gün doktora gittim. Annemden de yol boyu azar işittim. Eşim korkudan gelmedi doktora. İş bahanesi uydurdu ama ben anladım ki dayanacak gücü yoktu. Muayenehanede korkudan ayaklarım kesildi, yürüyemiyorum tüm bunlar yetmezmiş gibi gribim. Doktorum beni görünce ''Ne olur hamileyim deme! Sana da, bana da yazık'' dedi. Ama hamileydim. Yapacak birşey yoktu. Çıktım muayene masasına, ultrason cihazı karnımda dolanıyor, benim gözüm doktorun gözünde. Yüzünün aldığı şekilden sonuç çıkarmaya hazırken ''bebeğinin kalp atışlarını dinlemek ister misin?'' dedi. Ben ağlamaya başladım ''Anne; yaşıyor! yaşıyor! '' diye şevinç gözyaşları döktüm. 

Antibiyotiksiz, ağrı kesicisiz, ıhlamurla, balla gribi atlattım. 15 günde bir doktorun muayenesinden geçtim. 8. aya girdiğim gün doktorum bana dinlen, rahimde açılma var sakın kalkma dedi. Ama akşamı doğum sancısı başladı. Hemen doktorumun olduğu hastaneye gittik ama 8. aydaki doğum için gerekli teçhizatın olmadığını, bebeğin ciğerleri kapalı olacağı için, yeni doğan yoğun bakımının olduğu, tam teşeküllü bir hastaneye gitmemiz gerektiğini söylediler. Ve böylece ambulans maceramız başladı. 6 saat boyunca istanbul'un tüm hastanelerini gezdik. Şişli Etfal, Çapa, Haseki ve Cerrahpaşa yer olmadığı gerekçesiyle. Süleymaniye ve Bakırköy teçhizatları olmadığı nedeniyle beni almadı. Bize denen tek yer Zeynep Kamil'di. Büyükçekmece'den başlayan yolculuğumuz Altunizade'ye kadar sürdü. Eşim her hastaneden neden geri çevrildiğimizi anlamıyor, çıldırmış gibi davranıyordu. Ambulansın şöförü (b.çekmece belediyesi ambulansıydı) her hastane kapısında ''yenge ne olur dayan, kurtarıcaz seni burası alacak'' diyor ama sonuç hüsran olunca ''kavga etmeye vakit yok'' diyerek yeniden yola koyuluyordu. 

Zeynep Kamil; beni hemen aldılar. İçerisi ne ferah gelmişti ne şeker bir doktordu yanıma gelen. ''Seni hemen yoğun bakıma alacağız, doğumu durdurmaya çalışacağız'' diyerek beni arka binalarda, koridorladan geçirerek, izbe, bakımsız bir odaya aldılar. Oda dediysem 30 yataklı bir kocaman bir yerdi. 3 gün iğneler ve serumla durdum. Ziyaretçi, refakatçi yok. Yemek hiç yok. Sabahı doktor gelip (bir gördüğün doktoru bir daha görmüyorsun) ''doğuma alıyoruz'' dedi ve gitti. Koluma suni sancıyı taktılar. Sabah 9'da sancı odasına girdim, akşama kadar sancı çektim. (Sanırım pek çoğu ''benim nöbetimde doğurdu, doğurdu. Benden sonra gelen düşünsün'' diyor.) Keza normal doğum sırasında işler ters gitti ve sezeryana almaya karar verdiler. Olmadı. Bebek gelmeye başlamıştı, rahim tersti, nabzım ve kalp atışlarım zayıflamıştı. Bol neşter yardımıyla beni akşam 9:05'te kızıma kavuşturdular. Masadan indiğimde saat 11 gibiydi. Kanamam durmamış, nabız ve tansiyon normale dönmemişti. Kızımı göz ucuyla görebilmiştim. Odaya aldılar beni. Bebeğimi yanımdaki beşiğe koydular ve gittiler. Yalnızdım, açtım, geceliğim ıslaktı. Giysilerim sancı odasından kaybolmuştu. Tabii ki tamamen yalnız değildim, odada benim gibi doğum yapmış altı kadın vardı ama hepsi bana yabancıydı. Ben eşimi ve annemi istiyordum. Bebek sağlıklıydı inanamıyordum! Çok güzel bir kızdı (Şimdi düşünüyorum da; yamuk ve uzun bir kafa, annenin fazla vitamin kullanmasından dolayı ağızında diş oluşumu, yüzünde beyaz yağ bezesi gibi oluşumlar...)



 2350gr dünya tatlısı kızımı besleyecek sütüm yoktu. Doğumun yorgunluğu ve başlayan kanama sebebiyle uyumuşum. Bebeği besleyemeden ölüm uykusuna yatmışım. Sabah 7 gibi servise gelen doktor rengimden ve uyanmamamdan dolayı yoğun bakıma almış beni. Kızımı da beslenemediği için almış yoğun bakıma. Yeni doğan sarılığına yakalandı bir de üstüne. 27 gün yattık kızımla serviste. 27 gün boyunca eşim bebeğimizi göremedi. Bir gün olsun eve gitmedi. Hsstane bahçesinde, arabanın içinde yattı. Şimdi çoook sükür sağlıklı cıvıl cıvıl bir kızım var. Yaşadıklarımdan dolayı bir daha bebek sahibi olamayacağım. Zeynep Kamil'den hem nefret ettim, hem de evladımı bana bağışladıkları için minnet ettim. Orada gördüklerim filmlere konu olur. Bir ilki de yaşadı Zeynep Kamil bizimle birlikte. Kayıtlara 3 günlük bebek dişini çeken ilk hastane olarak girdi.
Derya



6 Temmuz 2013 Cumartesi

Doğum sırasında amniotik kesesinin içinde görüntelenen bir bebek!


Doğum sırasında amniotik kesesinin içinde görüntelenen bir bebek! Genellikle doğumdan önce bu kese yırtılıyor. Çok ender durumlarda böyle olurmuş. Şu görüntüyü görüp de bu mucizeye hayran kalmayan var mıdır?


fotoğraf kaynak: http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/news/4956484/newborn-baby-delivered-inside-amniotic-sac.html





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

23 Mart 2013 Cumartesi

Hassas Annemiz Hacer'in güzel kızı Nevra İnci'nin çok zorlu geçen doğumunun hikayesi

                                   

İçimi cız ettirdiniz bu sabah. Bebeğinizin unutamadığınız halleri diyerek...

Hamileliğim biraz problemli geçti benim, 6-7 ay boyunca hem bebeğin suyu azdı, günde 4 hatta 5 litre su içtim, her gün. Bunun ne demek olduğunu tahmin bile edemezsiniz. 1 damacana su 3-4 günde bitiyordu. Tam her şey yoluna girdi derken, bir gece el bileklerim kaşınmaya başladı ama tarifi imkansız bir kaşıntı. Ertesi gün bileklerimde kabarıklıklar gördüm sonra her gün kaşıntı ve kabarıklıklar gitgide arttı. Artık geceleri uyuyamıyordum. El bileklerimden başlayarak kollarımın tamamı bu kabarık kaşınan şeylerle doldu. Tabii artık son aya girdiğimizden 3 günde bir doktorum beni görmek istiyordu. Son kontrolde ağlamıştım ''artık dayanamıyorum, nolur bişey yapın, bir ilaç bir şey!'' Doktorum, zaten son haftalardasın, bolca soğuk duşa gir, ilaç kullanmanı istemiyorum deyince günde 15 kere duşa girdiğimi hatırlıyorum.

Pazartesi günüydü doktorum bunları söyledi. Ben salı günü dayanamadım, tekrar doktoruma gittim, kortizonlu bi iğne yaptılar, bebeğe birşey olmayacaktı, çünkü erken doğum gibi bir risk oluştuğunda da bebeğin akciğerleri gelişsin diye de aynı iğneden yapılıyor. Artık geceleri sadece 2 saat uyuyabiliyordum, ellerime çorap takıyordum, çünkü gece uykumda kaşımaktan kanatıp acıya uyanıyordum. Çarşamba akşam bacaklarım da kaşınmaya başladı, Perşembe sabah doktor kontrolümüz vardı. Sabaha kadar evin içinde yürüdüm, balkonda oturdum. sabah duşumu aldım, doktorun yolunu tuttuk eşimle. gittik, doktorum henüz gelmemiş, hemşiremiz nst kağıdımı verdi ve sancılarıma bakılacaktı. Gittim, uzandım, hemşire geldi, nst'yi bağlayacak, ''ayyy, ne kadar feci olmuş karnın, içim bi fena oldu, ben arkadaşı çağırayım o bağlasın''dedi, hayatımda hiç bu kadar rencide olmamıştım. Bu benim istediğim bişey değil ki, o kabarıklıklar karnıma da yayıldı ve içleri su dolu gibiydi, kaşıdıkça patlayanlar da kabuk olmuştu. kim bu şekilde olmak ister ki! ağlamaya başladım, sinirlerim bozuldu, zaten dışarda gezerken hamileyim karnım burnumda herkes bana bakıyor, bir de kollarım da aynı vaziyette, ayy yazıkk diye söyleniyolar, bu artık son noktaydı.
Tam bu anda Kadriye hemşireyle tanıştım. Tatlı mı tatlı, tam olarak bu meslek için yaratılmış. yanıma geldi, ağlama, bu senin elinde olan bişey değil, ben senin yanndayım , ne gerekirse ben yapıcam seninle ben ilgilenicem dedi. sanki ablam geldi bi anda yanıma. (benim ablam yok:) nst'yi bağladı, hiç sancı yoktu, ama tabii durumumdan doktorumu haberdar etmiş.

Doktorum gelir gelmez nefes nefese yanıma geldi. "Nasılsın" dedi, hiç iyi olmadığımı o da görüyordu. Bacaklarımı gösterdim, 1 gecede bütün bacaklarım kabarmış ve su toplamıştı. "Hacerciğim üzerini giyin, eşinle birlikte odama gelin" dedi. o anları hatırlıyorum. eşimle birbirimize baktık, odasına gittik. ''zaten son haftana girdin, 1 gecede bacakların bu hale geldiyse bu gece neler olacağını tahmin bile edemeyiz,doğum için açılman başlamamış, bebek eşinden ayrılıp karnında ölebilir, seni de zehirleyebilir. eğer 4. veya 5. ayda bu şekilde olsaydın kesinlikle senin hayatını riske atmaz gebeliğini sonlandırırdım'' dedi. o an birisi bana tokat atmış gibiydim. "ben eve gidebilir miyim dedim" doktoruma. Hayır hemen yatışını yapıyorum, eşin ne gerekirse evden alır, sen gitmeyeceksin, dedi. saat 9du, suni sancıyı verelim en geç 3 gibi doğum olur, dedi. herşeyim hazırdı aslında, hastane çantam, bebek şekerlerimiz, hastanede dağıtacağımız çikolatalar, gelen misafirlere dökeceğimiz kolonya, akla gelebilecek her şeyimiz dört dörtlük hazırdı. Ama böyle olmayacaktı, biz sancı gelince heyecanla koşa koşa gidecektik hastaneye...

Eşimin ailesi Ankara'da, benim ailem İzmir'de yaşıyor, biz Konya'da oturuyoruz. eşimin babası akciğer kanseriydi o zaman, eşim haber vermek için aradığında babasının hastaneye kaldırıldığını ve gelemeyeceklerini öğrendi. Benim ailem İzmir'de, annem hep gelmek istedi, ama telefonda hep durdurdum onu, "anne son hafta gel, sonrasında uzun kalırsın" dedim. bu durumumdan da hiç kimseye bahsetmemiştik. Anneme telefon açtım, sakince anlattım, "beni şimdi doğuma alıyolar, annecim sen de gel" dedim.

Annem ağlaya ağlaya gelmiş 8 saatlik yolu.
Suni sancı kısmını çekenler daha iyi bilir anlatmama gerek yok. Akşam üzeri saat 6 ya geliyordu, bebeğimin kalp atışları değişmeye başlayınca sezaryene alındım, her saniyeyi hissederek geldi bebeğim, spinal oldum. Doktorumdan Allah binlerce kere razı olsun, Şükran DOĞRU, adı gibi çok doğru bir insandı benim için. Bebeğim doğduğunda öptüm, tertemizdi bembeyaz, saçları vardı karakara, ağladım. sonra zaten 2-3 dk içinde bütün işlem bitti ve odamıza geçtik. Beni yatağıma yatırdıkları sırada annem girdi içeri ağlarak. "anne sen de beni, benim bebeğimi sevdiğim kadar seviyor musun?" dedim, "daha çok" dedi...

Artık bitti demiştim, artık ya ben ya bebeğim olmayacağız... ama Allah'ım beni eşime anneme ve çocuğuma bağışladı. Kızımı getirmişler, eşim almış, öptü beni, "çok güzel bi kızımız var" dedi. "hayır çok çirkin" dedim :)
Tabi bitmedi bu şekilde. geçmedi yaralarım, günlerce kortizonlu iğneler vuruldum ve doktorum bunun etkisi bebeğe en fazla uyku yapar dediği için içim elvermeden emzirdim bebeğimi. Çok kötü durumdaydım, o yaralar geçmez dedim, geçse de hep iz kalır dedim ama Allah'a çok şükür hiç iz bile kalmadı. öyle kötü hissediyordum ki kızımla fotoğraf bile çektirmedim çok kötü durumdayım diye ama şimdiki aklım olsa o anları fotoğrafsız bırakır mıydım?

Şimdi kızım 8 aylık, artık her anımız çok kıymetli. bu süre içinde kayınpederimi kaybettik. o yüzden artık kızımın da eşimin de önemi daha da farklı benim için.
Allah bu derdi çeken herkesin yardımcısı olsun.

Sabah okumuştum yazınızı,bebeğinizin unutamadığınız halleri diye, işte neleri özlemiyorum ki... Bünyem çok zayıf olduğu için ikinci bebekte de yaşayabilirmişim bunları malesef, ama tüm bunlara rağmen hastaneden eve geldiğimde eşimle bebeğimize bakıp "ikinciyi ne zaman yapsak?" dedik bunlar yaşadıklarımın sadece bir kısmıydı, her şeye rağmen normal doğum yapmak isterdim, hatta lohusa psikolojisiyle 20 gün boyunca etkisinden kurtulamayıp neden sezaryen oldum diye üzülmüştüm ama şimdi iyi ki kızım yanımda diyorum.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün