14 Ekim 2013 Pazartesi

Grip aşısı sizi hatta ailenizdeki diğer insanları hasta edebilir mi?



                       


4 gün önce Esin kızım ateşlendi. Çok yükselmedi ateşi ama 5 hafta önce Sevinç'te havale olayı yaşadığımız için biraz telaş yaptık. Neyse ki fazla yükselmedi ateşi. Boğaz kültürü de temiz çıktı. Dün Sevinç birden ateşlendi ve ateşi 39,3lere çıktı. Daha önce havale geçirdiği için doktorumuzun da tavsiyesiyle 37.9dan itibaren hemen ateş düşürücü verdim ve ılık kompres/duş yaptırdım. Yine de dün gece boyunca 3 kere 39,3 gördüm ve tabii ki havale endişesi yaşadım. Zor bir geceydi. beraber yattık hayatında ilk defa ve gece boyunca ılık kompres yaptım ona. Ateş düşüyordu ama 1 saat içinde yükselmeye başlıyordu. Neyse ki birşey olmadı ve geceyi atlattık. 8:40ta ateş düşünce uyudum ben. 11'de eşim aldı nöbeti ben biraz daha uyudum.
Gün içinde çıktı indi ateşi. 4 saatte bir ilacını verdim ve soğuk kompres yaptım. Neyse ki gece 21:45te kapımız çalındı ve yardım meleğimiz geldi. Komşumdan Sevinç'in hasta olduğunu duyan Dr. Maria uğramak istemiş. Kendisi bizim sokakta oturuyor. İşte bir melek doktorla komşu olmak gibi bir şansı var çocuklarımın. Sağlık ocağımızın dünya iyisi doktoru Maria yine imdadımıza yetişti ve gece bize uğrayıp 3 kuzumu muayene etti. Bir insan ancak bu kadar iyi niyetli olur. Alper doğumgununde karnına iki kere hızlı top gelip bayıldığında da hemen koşup gelmişti. Böyle iyi doktorları Allah başımızdan eksik etmesin. Gereksiz ilaç ve antibiyotik vermeyen doktorlardandır. 38,5tan once ilaç vermeyin der. Tabii havale hikayesi varsa 38'den itibaren veriliyor. İyileşiyor dedi boğazı da temizmiş çok şükür.
 
Çok da ilginç bir şey söyledi size aktarmak istedim. Bir hafta önce ben ve Alper grip aşısı olduk. Doktorumuz Esin ve Sevinç'teki ateşin de bundan kaynaklanmış olduğunu düşünüyor. Sonuçta az da olsa bir virüs veriliyor grip aşısı ile. Bizden de Esin'e ve Sevinç'e geçmiş olabilirmiş. Yine de faydalıymış ve tavsiye ediliyor grip aşısı ama bazen de böyle hasta edebiliyor. Bilginiz olsun istedim. Biz ilk defa grip aşısı olduk. Kızlara da yaptırsam mı diyordum gerek kalmadı olmuş kadar oldular.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler



Bayramlar sizsiz biraz hüzünlü


Canım annem, babam ve dedem sizi çok özlüyorum mekanınız cennet olsun. 15 yıl önce 6 ay içinde üçü de öldüler. Annem babam trafik kazasında, 6 ay sonra da dedeciğim annemin ölümüne dayanamayıp vefat etti. Bayram zamanları hüzünlenirim 15 yıldır. Onları anmak istedim bu arife günü. Çocuklarım olduktan sonra bayramlar daha güzel geçiyor çok şükür ama onların yerini kimse dolduramaz.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler




13 Ekim 2013 Pazar

Çocuk kıyafetleri dolapta beklemesin diğer çocukları mutlu etsin diye www.kardesimgiysin.com

Soran Anne (sorananne.com) Çiğdem'ciğimin gönülden projesine benden de gönülden destek!Bazılarımız hayata şanslı başlarken, bazılarımız daha az şanslı olabiliyor.
Bazılarımızın dolabında 10 ayakkabı varken, bazılarımız 1 tanesi için aylarca bekleyebiliyor.
Artık kullanmadığımız "bebek-çocuk" kıyafetlerimizi "dolapta beklemesin, kardeşim giysin" diyerek vermek istedik.

Siz büyüklerimizin fikirleri ve desteğiyle bir sürü "bekleyen kardeşlerimiz"in artık "mutlu kardeşlerimiz" olması dileğimiz.

Biz okuma - yazma öğrenene kadar işleri vekaleten annemiz yürütüyor.
Bize pek çok yerden ulaşabilirsiniz.
www.kardesimgiysin.com

Sevgiler
Elif & Kerem






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler


Ana Sayfaya Dönün

12 Ekim 2013 Cumartesi

Uzm. Dr. Anıl Yeşildal yazmış: Calpol Astım Yapıyor mu?

Bu aralar gazetelerde çıkan haberler nedeniyle devamlı calpol, ateş düşürücüler ve astım riski konusunda sorular alıyorum. Tek tek cevaplayamıyorum. Uzman doktor gayet mantıklı bir yazı yazmış beğendim lütfen okuyalım ve paylaşalım. 

Uzm. Dr. Anıl Yeşildal yazmış: Calpol Astım Yapıyor mu?

Sevgili okurlar her gün gazetelerde herhangi bir ilacın, X….. bir hastalığa neden olduğu, çeşitli yan etkileri nedeniyle dünyanın bazı ülkelerinde yasaklandığına dair haberler duyarız. Geçenlerde de gazeteleri karıştırırken bir habere rastladım, tabii bu haber birçok  internet haber  sitesinde ve gazetelerde de  aynen  kopyalandı, malumunuz  kötü haber  çabuk yayılır. “Calpol kullanımı astım sıklığını arttırıyor” haberi aynen aşağıya kopyalıyorum.

 İspanyada'ki Coruna Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada, en sık kullanılan öksürük şuruplarından Calpol'ü ayda sadece 1 kere tüketen çocuklarda astım riskinin 5 kat arttığı ortaya çıktı. 

PARACETAMOL ETKİSİ 
İlk altı ayda tüm dünyada bebeklerin yüzde 84'üne verilen Calpol'ü senede bir kere kullanmanın bile astım riskini yüzde 70 artırdığı belirlendi. Araştırma için 20 bin çocuğun sağlık verileri incelendi. Ayda en az 1 kere şurup içen küçük çocuklarda astım riskinin 5.4 kat daha yüksek olduğu görüldü. 12 ay içinde şurup içen 13-14 yaş grubunda ise astım riskinin yüzde 40 daha yüksek olduğu belirlendi. Şurubu 1 yaşından önce içenlerde de astım riski yüzde 60 daha yüksekti. Araştırmacılar Calpol'ün içindeki parasetamol maddesinin akciğerler ve kanda bulunan glutathione isimli kimyasalın miktarını azaltarak akciğer dokularında hasara neden olabileceğine ve astıma yol açabileceğine inanıyor. 

Amacımız Calpol’ü veya herhangi bir ilacı korumak, aklamak falan değil. Çünkü bu  zaten  bilinen  bir gerçek ancak,  haberdeki sıklıklar, süreler, miktarlar tamamen  uydurmaca. Üstüne üstlük Coruna  Üniversitesinden son  8 yılda astımla ilgili 3 çalışma  çıkmış, bunların  hiçbiri de  Calpol ile ilgili değil,  en azından  tıbbi indekste  yok.

Geçenlerde bir blogda okudum “parasetamol kullanalım ama Calpol asla”, etiketinde bir sürü madde yazıyormuş, efendim bir tanesi dikkat eksikliği yapıyormuş, diğeri bulantı yapıyormuş, içindeki boya şuna sebep oluyormuş, daha neler.  Evet doğrudur da acaba yediğimiz tavuklar nasıl yetiştiriliyor, yediğimiz meyve ve sebzeler hangi koşullarda üretiliyor. Çocuğunuzu Mc Donalds veya Burger King’e götürdüğünüz zaman nelere maruz kalıyor, bakkaldan çocuğunuz isteyince satın aldığınız cipslerin,çerezlerin, sakızların, şekerlerin, meyve sularının içinde neler var, nasıl böyle rengarenk ve mis gibi kokuyor hiç düşünddünüz mü?

Bunları araştırmayız, avuç avuç çouklarımıza yediririz, hiç düşünemden  litrelerce içiririz sonra  kırk yılda  bir, hasta olunca verdiğiniz ilacın  içindeki birkaç mg madde üzerine ciddi araştırmalara  girişip yazıp çizeriz.

Tıbbi koordinatörümüz Uzm.Dr. Anıl Yeşildal’a konu  hakkında  fikirlerini sorduğumda bana  şunları aktardı:

Ben mümkün olduğunca az ilaç kullanma taraftarı olan, çoğu zaman antibiyotik yazmayan bir çocuk hekimiyim, bazı anne-babalar bu durumdan hoşlanmasa da, bana gelen hastalar özellikle bu nedenle beni tercih ederler.
Ateş vücudun enfeksiyonlara savaşmaya gücü olduğunun bir kanıtıdır, çok yüksek olmadığı sürece, ateşi ilaçla düşürmeyelim, ılık uygulama yapalım, ateş yokken ateş düşürücü vermeyelim, ne yazık ki birçok  kurumda  yapılan  hatalı bir uygulama, aşı yapıldığı gün koruyucu olarak ateş düşürücü vermek, çok  gereksiz.

Hastalarıma hep şunu söylerim, öksürük akciğerlerden enfeksiyonları ve mikrop zehirleri toksinleri atmak için doğal bir reflekstir öksürüğü kesmek doğru  değil.

Bir çocuğun 6 ay ile 5 yaş arasında havale geçirme ihtimali %3-5’tir, bu çocukların yarısında havale bir daha tekrarlamaz, ateşli havale geçiren çocukların beyninde bir hasar oluşması ihtimali binde bir bile değildir. Bu kadar nadir görülen ve de ciddi sorun yaratmayan bir konu için neden bu kadar endişeleniyoruz, neden bu kadar ilaç kullanıyoruz?

Pubmed biz doktorların çok sık kullandığı, tıbbi bilimsel araştırmaların,  dünya çapında yayınlandığı bir web  sitesidir. Bu  sitenin arama bölümüne “Coruna üniversitesi” ve “astım” anahtar kelimelerini İngilizce yazdığınız zaman, son 8 yıl içinde sadece 3 tane çalışma çıkıyor ve bu çalışmaların hiçbiri parasetemol ile ilgili değil.

Merak edenler için

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=coruna+university+and+asthma

Diyelim ki böyle bir çalışma yapıldı fakat henüz yayınlanmadı,  ya da indexe  girecek  kadar değerli  bir  çalışma  olmayabilir. Bu çalışmanın kaç vaka ile yapıldığını, vakaların kontrollü olup olmadığını,  geriye  dönük  anket  çalıçması  mı,  ileriye  dönük  planlı  bir  çalışma  mı bilmeden, sadece tek bir sefer parasetamol vererek %60 gibi çok iddialı bir rakkamı medyada  haber  yaparak ve toplumsal endişe yaratmanın  çok da doğru olmadığını düşünüyorum.

11.10.2013 Güncelleme

Henüz  Pubmed indexine  girmemiş,  ancak  böyle  bir  çalışmayı  değerli  bir  okurumuzun  da  değerli  katkıları  sayesinde bulduk. Sonuçlar  daha  da  korkunç,  ancak  çalışmanın  detayını  incelediğimizde  bunun  geriye  dönük  bir  anket  çalışması  olduğunu  görüyoruz.

Merak edenler için

http://m.eurpub.oxfordjournals.org/content/early/2012/05/29/eurpub.cks061.full

Bu  tür  bilgilerin  ileriye  dönük  önceden  planlanmış  kontrollü,  yüksek  vaka  sayılı çalışmalar  yapılıp  kanıtlanmadan,  uluslararası  uzlaşı  raporlarına  girmeden haber yapılmasının  yine  de  gereksiz  panik  ve  endişe  yarattığını  düşünüyoruz.  Bu  konuda  Çocuk  alerji  ve  Astım  Uzmanı  Doç  Dr. Ahmet  Akçay’a fikir  sorduk.

Doç.Dr. Ahmet Akçay’ın yorumu

Bakın  amacımız Calpol’ü korumak değil, çünkü haberin ufak bir kısmı doğru, sadece bu  tür gazete ve TV haberlerinin nasıl bir bilinçle yapıldığını anlayın istiyorum. Amaç halkı bilinçlendirmek  falan  değil, onların  endişesinden nemalanmak,  tek amacın rating kaygısı  olduğunu bilmenizi istiyorum.

Evet Parasetamol kullanım dozu  ve sıklığına  bağlı olarak astım sıklığında bir artışa neden  olabiliyor. Bu aspirin ve birçok birçok nonsteroid antienflamatuar ilaç için de  geçerli. Bunun olduğuna dair çeşitli çalışmalar var, çok geniş vaka  serileriyle yapılan  çalışmalara, derlemelere metaanaliz çalışmalarına baktığımızda da, evet bu ilişkinin olduğunu, fakat kullanım sıklığının arttıkça riskin arttığını biliyoruz ve haberde iddia edildiği gibi, ayda 1 kez kullananlarda böyle bir nedensel ilişki olduğunu söylemek mümkün değil.  Aşağıdaki çalışmaya göre ayda  birden  az kullanırsa %6, ayda bir kullanırsak %20. Yani tek  bir sefer vererek  %60  değil. Bu durumda evet mükün olduğunca ilaç vermeyelim, ama nadiren  verirsek de bu kadar büyük  bir risk olmadığını  bilelim.

Merak edenler için

http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1046/j.1365-2710.2003.00492.x/pdf

Sonuç olarak çocuklarınıza mecbur kalmadıkça ilaç vermeyin, ateş korkunuzu üzerinizden  atın, çok  nadiren  gerekince de böyle haberlere itibar ederek vijdan  rahatsızlığı duymayın. Saygılarımla

Uzm.Dr.Anıl Yeşildal

kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/calpol-astim-yapiyor-mu-/Blog/?BlogNo=428697






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler



11 Ekim 2013 Cuma

Çocuğunuz ilkokulda ingilizce dersi alıyorsa lütfen bu yazıyı okuyun


Bu seneden itibaren ilkokul 2'de ingilizce dersleri başladı. Haftada 2 saat ama olsun faydası var ve çocuklar çok seviyorlar. Resimdeki kitabı kullanıyorlar. Bu kitabın resmini instagrama koymuştum ve İngilizce Öğretmeni Hassas Annemiz Pınar sağolsun şu yorumu yazmış altına. Ben de kitabın CDsini indirdim ve bayıldım. Kitabınız olmasa bile ingilizce şarkılardan ve oyunlardan çocuğunuz yararlanabilir. İndirmesi biraz uzun sürüyor ama değer. Çok çok teşekkür ediyorum tüm çocuklarımız adına. Aslında bu CDyi MEB vermeliydi ama neyse. 

Hassas Annemiz Pınar: Ben ilkokul 2. sınıfların dersine giren bir İngilizce öğretmeniyim. Lütfen aşağıdaki linkten kitabın CD sini indirin ve çocuğunuz evde bol bol pratik yapsın. Kitap CD si olmadan maalesef çok sıkıcı. Hepinize iyi günler, çocuklarınıza başarılar. http://www.meb.gov.tr/.../OzelSektor/FunWithTeddyStudent.zip




Not: Bu indirmede oluşabilecek aksaklıklardan sorumlu değilim. Olabilecek herşey sizin sorumluluğunuzdadır. Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler



Alper'in maceraları: Alper ilk şiirini yazdı


6 yaşındaki oğlum Alper'in tamamen kendi kendine yazdığı ilk şiiri. "Ben bir şiir yazacağım, öğretmenimi anlatacağım" dedi. Hiçbir eklemem yardımım olmadı. Resim'in r'sini büyük yazmıştı onu küçük yaz dedim o kadar. Maşallah oğluşuma.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler



Hassas Annelerimizden: Anne olmak

Hiç uyku sırasında birini saatlerce kontrol ettiniz mi?

Sızıdan dayanamaz hale gelip kanaya kanaya emzirmeye devam ettiniz mi?

Ateşi olduğunda yüreğiniz yandı mı?

Uyurken üstünü açtı mı diye sık sık uyandınız mı?

Hiç bir şey anlatmadan üzgün mü mutlu mu anladınız mı?

Sadece güldü diye neşelendiniz mi?

Düştüğünde ayaklarınızı bedeninizi siper ettiniz mi?

Hastalandığında acaba benden kaynaklanan bir sorun mu oldu diye kendi kendinizi suçladınız mı?

En sevdiği yemek az diye "ben yedim" diyebildiniz mi?

Bir gün gecikti diye sokağa döküldünüz mü?

Başarılarına övünüp başarısızlıklarını görmezden geldiniz mi?

Kızdığınızda bile bir acı söz söylemeden susabildiniz mi?

İlk anne dediği andaki duyguyu hissedebildiniz mi?

Yürümeye başladığında tüm canını yakacak şeyleri ortadan kaldırdınız mı?

Sizin sevdiğiniz şeyleri onun için bırakabildiniz mi?

Sırf onlar sevinsinler diye hem ana hem baba oldunuz mu?

Yanlızlığı unuttunuz mu?

Kadın olduğunuzu unutup anne oldum demekle yetindiniz mi?

Her mağazaya girdiğinizde kendinize alacağınız yeni bir kıyafetten vazgeçip ona birşeyler aldınız mı? Her gece gözyaşı içinde dua ettiniz mi?

Karşılıksız çıkarsız sevdiniz mi?

Anne olabildiniz mi?

Her acıya her kötülüğe ayrılığa rağmen sadece evladınız için yaşabildiniz mi?

Mum ışığı kadar ışık peşinde bir kez anne desin gülsün diye beklediniz mi?

Soytarılığın en kralını yapıp onları güldürdünüz mü?

Yollara meydan okuyup yorgunluk nedir bilmeden gözünüzü kırpmadan uykusuz onlara koşabildiniz mi?

Her gördüğünüzde yenilendiniz mi?

Sevgiyle aşkla sadakatle böyle bir aşk aşkın en koyusu en pembe ve mavisi evlat aşkını yaşayabildiniz mi?

Rabbinizle her gece konuşup ömrümü ömürlerine ekle beni evladımla sınama onların acısını gösterme diyebildiniz mi?

Verilebilecek en güzel şeyin dürüstlük olduğunu düşünüp dürüst oldunuz mu?

Kalbiniz kırılsa da bir kere değil bin defa affettiniz mi?

Annelikkk....ahhhh...annelikk...

Kur'an'da geçen bir ayette der ki; Annenin evladına duyduğu merhamet rabbin kuluna duyduğu merhametin milyonda biridir...

Ey güzel Allah'ım sen hiç bir anneyi evladından ayırma...

Kimsenin evladının acısını gösterme...

Anne olmak sadece kendi evladına değil tüm anaların evladına merhamet duymaktır..

Hassas bir Annemiz Ceyda Lütfiye Sorar






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler





9 Ekim 2013 Çarşamba

Konuk Doktor: Çocuk Alerjisi ve Astım Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak: Alerjiyi Tetikleyen Çocukların Sevdiği 10 Besin

Çocuklarda alerji yüzyılın salgın hastalığı gibi bütün hızıyla yayılmakta. Okullarda, yuvalarda her 5 çocuktan birisinin alerjik olduğu ve her 10 çocuktan birisinin astım olduğu gözleniyor. Sprey şeklindeki astım ilaçlarını sınıflarda görmek artık sıradan bir hal almış durumda. 

Alerjinin genetik bir hastalık olduğu ve ailesinde alerjik hastalık öyküsü olan bebeklerde daha sık görüldüğü biliniyor. Ancak genetik yapı alerjik hastalığın ortaya çıkışında tek etken değil. Bebeğin büyüdüğü çevre ve beslenme düzeninin genetik yapıya şekil verdiği gözlenmekte. Günümüz çocukları artık daha fazla şekerli ve hazır gıda tüketmekte; daha az taze meyve sebze yemekte. Bu durumun yaşadığımız yüzyılda gözlenen, alerjik hastalıklardaki hızlı artıştan kısmen sorumlu olduğu düşünülüyor.

ALERJİDEN KORUNMAK İÇİN HANGİ BESİNLERDEN UZAK DURMAK GEREKİR?

1-ÇİKOLATA (KAKAO)

Çocuklarımızda tat duyusu çok erken yaşta gelişir. Özellikle çikolatalı gıdalar, mutluluk hormonu dediğimiz endorfin salgılanmasına neden olduğundan, bir tür bağımlılık gibi çocukları kendine çeker. Oysa kakao, kahve ile aynı yapıya sahiptir ve yüksek oranda kafein içerir. Kafein uyarıcı bir maddedir. Çocuklarda midede asit salgısını artırarak reflüye neden olur. Çocuklarda
karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, geğirme gibi çoğu anne baba tarafından olağan karşılanan belirtiler reflü habercisi olabilir. Reflü mide asit salgısının yutma borusundan yukarı çıkıp solunum sistemine girmesi ile astım bulgularına yol açar. Astımlı çocuklarda %60 oranında sessiz reflü varlığı bildirilmektedir.

2-MARGARİN


Birbirleri ile zıt etkilere sahip iki yağ asidi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri çocukların beslenmesinde dengede olmak zorundadır. Zeytin yağı ve fındık yağında bol bulunan omega 3’ün alerjiyi önleyici etkileri vardır. Margarin vb. bitkisel katı yağlarda yüksek oranda bulunan omega 6 ise alerjiyi artırmaktadır. Bitkisel katı yağ içeren açma, poğaça, pasta vb gıdaların çok tüketilmesi vücutta bu dengenin bozulmasına ve alerjinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

3-KIZARTMALAR VE CİPS

Yüksek oranda yağ ve kalori içeren kızartma gıdaları fazla tüketen bir çocuk kilo almaya yatkın olur. Şişman olmak çocuklarda astımın ortaya çıkışını 2 kat artırır. Ayrıca yağlı kızartmalar mide boşalmasını geciktirerek reflüyü ve reflünün tetiklediği astım alevlenmelerine zemin hazırlar.


4-KETÇAP


Domates fazla tüketildiğinde mide asit salgısını artırdığı bilinen bir gıdadır. Domatesin yoğun kullanıldığı ketçap vb. soslar çocuklarda mide rahatsızlığı yaratabilir. Katkısız olsalar bile fazla miktarda domates ve salçalı yemeklerle beslenmek, solunum yolunda mide asidine bağlı hasar oluşturup reaktif havayolu diye adlandırılan ve astımın habercisi kabul edilen tabloya
yol açabilir.

5-MAYONEZ



Mayonez yüksek yağ içeriği nedeniyle mide boşalmasını geciktirir. Sessiz reflüsü olan alerjik astımlı çocuklarda bu besin bronşit ataklarını çağırmaktadır. Son zamanlarda “fast food” yiyeceklerle sık tüketilen bu besin çocuklar için “hamburger, patates kızartması , kola” üçlüsünün vazgeçilmez bir üyesi haline gelmiştir.

6-BAL

Birçok anne alerji ve astıma iyi geleceği düşüncesiyle çocuklarına çeşitli şekillerde bal vermekte. Balın içinde şifalı kabul edilen birçok madde olduğu bir gerçektir; ancak bal aynı zamanda mide için oldukça ağır, hazmı zor bir gıdadır. Alerjik astımı olan çocuklara şifa niyetiyle kaşık kaşık bal yedirilmesi reflüye neden olabileceğinden sakıncalıdır.


7-ACI, BAHARAT

Acı ve baharat sessiz reflüsü olan astımlı çocuklar için gizli tehlikedir. Kırmızı biber ve biberli yemekler, sucuk, sosis vb işlenmiş et ürünleri çocuklarda alerji ve astımın alevlenmesine neden olmaktadır. Baharat çocukların diyetine sıklıkla pizza, lahmacun vb. gıdaların tüketimi sırasında girmektedir.


8- KOLA VE GAZLI İÇECEKLER


Kola da bir diğer bol kafein içeren ve uyarıcı olduğu bilinen bir içecektir. Son zamanlarda çocukların beslenmesinde bol yer tuttuğu
gözlenen kolalı ve meyveli gazlı içecekler reflü ve reflü üzerinde alerjik bronşit / astım ataklarına neden olmaktadır.

9- BUZLU ÇAY, KAHVE

Kafein içeriği nedeniyle geçmişte çocuklara fazla sık önerilmeyen bu içecekler de son zamanlarda soğuk servis edilmeleri nedeniyle çocukların beslenmesinde sık yer almaya başlamıştır. Buzlu çay, buzlu kahve gibi formlarda tüketilen bu içecekler çocuklarda mide sorunları ve iştahsızlığın başlıca nedenlerinden. Mide asit salgısını artırdığı bilinen bu gıdalar bir süre sonra reflü atakları yaparak alerjik bronşit alevlenmelerine neden olabiliyor.


10-ÇİĞ SARIMSAK,SOĞAN


Sarımsak ve soğan antioksidan ve anti-kanserojen kabul edilen özellikleri nedeniyle , son zamanlarda çocukların diyetine önceden
olduğundan çok daha fazla girmiştir. Toplumda natif tıbba yönelme özellikle sık hastalanan çocuklarda bu gıdaların sık kullanımını gündeme getirmiştir. Oysa; çiğ sarımsak ve çiğ soğan midede asit salgısını artırdığı ve alerjik astımı tetiklediği bilinen başlıca gıdalardandır. Çiğ soğan hamburgerlerin içerisinde ve lahmacunda karşımıza çıkarken; çiğ sarımsak cacık içerisinde yer alabiliyor.


11-ŞERBETLİ TATLILAR


İçeriğindeki katı yağlar ve margarin bir yandan şerbetli tatlılara lezzet verirken, diğer yandan çocuklarımızda mide sorunları yaratabiliyor. Baklava, şöbiyet, tulumba tatlısı gib ağır tatlılar sık ve fazla miktarda tüketildiğinde çocuklarda sessiz reflüye yol açmakta ve alerjik bronşit /astımı tetiklemektedir.


    ALERJİSİ VE ASTIMI OLAN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ


1- Çikolata ve kakaodan uzak durmak

2- Sütlü ve meyveli tatlılar tüketmek

3- Kızartma yerine fırında patates yemek

4- Kola, buzlu çay ve kahveden uzak durmak

5- İçecek olarak suya alışmak

6- Katı bitkisel yağlarla hazırlanan salçalı yemekler yerine domatesle ve zeytinyağı ile hazırlanmış hafif yemekler yemek

7- Hamur işi gıdaları (açma, poğaça) evde hazırlamak

8- Şifa niyetiyle bal vermemek

9- Bol çiğ sarımsak/soğan ve baharat ve yağ içeren “fast food” gıdalardan uzak durmak

10- Yatmadan 2 saat öncesinden yemek yemeyi kesmek

Prof. Dr. Yonca TABAK

Çocuk Alerjisi ve Astım Uzmanı
www.alerjikcocuk.com





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler



7 Ekim 2013 Pazartesi

Konuk yazar: Bir süt annelik hikayesi- Hassas Annemiz Süt Anne Açelya anlatıyor


Hamileyken sürekli olarak ya sütüm yetmezse ya da gelmezse diye düşünüyordum. Çünkü ailemdeki birçok kadının sütü gelmemiş ya da bir anda kesilmiş. Sütün gelmesi genetik olduğu için bayağı takmıştım kafaya. Ailecek çok hassas annelerden oluşuyoruz da... Annemin sütü gelmiş ama kardeşimle bana yaramamış. İshal olmuşuz. Ne yapsa ne etse faydalı olmamış sütü.

Kuzenlerin hikâyeleri daha garip, sütleri bir anda kesilmiş. Kâbus gibi anlatıp durdular. “Ben bilmem neye çok kızmıştım. Sabah bir kalktım sütüm yok” “ Evde yürüyorum biri HÖH! dedi. Sütüm kesildi” Allah’ım ben nasıl korkuyorum anlatamam. Bir şey değil bu korku yüzünden sütüm gelmeyecek. Her sabah kalkıyorum karnımı seviyorum, göğüslerimle konuşuyordum. “ Bana bakın bu kadar büyüdünüz bari sarkmanıza değsin valla. Faydalı, hemen kesilmeyen süt üreteceksiniz. Anladınız mı beni?” diyordum.

Eşimi ailemdeki bütün kadınlar tembihliyor. “ Üzmeyeceksin sakın. Hiç bağırmak kavga etmek yok. Kim ne derse desin onu üzecek hiç bir şey yaptırmayacaksın insanlara. Valla çocuğun aç kalır. Görürsün gününü” diyordu. Sanki kavga eden tipleriz ya. Beni üzecekse niye çocuk yapsın ki? Kazayla yapmadık bu çocuğu biz. Şu anda eşim stres emen bir sünger gibi. Hiçbir şeyi yansıtmıyor bana. Ama az kaldı fark ediyorum. Yakında patlayacak. İnşallah başka yöne doğru patlar da sütüm falan kesilmez.:)

Beslenmemle ilgili uzun nutuklar dinliyordum annemden. “ Öyle cips falan yemek yok. Tuz süt üretimi azaltır. Kola da içmek yok şişmanlarsın. Doğum sonrası kilo çok önemli. Protein yiyeceksin. Ben sana her gün yaparım. Zaten 40 gün yanından ayrılmayacağım. Hiiiççç merak etme ” diye bir başlıyordu hiç susmuyordu.

Her şeyin sonunda uzun bir doğum sonrası kızım doğdu. Ameliyathaneden çıktım. Çok fazla ağrım vardı. Sütümün olup olmadığı aklıma bile gelmedi. Düşmüşüm kendi canımın derdine. Hemşire “ Bebeğin emmesi lazım” deyiverince kafama dank etti. “Acaba sütüm var mı ki benim?” O an gözümün önünden gitmiyor. Hemşire kucağına aldı bebeğimi yanıma geldi. Mememe yaklaştırdı. Göğsümün ucu ağzındaydı. Sütüm geliyordu. O anı anlatamam. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyor. Epiduralin etkisiyle bir yandan titriyordum, ağrılarım çok fazlaydı. O emmeye başlayınca hepsi geçti sanki. Koklamaya başladım. Mis gibi kokuyordu. Bir anda dünya dondu ve sadece ikimiz vardık. İkimizden mutlusu yoktu bizim için o anda. Belki bir de annem bizim kadar mutlu olmuştur.


Emzirmek bizim için kutsal anlar oldu. Onu kokluyorum, saçlarını seviyorum. Şimdi şimdi o da benim saçımla oynuyor. İlk zamanlar uyansa herkes odadan çıksa, baş başa kalsak, beni emse diye başında bekliyordum. Benim ürettiğim bir besinle karnını doyuruyor. Nasıl bir şeydir bu? Hala aklım almıyor. 

Hele beni sabahları gördüğündeki coşkusu anlatılmaz. Beni yürüyen biberon olarak görüyor farkındayım. Alıyorum yatağından sarılıyorum. Omzuma kafasını koyuyor emmek izin benim hazırlanmamı bekliyor. Emmeye başlıyor. Ben onu seyrediyorum. İkimiz de mutluyuz.

Sonra bir sorun çıktı göğsümde. Hamileliğim döneminde sağ göğsümde büyük bir beze oluşmuştu. Ergenliğimden beri bu bezelerle başım hep dertte. 3 kere bu fibrokistleri aldırmıştım. Genetik ve tekrarlayan bir durum olduğundan devamlı oluşuyor. Menopozdan sonra kayboluyormuş. Yani beni 2-3 ameliyat daha bekliyor. İlk başta küçüktü. Sonra süt bezelerimin büyümesiyle dev gibi oldu. Şimdi hala onun sıkıntısıyla boğuşuyorum. Kızım ilk dönemde güçlü bir şekilde ememediğinden mastit oldum. Ateşlendim. Gripmişim gibi ağrılarım oldu. Hala bu ağrılarım devam ediyor. Dönem dönem ateşleniyorum. Şu an o beze kendi cumhuriyetini ilan etti ve göğsümde yaşıyor. Emzirdiğim için herhangi bir cerrahi müdahale edilemiyor. Bir çok doktora gittim. Hepsi aynı şeyi söyledi “Göğsünü devamlı sağmalısın.” İlk başta kızıma sadece o göğsümü emziriyordum. Ama o emdikçe sütüm daha çok gelmeye başladı. Emzirme mutluluklarımız benim için işkence olmaya başladı. Ağlıyordum, içimden çığlıklar atıyordum. Çünkü yüksek ses çıkarttığımda kızım çok korkuyordu. O halinden çok mutluydu ama ben acı çekiyordum. Sonra baktım sol göğsümü de kaybedeceğim. Sağma makinası aldık. Sağan anneleri gördüğümde kızıyordum. Sağmak çok tuhaf bir şey diye. Sıcak sıcak sütü vermek yerine biberonla süt vermek saçma geliyordu. Anne olduktan sonra bütün büyük laflarımı yuttum zaten. Bu da yuttuğum bir başkası diyerek sağmaya başladım.

Göğsüm kötü olduğundan başlık tam oturmuyor ama beni rahatlatıyordu. En azından o deli gibi acı kalmamıştı. Kızıma sağ göğsümü emzirtiyordum sonra tamamıyla boşalsın diye sağmaya devam ediyordum. Bir hafta filan makinaya yapışık yaşadım. Bir süre sonra sıkmaya başladı. 6 kitap bitirdim sağarken. Sağıyorum sağıyorum dolaba koyuyorum. Buzlukta yer kalmadı. O ara İzmir sıcak olduğundan Urla’ya kaçmıştık. Kayınvalidemde kalıyorduk. Bir gün bir açtık dolabı sütten 100 gram kıyma koyacak yer kalmamış. Gerçekle yüzleşmeliydim. Ya bu sütleri atacaktım ya da verecek birini bulmalıydım.

Çevremde soruşturmaya başladım. Maşallah herkesin sütü paçalarından akıyor. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kimse istemedi. Çocuk esirgeme kurumunu aradım. Sütlerimi vermek istediğimi söyledim. Kabul etmediler. Sonra bütün gün başından kalkmadığım internette sorayım dedim. Belki bir fikri vardır. Bir anne buldum. Sütü olan annelerle olmayanları buluşturuyor. Mail ve tweet attım. Ertesi gün döndü anne bir aile varmış ve sütlerime talipmiş.

Bende bir heyecan bir gör. Nasıl bir aile? Ne iş yapıyorlar? Annenin neden sütü yok? Kafamda bir sürü soru doldu. Sanki kızımı istemeye gelecekler. Neredeyse gidip kendime kaynana kıyafetleri alacağım güzel görünmek için.

Hemen eşimi aradım. Bütün dünya duymalı ben Süt Anne oluyorum. Sırasıyla herkesi (annemi, kayınvalidemi, kardeşimi vs...) Sonra sütkızımın annesi aradı beni. Karşıdan benim gibi heyecanlı bir anne sesi. "Ooh" dedim. Güzel bir ses. 5. günden itibaren mamaya başlamışlar. Kızları 2,5 aylıkmış. Mamadan fazla kilo alarak gidiyormuş. Yani tombiş tombiş bir kız. Ertesi akşam bize gelmeleri için sözleştik. Elimde stok tutmak istediğimi söyledim. 40 poşetten 30 verebileceğimi belirttim. Temkinli olmalıyım değil mi? Ya bir anda sütüm kesilirse. Amannnn ne yaparım ben? Anlatılar o kadar içime işlemiş ki ödüm kopuyor sütsüz kalırsa yavrum diye. Ama bunu söylemeseydim bu içimi burkan kelimeleri duymayacaktım. "Bir poşet bile verseniz yeter. Yeter ki anne sütü olsun" dedi. Bende olanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anladım.

                                    ben, kızım, sütkızım ve annesi


31-07-2013 tarihinde yeni bir dönüm noktasına gelmiştim. Kızımın annesi aradı. Eşi de gelmek istiyormuş. Bende aksini düşünmemiştim zaten. Babalar annelerden daha meraklı oluyor eşimden biliyorum. Aileyi tümüyle görmek beni daha mutlu edecek. Sütümü istiyorum ki sıcak sıcak bebeğe içeriyim. Ama benim kız durmuyor. Sütünün gideceğini anladı sanki. Hiç durmadan kıpırdıyor. Gelmelerine yakın sağmaya vakit buldum. Biberonu bir güzel hazırladım. Bayram günü gibi giyindik süslendik beklemeye başladık aileyi.

Sonunda geldiler. Hepimiz heyecanlıyız. Bize dolu hediye getirmişler. Şimdi işin en önemli anı ya sütümü almazsa? Ya tadını sevmezse? Bazı sütannelerde olan bir durummuş. Süt Anne çok baharatlı beslenen bir anneyse bebek sütü almaya biliyormuş. Almazsa bütün hayallerim sönecekmiş gibi oldu. Çok üzüleceğimi düşünmeye başladım. Bir kaç dakikada aklımdan neler geçti neler? Başka çocuğun anne sütüne ihtiyacı yokmuş da sadece onun varmış gibi hissetmeye başladım.

Mutfağa gittik. Elim ayağıma dolanıyor. Bebeğin biberonuna sütü koyduk.” Şimdi sütümü içecek ve benim sütkızım olacak” diye kendimi yatıştırıyorum. İkinci ağır çekimimi yaşadım. Anne bebeğini kucağına aldı. Biberonu verdi. İşte o an dünya durdu. Sütümü içiyordu. Artık ben bir bebek daha besliyorum. Bir anda ağlamaya başladım. Gözyaşları gözümden fışkırıyor. Kelimeler içimde birikiyor hıçkırık olarak dışarı çıkıyordu. Hepimizin gözleri doldu. İçim gitti. Hep aradığı tat buymuş da yeni bulmuş gibi içiyordu. Sağdığım sütün tamamını içmeden bıraktı. Anam dedim ne oluyor? Meğerse doymuş kızım.

Sütkızım ve ailesiyle sürekli görüşüyoruz. Sütkızımı öpüyorum kokluyorum. Normalde annesi dışında bir kucakta durmayan(buna babası da dâhil) kızım benim kucağımda hiç yabancılık çekmiyor. Kokumdan mıdır yoksa ona olan sevgimden midir bilmiyorum. Onu gördüğümde içim gidiyor. Kilo aldı mı boyu uzadı mı kendimle gurur duyuyorum. İnşallah kızımla sütkızım hiç kopmazlar. Süt kardeşlikleri bir ömür boyu sürer ve birbirlerine destek olurlar.

Hayatımı bu iki kızı beslemeye adadım şimdi. Kızımla uzun emme sürelerinden sonra onu uyutup sütümü sağıyorum. Göğsümün acısı zaman içinde daha da artıyor ve bezede büyüyor. Eklem ağrılarım dayanılmaz durumda. Sağmanın göğsüme faydası yok artık. Ama sağmaktan vazgeçmiyorum. Sütkızıma sorumluluğum var. Onu olabildiğince beslemeye çalışacağım. Sütüm olduğu müddetçe ikisine de çok iyi bakacağım.


Süt Anne Açelya
http://sutanne.blogspot.com/
twitter: @sutannee



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Alper artık harçlık alıyor!


Alper'e bugün ilk defa harçlık verdim. Bundan sonra haftada bir 10 TL harçlık alacak. Bunu kumbarasına koyacak. Bu parayla ne isterse yapacak, isterse hemen harcar isterse biriktirip büyük bir şey alır ya da bağışlar. Kendi karar verecek. Artık 6 yaşında ve 2. sınıfa gidiyor. Böylelikle paranın anlamını ve değerini öğrenir diye düşünüyorum. 

Okulunda kantin yok, sadece su satılıyor o da 50 kuruş ve ben yanına her gün 50 kuruş koyuyorum su için. Okulda öğle yemeği veriliyor, yanına beslenme çantasında meyve ve ceviz badem koyuyorum. Çelik matarasında da su oluyor. Yani bu parayı okulda harcamayacak, oturduğumuz yerde bakkal gibi yerler de yok. Bu parayı ancak beraber oyuncakçıya veya kitapçıya gittiğimizde harcayacak. Ben artık ona doğumgünü ve yılbaşı dışında oyuncak ve kitap almayacağım. O istediği bir şey olursa kendi parasıyla alacak. İsterse 10 TL ile o hafta küçük birşey alacak ya da kendini tutup parasını biriktirecek ve 2-3 ay sonra daha güzel birşey alacak. Bu paranın bir kısmını bağışlamayı veya arkadaşına bunun bir kısmıyla hediye almayı da düşünüyormuş. Bence harçlık alması çok faydalı olacak. Hem paranın manasını hem de değerini daha iyi anlayacak.

Not: Alper burada arabanın arka koltuğunda oturuyor. Arabamız 7 koltuklu olduğu ve 3 sıra koltuk olduğu için önde oturuyormuş gibi görünüyor. Yanlış anlaşılma olmasın diye belirtiyorum.




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Yılda 12 kez ateşli hastalık- Derya Coşkundeniz yazdı

Benim gibi ikiz kız annesi Derya Çoşkundeniz hem tecrübelerini hem de araştırmalarını Posta Gazetesinde yazıyor. Bu yazısı benim ve bilinçli doktorların da görüşünü yansıtıyor. Benim doktorlarım da aynı şeyleri bana söylüyorlar. Çocuklarının sık sık ateşlenmesi tüm annelerin kabusu ama okula giden çocukların sık hastalanmaları çok normal. Büyüdükçe durum biraz daha düzeliyor.

Derya Coşkundeniz'in Posta'daki yazısı:


                          Yılda 12 kez ateşli hastalık

Okulların açılmasıyla birlikte hiç vakit kaybetmeyen kızlarım, ikidir okuldan eve ateşle geliyorlar. Her ateşlendiklerinde ya da burunları aktığında ilaca sarılan annelerden değilim ben.

İnatla uğraşırım o ateşi düşürmek için. Bildiğim tüm yöntemleri denerim. Üstünü çıkarır, yüzünü ve eklem yerlerini ıslatırım ilk önce. Yarım saat geçtiğinde ateş hala duruyorsa bıraktığım yerde, ılık duşa sokarım. Benden daha inatçı bir ateşse karşılaştığım, ve 39'dan aşağı düşüremiyorsam son çare ateş düşürücü veririm.
Okula başlayan çocuklarda çok sık hasta olma durumu normalmiş meğer. Kendimi suçlamakla vakit kaybetmek yerine, durumu kabullenip çözümler üretmeye başladım. 2-3 haftada bir hastalıkla mücadele ederken "nerede yanlış yapıyorum" sorusuyla kendimi tükettim durdum geçen yıl.
Tüm kış, onları en sağlıklı yiyeceklerle besleyip, bitki çayları, arı sütleri ve portakal sularıyla çocuklarımın bünyelerini güçlendirdiğimi düşündüğüm sıralarda, okuldan eve akan bir burunla dönen çocuklar, insanda hayal kırıklığı yaratıyor ister istemez. 

Yine böyle ateşli günlerden birini yaşıyoruz. Doktorumuzdan içimi rahatlatacak açıklama geldi. "Bu yaş grubunda, özellikle okula giden çocukların, yılda 12 kez ateşli hastalık geçirmesi normal kabul edilir. Fakat yaz aylarında çok nadir hastalandıkları ve hatta hiç hasta olmadıkları için, kışın ayda 2 kez ateşli hastalık geçirmeleri anneleri endişelendirir.
Biz 38.5'e kadar ateşlenmelerini normal ve bazen de gerekli buluruz. Ateş, çocuğun hastalıkla mücadele ettiğini gösterir ve bu da olması gereken bir durumdur. İlaçla bunu bastırmak, bünyesinin güçlenmesine izin vermemek anlamına gelir" dedi. Oh be! 

Benim gibi düşünen doktorlar da varmış. En ufak bir ateşte bin tane kan testi isteyen, ilacı dayayın gitsin diyen ya da en kötü senaryoyla ana babaya hayatı zindan eden doktorların esiri olmayın. Çocuğunuzun kronik bir rahatsızlığı yoksa, sağlıklı tüm çocuklar gibi zaman zaman ateşlenip hasta olabileceğini ve bunun normal olduğunu bilin.

Enfeksiyondan korunmak için

Siz yine de tedbiri elden bırakmayın. Kış ayları geldiğinde, hastalığın evimizi ziyaret edeceği aşikar. Bu durumla baş edebilmek zor olsa da, imkansız değil. Bünyeyi ne kadar güçlendirirsek, hastalıktan kurtulmamız da o kadar hızlı olur. Buyurun size bir kaç öneri:
. Bol sıvı tüketmek

. Burun tıkanıklığını gidermek

. Solunum yolunu açık tutmak için buhar tedavisi uygulamak

. Temiz hava almak

. Çok kalabalık ortamlarda durmamak

. El yıkamaya özen göstermek

. Sağlıklı ve dengeli beslenmek

. C vitamini içeren gıdaları tüketmek

. Adaçayı ve ıhlamur gibi bağışıklık güçlendirici çayları tüketmek

. Sigaralı ortamlarda bulunmamak

Derya Coşkundeniz
Bu yazı yazarından özel izin alınarak burada yayınlanmaktadır. Derya Coşkundeniz'e teşekkürler

kaynak: http://www.posta.com.tr/saglik/bebek-cocuk/PostaYazarHaberDetay/Yilda-12-kez-atesli-hastalik.htm?ArticleID=197514





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

6 Ekim 2013 Pazar

Hassas Annelerimizden: Küçük asker önce korkutmuş ama sonra annesini dünyanın en mutlu annesi yapmış

Hassas Annemiz Meryem:
Küçücük bir can...
Anne karnında hayat bulan.
Doğumunla başladı herşeyim;
O minicik gözleri bir daha göremeyeceğim zannettiğim o gün, elveda dercesine baktığın o gün saat 14:09.....
Tam 4 yıl önce bugün! Bekledim bekledim getirmediler seni bebeğim,solunumu yoktu entübe ettik yoğun bakıma götürüyoruz dediler, yaşamaz ümitlenmeyin boşuna beklemeyin dediler, 5 gün bekledim bebeğim, 5 gün 5 asır gibi geçti. Beni çağırdılar bebeğim sağlığına kavuştu , gel sütünü ver diye.
O yutkunma sesin hala kulaklarımda bebeğim. Elimi sımsıkı tutuşun bir daha SAKIN bırakma dercesine......



Çok şükür iyileştin bebeğim, şimdi büyüdün canavar oldun, okula başladın. O minicik bedeninle bu küçük yüreğime kocaman bir sevgi sığdırdın. Her ANNECİİİMM dediğinde milyonlarca kelebek uçuşuyor yüreğimde. 
İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın,
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...(DT: 05/10/2009)










Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün


Konuk yazar: Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı Esra Ertuğrul: Doğumdan sonra bizi neler bekliyor?

Doğumdan sonra annede bazı değişiklikler olacaktır ve doğum sonrası dönem her zaman rahat geçmeyebilir.

• İlk iki ile altı hafta süresince adet kanaması gibi, yoğun ve kırmızı renkli kanama olabilir.
Hijyenik kadın bağı kullanılabilir, ancak bu bezlerin en fazla 6 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir. Bu kanamanın rengi pembeden kahverengiye dönüşerek birkaç hafta sonra beyaz bir akıntı halini alır. Kanama fazlalaşır, ateş çıkarsa ya da akıntı kötü kokuyorsa doktora danışılmalıdır. Emziren annelerde kanama daha kısa sürebilir.

• Tuvalet konusunda da sorun yaşanabilir. İlk günlerde idrara çıkarken zorlanılması normaldir ve kabızlık görülebilir. 

Doğumdan sonra mümkün olduğu kadar çabuk ayağa kalkıp yürümeye çalışmak bağırsak hareketlerini de hızlandıracaktır. Annenin bol su içip yediklerine de dikkat etmesi faydalı olacaktır. Annenin tuvaletini yaparken dikişlerinin açılma olasılığı düşüktür ancak hiçbir zaman tuvalette ıkınıp kendisini fazla zorlamamalıdır çünkü hemoroid oluşabilir.

• Doğum sırasında doktor kesi yaptıysa dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Otururken ve yürürken kesi yerinde rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle en geç bir hafta içinde dikişler kendiliğinden düşer ve kesi yeri iyileşir.

Doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştıracak hareketleri yapmak ve dikiş alanına buz torbası koymak faydalı olabilir. Ayrıca bu bölge hep temiz ve kuru tutulmalı, temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve tuvalet kağıdı kullanılmalıdır. Doktor temizlik için bir solüsyon önerdiyse kullanılabilir. Dikişlerde kızarıklık, ağrı ve 38 C ve üzerinde ateş olursa doktorla görüşülmelidir.
Doğumdan sonra anne kendisini iyi hissettiği an banyo yapabilir. Banyonun ilk günler ayakta duş şeklinde yapılması önerilmektedir. Sezaryan ile doğum yapıldıysa dikişler alındıktan sonra ayakta duş alınabilir.

• Uzun süren hamilelik döneminden sonra vücudun eski haline dönmesi altı aydan önce mümkün olmaz.

Altıncı haftada doktor kontrolüne gitmek çok önemlidir çünkü bu haftadan itibaren vücut yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır, rahim gebelik öncesi büyüklüğüne döner. Doktor bu kontrolde vajinal muayene yapacak, dikişlerin durumuna bakarak rahimi muayene edecektir. Bu kontrole gidildiğinde doktora hangi doğum kontrol yönteminin seçileceği konusunda danışılabilir.

• Adet görmeye başlamak ise bebeğin nasıl beslendiğine bağlıdır. Bebek emziriliyorsa adet meme verme sayısının iyice azalmasına dek gecikebilir. Bebeğe mama veriliyorsa 4-6 hafta arasında ilk adet görülebilir.

• Doğumdan sonraki üç ay boyunca, bazen daha da uzun bir süre saçlar dökülür. Çünkü hamilelik boyunca hormonlar nedeniyle normalde dökülmesi gereken saçları dökülmemiştir. Bu yüzden şimdi anneye daha çok saçı dökülüyor gibi gelmesi normaldir.

• Doğumdan sonra bebek emzirirken oruç tutmak sağlıklı değildir çünkü gün boyunca yeterli besin ve sıvıyı vücut alamamaktadır. Doğumdan sonra 1 ay kadar demir haplarına devam edilmelidir. Bu sayede gebelik süresince ve doğumda kan kaybedildiği için azalan demir depoları desteklenmiş olur.

• Doğum sonrasında kanama bittikten sonra cinsel ilişki kurulabilir. Kanama varken ilişkiye girmek istenirse eş kondom kullanmalıdır. Haznede kuruluk hissedilirse nemlendirmek için gliserin kullanılabilir. Doğumdan sonra cinsel istekte artma ya da azalma olması normaldir. Hormonal dengenin değişmesi, yaşanılan ortamın değişmesi gibi nedenler bu artma ya da azalmadan sorumlu olabilirler. Önemli olan iki tarafın da birlikte karar vermesi, birbirine anlayış ve uyum göstermesidir. Tabii bu aşamada kadının isteyip istemediği ve durumunun nasıl olduğu en önemli konudur.

Belki de yukarıda belirtilen, annenin vücudundaki normale dönüş sürecinde yaşadıklarından daha önemlisi, annenin, bir başka deyişle “lohusa” nın kendini nasıl hissettiğidir.

Vücuttaki hormonal değişiklikler annenin ruh halini etkiler. Anne zaman zaman kendisini kötü hissedebilir, bir sebep yokken ağlayabilir, alıngan veya sinirli olabilir. Annenin çevresindekilerin hepsi bebeğe ilgi göstermektedir hâlbuki anneyi evde bekleyen bir çok yükümlülükler, belki başka çocuklar vardır. Hayat artık eskisinden çok farklı olacaktır. Anne kendisini şişman ve çirkin buluyor olabilir. Bütün bunlar sıkıntıyı arttırabilir. İşte burada babalar anneye destek vererek sıkıntılarını azaltabilir. Daha önce doğum yapmış arkadaşlarla da konuşulabilir. Bunlar çoğu yeni anne tarafından hissedilir ve normaldir. Hormonal değişikliklerin yol açtığı bu durumu değiştirmek elde değildir. Eğer bu sıkıntılar altı ay boyunca devam ediyorsa bir uzmana baş vurmak gerekebilir.

Anne ilk zamanlarda bebeği bir yabancı gibi görüp hayal ettiğinin bu olup olmadığı konusunda kendisini sorgulayabilir. Belki de onu yeteri kadar sevemediğini düşünüp suçluluk da duyabilir. Kendisine ve bebeğine birbirlerine alışmaları için zaman tanımaları gerekecektir.

Annenin bebeğin bakımıyla ilgili bilgileri arttıkça, onunla daha çok vakit geçirdikçe, onun ne istediğini daha iyi anlayabilir, tedirginlik azalır.

Bebekle geçirilen zamanın etkili olması için dinlenmiş olmak gerekir. İşte onun için o uyuduğu zamanlarda anne de onunla beraber uyuyarak ya da en azından dinlenerek güç toplayabilir. Ev işleri bir süre bekleyebilir. Ev işlerinde, diğer çocukların bakımında ve misafir geldiğinde babalardan veya ailedeki akrabalardan yardım istenebilir.

Babalar
Doğumun yaklaştığını ya da başladığını gösteren belirtilerle birlikte anne adayında bir enerji artışı olacaktır. Baba adayı eşinin bu enerjisini ev temizliği gibi şeylerle tüketmesini önlemeli, bu enerjisini doğuma saklamasını sağlayabilmelidir. Sancıları başladığında eşini sakinleştirmeli, saat tutarak sancıların kaç dakikada bir geldiğine bakmalıdır.

Birlikte nefes alma alıştırmaları yapabilir, eşinin beline masaj yapabilir. Onu rahatlatmak için dudaklarına minik buzlar sürebilir. Sık sık tuvalet ihtiyacı olacağından yardımcı olabilir. Hastane uygunsa eşinin doğum ağrıları çekerken duş almasına yardımcı olabilir.

Eşinin doğum yapmasını beklerken baba adayının da en az eşi kadar heyecanlı olacağı bilinmektedir. Eşine veya bebeğe bir zarar gelecek mi diye düşünüp korkabilir, hiçbir şey yapamadığı için çaresizlik yaşayabilir. Bu duygularla başa çıkabilmek için bir yakınıyla konuşabilir, onunla duygularını paylaşabilir. Yürümek de baba adayını rahatlatacaktır.

Bebek başka bebeklerle karşılaştırılmamalı ve olumsuz yorumlarda bulunmamaya özen gösterilmelidir. Bu gibi yorumlarda özellikle anne kendisini suçlu hissedebilir ve suçluluk hissedebilir. Bu gibi olumsuz duygular sonucunda da annenin sütü kesilebilir. Anneyi suçlayıcı söz ve davranışlardan kaçınmak yerinde olacaktır.

Esra ERTUĞRUL
Hamile Eğitmeni ve Emzirme Danışmanı
http://bebeimgeliyor.blogspot.com
www.twitter/bebeimgeliyor.com


Esra Ertuğrul kimdir?
1974 İstanbul doğumluyum. İ.Ü.Florence Nightingale hemşirelik yüksek okulunu bitirip, Marmara Ü. Sağlık kurumları yöneticiliği bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. 2008 yıından beri 'Bebeimgeliyor Doğum ve Sonrası Dönemine Destek programları' adı altında annelere eğitimler vermekteyim. Doğum, bebek, lohusalık, emzirme ve ek gıdaya geçiş konularında seminerler ve danışmanlık hizmeti vermekte olan bir anneyim.
Hayatımda 3,5 yaşındaki oğlum büyük bir yer kaplamakta , onunla zaman geçirmeyi çok seviyorum..




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü) nedeniyle ölen bebek herkesi çok üzdü

Bebeklerinizi 1 yaşına kadar her zaman sırtüstü yatırın lütfen. Yüzüstü yatmak ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü) riskini arttırıyor. Büyüdükçe kendi dönebilir tabii ki ama siz mutlaka sırtüstü yatırın.

Bebeğinin öldüğüne inanamadı

ANTALYA’da 4 aylık Elanur bebek uykusunda nefessiz kalıp can verdi. Bebeğinin ölümüne inanamayan anne Deniz Karatoprak, "Bana oyun yapıyor" diyerek cansız bedenine sarıldı.

21 yaşındaki Deniz ile 22 yaşındaki Mecitçifti, 4 aylık bebekleri Elanur’u cuma gecesi saat 23.00 sıralarında yatağına yatırıp kendileri de uykuya daldı. Cumartesi saat 05.00 sıralarında işe gitmek üzere kalkan Mecit Çakır, kızının hareketsiz yattığını fark edince Deniz Karatoprak’ı uyandırdı. Çift 112’yi ve polisi aradı. Olay yerine önce gelen polis, Elanur’u özel bir hastaneye götürdü. Cansız bebeğe yine de müdahale eden doktorların çabası sonuçsuz kaldı.

’O BANA OYUN YAPIYOR’

Bebeğinin ölümüne inanamayan Deniz Karatoprak, "O bana oyun yapıyor. Yalnızca üşüdü. Çarşaf verin üstünü örteceğim" diyerek gözyaşı döktü. Polisler ve eşi, Karatoprak’ın elinden bebeği güçlükle alabildi. Hastane dışına çıkartılan Deniz Karatoprak, bu kez gelen cenaze arabasını görünce sinir krizi geçirdi. Yakınları tarafından güçlükle tutulan Deniz Karatoprak, evine götürüldü.
Doktorlar, bebeğin yatarken yüzü koyun dönmesiyle nefessiz kaldığını ve bu nedenle boğularak öldüğünü belirtti. Elanur bebeğin cenazesi, Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

kaynak: http://gundem.milliyet.com.tr/bebeginin-oldugune-inanamadi/gundem/detay/1770498/default.htm


Bu konudaki yazım: http://www.hassasanne.com/2013/04/ani-bebek-olumu-sendromu-besik-olumu.html





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

4 Ekim 2013 Cuma

Hassas Annelerimizden: Hassas Annemiz Ayşe kızının geçirdiği havale nöbetini ve epilepsi teşhisini anlatıyor


19 Haziran sabahı saat 7:30'da 11 yaşındaki büyük kızım yanıma geldi. "Anne gelsene kardeşim yatağında kusmuş ve bana cevap vermiyor" dedi. Yanına gittim ve yoğun bir şekilde kusmuş öylece sanki cansız bir şekilde yatağında yatıyor, "annem neyin var?" diyorum cevap vermiyor, "bebeğim neyin var?" diyorum cevap vermiyor. Kucağıma aldım ve sanki oyuncak bir bez bebek almışım gibi kucağıma yığılıverdi. Kustuğu için kendini kurtaramamış ve boğazını tıkamış bebeğim nefes alamıyordu. Eşim de işi gereği o anda şehir dışındaydı kimse yoktu yanımda yapayalnızdım. Hiç oyalanmadan 112'yi aradım hemen geldiler ve Samsun Tıp Fakültesi Çocuk Acili'ne götürdük. Hiç susmayan siren sesi ve son sürat bir ambulans ama 10 dakikalık yol bitmek bilmiyordu. Ben soğukkanlı olmak zorundaydım çünkü diğer kızım yanımda, fakülteye gidince benden bilgi alacaklar, babamız yanımızda değil, 

"dayan Ayşe salma kendini bebeğinin ve ablasının sana ihtiyacı var" dedim. 

Yavrumu bilinci kapalı olarak acile getirdik ve hemen ilk müdahale yapıldı biraz sonra beni çağırdılar içeri girdim ama sanki bebeğimin üzerini, yüzünü örtmüşler gibi geldi o an yüreğim çok acıdı, bebeğimi kaybettim zannettim çok şükür ki öyle değildi sadece üşümesin diye boynuna kadar örtmüşler sadece bana öyle gelmiş. Gerekli bütün tetkikler yapıldı, bir gece hastanede kaldık ve sonuç 'Epilepsi'. Türü Fokal. 4 sene ilaç kullanacağız. Şimdi iyi çok şükür ondan sonra bir daha nöbet geçirmedi. Ablamız kardeşime yine birşey olacak kaygısı yaşadı onun kısa bir tedavi süreci oldu ve şimdi çok iyi. 

Ben ise çocuklarımın gözünde süper güçlü anneyim ama içimde kopan fırtınaları anlatamam, 19 Haziran gününü zihnimden silmek istiyorum, 4 sene ilaç kullanacağız ve unutmamak için evimizin dört bir yanına 'Dolunay'ın ilacını unutma' diye notlar astım, 1 dakika arayla iki çeşit alarm kurdum, dış kapımıza yatıya gidilecekse ilacı almayı unutma yazılı bir not astım ve 3,5 aydır bir unutma sıkıntısı yaşamadım çok şükür, çünkü ilacı çok dikkatli ve düzenli kullanmamız gerekiyormuş. 

Bizim hikayemiz de böyle işte. Kocaman kocaman öpüyoruz sizleri. Allah herkesin yardımcısı olsun...
Ayşe




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün