Çalışan Hassas Anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışan Hassas Anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2013 Pazar

Hassas Annelerimizden: "İş seyahati için 4 gün yurt dışına çıkıyorum, emzirme işini ne yapacağız?"

Bir Hassas Annemiz soruyor:

Merhabalar, bugün küçük kızım tam 1 yaşında çok çok mutlu bir gün... 

Fakat içimi kemiren bir konu var, 2 gün sonra iş için yurt dışına çıkıyorum 4 gece evde olamayacağım ne yazık ki... Kuzum ise hala emiyor ve geceleri de sık uyanıyor... Babası ile kalacak... Çok çok üzülüyorum nasıl olacak nasıl bitecek diye... Sizce bu durumun etkisi ne olur kuzumda, dönünce emmeye devam eder mi ki?

Cevabım:

Nice mutlu yaşlara! Sütlerini sağabilecek misin yoksa azalır ve geri gelmeyebilir. Mutlaka sağma makinesi al ve sütlerini sağ. Emmeyi bırakmaz ama hem emememe hem senin yokluğun biraz zor olacak. Biberon alıyordur umarım. Zor bir 4 gün olacak yalan söylemeyeceğim ama bebekler düşündüğümüzden daha kuvvetli atlatır. ben de Alper 9 aylıkken kanser ameliyatı oldum ve tam 4 gün beni göremedi ve ememedi vücudumda anestezi olduğu için. Bir de kar fırtınası olmuştu Ben karşıda bir hastanede oldum ameliyatı kardan köprü bile kapandı tabii bütün yollar da. 4 gün sonra eve dönebildim. Zor günlerdi. 4 gün boyunca 3 saatte bir sütlerimi sağıp attım ilaçlardan kurtulmak için ve sütüm bitmesin diye. Döndüğümde hemen emmeye başladı ve aynen devam ettik. Sen de sütünü sağ 3 saatte bir. Sütlerini seyahatten geri getiremesen de sütün azalmaz. Dönünce biraz naz yapar ama normale döner. Belki bu ayrılığı gece beslenmesini bırakmak için kullanabilir ve döndükten sonra gece emzirmesini bırakabilirsin doktoruna danışıp. Gündüz ve sabah emzirirsin arada da işyerinde sağar eve getirirsin. Gece beslenmesi 1 yaşından sonra uykuyu bölüyor ve bebeğin gelişimi iyiyse doktorlar bırakmayı tavsiye ediyorlar. İyi seyahatler






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

30 Haziran 2013 Pazar

Fransa'da yaşayan Hassas Annemiz Emine, ikizlerini yurtdışında büyütürken yaşadıklarını yazdı

Bir kızım ve bir oğlum var 6 yaşına girecekler Temmuz ayında. Ne çabuk geçti bu 6 yıl anlamış değilim !
Onlar doğduklarından bu yana hayatımda herşey değişti !!
Yeni anne olarak yeni endişeler de başladı, yeni mutluluklar yaşandı ve yeni düzen kuruldu. Kendi düzenimi kendim kurabildim hiç kimse karışmadan. Tereddütlerim olduğunda anneme sordum.



 İlk endişemden başlayayım : 

Türklüğümüzü unutturmadan aynı zamanda da Fransız adetlerine yabancı olmadan nasıl büyütebilirim çocuklarımı? 

İsim seçmek sorun oldu: Fransız ismi koyalım mı? Burada ırkçılık çok olduğu icin sonuçta koyduk: Ezgi icin Lara, Kaan icin Aymeric.  Ben 4 yaşında Fransa'ya yerleşip tüm hayatımı burada geçirmeme rağmen çok zorluk çektim iş bulma konusunda ta ki Fransız vatandaşı olup ismimi değiştirene kadar. Evet burda isminizi, soyadınızı ve doğum yerinizi yeniden seçebilirsiniz!

 Çocuklarımızla hem Türkçe hem de Fransızca konuştuk sorun olmasın diye her iki ülkede. Çocuklarıma doğdukları günden bu yana bir cümleyi hem Türkçe, hem de Fransızca söylerdim. Kreşe başladıklarında zorluk çekmediler. Bizim Türk ve müslüman oluşumuz anaokuluna kadar bir soru işareti olmadı çocuklarda, ta ki bir gün Kaan "Anne biz niye domuz eti yemiyoruz, biz Arap mıyız?” diye sorana kadar. Nasıl anlatmak gerekiyordu insanların inançlarını ve başka taraftan etnik kökenimizi? 



İlk Kaan ile Ezgi’ye sordum: “Fransa ile Türkiye'nin arasında ne fark var?" Onlar düşündüler ve orada sadece Türkçe konuşulduğunu söylediler, başka fark var mı? diye sordum "hayır" dediler. Bu sözlerin üzerine kiliseye gittik, çocuklar şaşırdı! Çanlar çalmaya başladı, o zaman onlara hıristiyanlik nedir diye anlattım, camiiyi zaten biliyorlardı, farkı gösterdim onlara. Araplara gelince, onlara arada Arap arkadaşları ile Türkçe konuşmalarını istedim, akşama eve gelince "onlar bizi anlamıyor" dediler. Onların devletleri ayrı bizim ayrı diye anlattım. Ne zor iş örf ve adetimizi anlatmak!!! (çocuklara her iki günde bir Türkçe masal okurum her ne kadar sevmeseler de, çünkü Fransızca gibi anlamıyorlar).


Çocuklarımın sadece Türk arkadaşları olmasından yana değilim, mecburen kaynaşmaları lazım yaşadıkları yere. Benim ailem kesinlikle izin vermezdi. O zamanlar Fransızca bilmiyorlardı ve bize bütün yabancı şeylerin bizden uzak kalması gerekiyordu. 


Kaynaştırma çalışmalarıma rağmen ilk sorunlar cocukların ilk yıllarında kreşte başladı: Bakıcılar haftada bir veya iki defa "çocuklarınız yine Türkçe konuştu kreşte" diyerek sorun çıkarmaya çalıştılar. Çocuklar o zamanlar 18 aylıktı, kreşin müdüründen randevu alıp sorunu kökünde halletmeye çalıştım ve başardım.
Sonra anaokulunda bu defa ilk öğretmenleri laf çarpıyordu, "çocuklar çok karıştırıyor dilleri, Türkçe konuşmayı bırakın evde" diyerek bana tavsiyelerde bulunuyordu. Öğretmene izah ettim: "Ben ne kadar Fransız vatandaşı olsam da ve çocuklarım da Fransız vatandaşı olsa da, biz Türkçe konuşmaya devam edeceğiz ve adetlerimizi de sürdürmeye kararliyim" dedim. Bir daha da sorun çıkmadı (ne okulda, ne diğer öğretmenleri ile).

 Ezgi ile Kaan simdi cok güzel bir şekilde ayırt edebiliyorlar her iki kültürü.
Yine bazı sorunlar çıkıyor ama o kadarı da doğal diyelim. Çok fazla Türk arkadaşım yok, üç aile var çevremde onlar bize yetiyor.



Çocuklarımla küçükken çok faaliyet yapamıyordum, malum iki küçük çocukla ne havuza gidebiliyorsun ne de çift bebek arabasıyla metroya binebiliyorsun. Ancak onlarla parklarda ve kütüphanelerde zamanımızı geçirdik. Üç yaşına girdiklerinden itibaren benim için çok enteresan bir ilişki yaşamaya başladık. Kültürel geziler, Paris’te o yönden çok şanslıyız gezilecek çok yer var. Çocukların en sevdiği müze doğa tarihi müzesi.

Ama doğrusu çalışan bir anne olarak zorluk çekiyorum vakit ayırmak icin onlara. Ancak bu sene işyerimde imkan oldu ve çarşamba günleri çalışmıyorum. Çocuklarımı ingilizce kurslarına götürüyorum, tiyatro veya çocukların eğlenebileceği yerleri seçiyorum.
Emine Öztürk





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

30 Mayıs 2013 Perşembe

Yakında işine dönmek zorunda olan bir Hassas Annemiz duygularını yazıyor...

Bebeğime doğumumdan beri, neredeyse hiç yardımsız, 7/24 ben baktım. Kendimi uykusuz hissettiğimde, ya da hasta olduğumda yanımda kimse olmadı olamadı. Annem ve kayınvalidem yaşlı ve çocuk bakacak, gözetecek durumda değiller. Şu anda bebeğim 16 aylık ve 3 ay sonra işime geri döneceğim. İşim vardiyalı bir iş olduğundan ve eşim eve saat 22.00 sularında geldiğinden yatılı bir dadı bulmam şart oldu. Bu konuda kendimi çok kötü hissediyorum; çünkü 18 ay birlikte olmuş olacağım bebeğimi, hiç tanımadığım birine, sadece kameraya güvenerek nasıl bırakacağım? Başında anneleri ya da akrabaları olanlar sürekli 'nasıl bırakacaksın? Nasıl güveneceksin?" nidaları atıyor. 

Bakanınız varsa söylemesi çok kolay ama mecbur kaldığınızı düşünün, biraz empati kurun, ne kadar zor olduğunu anlayacaksınız. 


Dadı olarak yabancı uyruklu birini düşünüyorum, Türkler yatılı kalmıyor genelde ve araştırdığım kadarıyla kaprisleri bol oluyormuş. Benim bir can yoldaşına ihtiyacım var. Aslında çok yoruldum. Evime gelen bir misafirin sadece oturduğu yerden bebeğimi oyalaması bile bana bir yardım oluyor. Evet bir dadı gelecek evimize; fakat nasıl güveneceğim? ya da Allah korusun bebeğimi alıp götürmeyeceğinden nasıl emin olacağım? Aklımdan hep felaket senaryoları geçiyor. Eşim öğlen 12.00'de işe gidiyor, o saate kadar yalnız olmayacak; fakat yalnız olacakları saatler olacak elbette. Bazı arkadaşlarımın çok iyi dadıları var, 'iyi ki var' diyorlar, keşke ben de öyle birini bulsam. Hiç çalışmasam bile ihtiyacım var, dediğim gibi çok yoruldum, bütün yük omuzlarımda. Geçenlerde sabahleyin 15 dakikalığına tek başıma markete gittim ve yeniden güç topladım, kendime geldim düşünün yani... Bir taraftan da özlem duygusu olacak, gece uyuduğunda bile özlediğim yavrumu saatlerce görmeden nasıl duracağım? Annelik çok zor...
Hassas bir annemiz





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

28 Mart 2013 Perşembe

Hassas Annemiz Ekin çalışan ikiz annesi olmayı anlatıyor

                               

Çalışan bir ikiz annesiyim. 4 yaşında iki oğlum var. Doğanın bana verdiği en büyük hediyeyi ve mutluluğu, yaşamın zorlukları ve tüm bocalamaları ile birlikte yaşıyorum.

Hermina Ibirra; ‘working identity’ adlı kitabında çalışan ve iyi kariyer sahibi olan kadını, elinde büyük bir kayayla yüzen ve yavaş yavaş batan, battığını kendi de gördüğü halde elindeki o koca kayayı bırakmayan(bırakamayan) birine benzetir.

İlk once biraz klişe sorulardan başlayalım:
• Zamansızlıktan yakınıyor musunuz?
• Hem annelik, hem diğer tüm rollerinizde yetememek/yetişememek kaygısı üzerinizde mi?
• Kendinizi diğerleri ile karşılaştırıyor musunuz?
• Yaşamınızdaki iş/özel yaşam/çocuklara ayırdığınız zaman dengesi bozuldu mu?

Tüm bu negatif soruların cevabı evet ise, bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Ancak bir şartla, bu soruları kendinize sormayı bırakarak. Çünkü hayatınızın dengesini sağlayacak, farklındalığınızı arttıracak yaklaşım bu soruların cevaplarında değil. Daha doğrusu kendinize bu soruları sorarak bulunmuyor.

Yukarıdaki tüm soruları bir kenara bırakıp, neyi istediğiniz sorusunu kendinize sorarak başlayabilirsiniz. Hayatınız, çocuklarınız, eşiniz , işiniz ve diğer tüm ilişkilerinizde nasıl bir hayat hayal ediyorsunuz?

Bir an için gözlerinizin önünde canlandırmaya çalışın. Hayalinizdeki kendiniz nasıl bir anne, nerde, neler yapıyor, hangi değerlerinizi bugünden daha çok yaşıyor?

Çocuklarınızla güçlü ve sağlam ilişkiler kurmak için neler yapabilirsiniz? Onlara sınırları öğretmekle harcadığınız vaktin bir kısmını onları dinleyerek geçirmeyi deneyebilir misiniz? Küçük bir çocuk da olsalar, annelerinin onlara saygı duyduğunu ve dinlediğini bilmeleri nasıl mucizeler yaratıyor göreceksiniz. Bu elbette ki, her yaptıklarına izin vermek yada onları tehlikeye atacak davranışların önünü açmak değil. Sadece dinlemek ve önemsediğinizi hissettirmek. Bu çalışan anne için daha da önemli, çünkü çocukla beraber geçirdiğiniz vakit çok az. Günde iki saat, gerçek bir dikkat ve çocuğa doğru yöneltilen konsantrasyon muhteşem sonuçlar doğurabiliyor. Bir de o gün neler olduğunu öğrenmek istiyorsanız, nelere üzüldüğünü, sıkıldığını, mutlu olduğunu çok tepki vermeden dinleyin ve sadece duygularını sorun. Çocuğunuzun hissettiği tüm duyguları normal, kabul edilir olarak algılamasına ve size açılmasına yardımcı olur. Bu yolla belki de bütün gün çocuğunun yanında olan anneden daha çok çocuğunuzu tanıyabilir ve daha güçlü bir bağ kurabilirsiniz.


İşin sizin için değeri nedir? Birçok çalışan anne ilk once para için çalıştıklarını söyleseler de, daha sonra paranın çok daha geri planlarda olduğunu, aslında başarı tanımları ve kendini gerçekleştirme ile daha bağlantılı olduğunu görüyorlar. Böyle bir farkındalık, işte geçirilen zamanda yaşanılan vicdan azabının biraz olsun azalmasında etkili olabiliyor. Bir de bu farkındalığın altında yatan değer-başarı, ya da kendini gerçekleştirme açığa çıkmış oluyor. Böylece o da artık değişime, dönüşüme ve farklı bir form almaya hazır bir değer olabiliyor.

Tüm bunların ortasında kendiniz için ne yapıyorsunuz? Hayatta tutkuyla bağlı olduğunuz, yapmaktan keyif aldığınız neler var? Pırıltılı anlarınız hangileri? Kendinizi gerçekleştirmek için neler yapabilirsiniz? Özellikle çocukları biraz daha büyüyen, en azından gece uyumaya başlayan anneler, kendilerine dönecek vakitleri daha çok bulabiliyorlar. Henüz vaktiniz olmadığınızı düşünüyorsanız, beş dakika her gün kendinize sessizlik yaratın ve sadece kendinizle olun. Öyle bir beş dakika seçin ki, kimse size müdahale edemesin ve aklınız dışarıda kalmasın.

Son olarak en elle tutulur tavsiyem, zaman yönetimi. Tam tabiriyle, zamanın suyunu çıkartın. Televizyon karşısında, facebookta, yolda negatif düşünerek geçen tüm vakitleri, sizin için pırıltılı anlara dönüştürebilirsiniz. Günlük değil haftalık hatta aylık plan yapmanızı öneririm. Steven Covey’in zaman planlama teknikleri ile ilgili çalışmaları var, çalışan anneler mutlaka okumalı ve üzerinde düşünmeli. Günlük yapılacaklar listesinden çok daha öte, değer bazlı, hayatımızdaki önceliklerimiz bazlı yapılan bir planlamadan bahsediyor.

Çalışan anne paradoksunda suçluluk duyguları, kendine, çocuklara, ve işine yeterince zaman ayıramamak gibi en başta sorduğum soruların hiç de kolay bir yolu yada reçetesi yok aslında. Çözüm değil yol diyorum, çünkü aslında hayatın ta kendisi. Kendi yolumuzu bir insan olarak çizebilmek...
Ekin






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün