12 Mayıs 2013 Pazar

Haftanın konusu: Annelerin önceliği kendilerine vermesi

Bundan sonra Hassas Anne'de her hafta belli bir konuya özel yer ayırmak istiyorum yani haftanın konusu gibi olacak. Bu hafta Hassas Anne'de Annelerin önceliği kendilerine vermesini konuşmak istiyorum. Biz anneler genellikle anne olduktan sonra bütün dikkatimizi, enerjimizi ve zamanımızı çocuklarımıza vermeyi tercih ediyoruz. Aslında kendimizi de düşünmemiz lazım çünkü bizim kendimiz ve çocuklarımız için sağlıklı ve mutlu olmamız gerekiyor.

Şimdi böyle öğretmen gibi yazdım ama ben hepinizden daha suçluyum bu konuda. Spora zaman ayırmıyorum eskisi gibi, diyete uyamadığım zamanlar oluyor ve en önemlisi kendime zaman ayırmak konusunda  çok kötüyüm. Bunları değiştirmek istiyorum hem kendim hem de çocuklarım için.

Hayatımda kendime biraz öncelik verme zamanı geldi ve bir plan yapmam lazım. Bunun için sorunlarımı belirlemem lazım. Öncelikle daha erken ve daha çok uyumak istiyorum. Şu anda günde 4-6 saat arasında uyuyorum ve bu hafta hedefim 7 saat uyumaya başlamak. Genellikle anneler bebekleri gece kalktıkları için uykusuzluk çekerler. Çok şükür 6 yaşındaki oğlum 2,5 aylıkken, 4 yaşındaki kızlarım da 4 aylıkken kalkmadan 11-12 saatlik gece uykusuna geçtikleri için 4 yıldır gece kalkan çocuk yok evde. Eşime de diyorum, çocukların bu kadar uyuduğu ama ebeveynlerin bu kadar uykusuz olduğu bir aile yoktur diye. Aşkım da gece çalışmayı ve araştırma yapmayı seviyor. Uyku çok önemli ama işlerim yetişmiyor. Zaten gece oturmayı çok severim ama Hassas Anne'yi kurduktan sonra gecenin sessizliğinde çalışmak artık benim için bir yaşam stili oldu. Her mesajı cevaplamaya hatta yorumları bile takip etmeye çalışıyorum ama tabii sayımız 25,500'ü geçti ve ben de tek bir kişiyim. Çalışma zamanımı gündüze almam lazım. Böylelikle akşam 1 gibi yatıp 8'de kalksam 7 saat uyumuş olurum ve harika olur. Bir şekilde bunu çözmem lazım.

İkinci sorunum kilolu olmam. Kızlardan sonra toparlanamadım ve artık kızlar da 4 yaşına geldiği için "Ama 1,5 yılda 3 çocuk doğurdum, daha küçükler" bahanesinin arkasına sığınmam da manasız. Neyse ki bu konuda çalışmalara başladım 1 aydır. Akupunktura başladım ve 6 kilosunu verdim vermem gereken 40 kilonun. Zayıflama çabamı http://www.zayiflayananne.com/ sitemde veya diğer facebook sayfam Zayıflayan Anne'de https://www.facebook.com/pages/Zay%C4%B1flayan-Anne/408452909238437?hc_location=timeline  takip edebilir hatta siteye katılıp benimle birlikte sağlıklı bir şekilde ideal kilonuza ulaşmaya çalışabilirsiniz.  Instagram'da da zayiflayananne olarak takip edebilirsiniz. Birlikten kuvvet doğar ve zayıflarken birilerinden destek almak çok önemli. Şu anda bence şişmanlık dünyadaki en büyük ve tehlikeli sağlık sorunlarından biri.

Üçüncü sorunum uzun zamandır spora zaman ayırmıyor olmam. Spor gerçekten hem ruh hem beden sağlığımız için çok önemli. Yapılan araştırmalara göre günde 1 saat spor yapanlarda salgılanan seratonin yani mutluluk hormonu miktarı anti-depresan kullananlardaki kadarmış. Beden sağlığımız için yararlarını da zaten spora başladığınız anda görmeye başlıyorsunuz. Çocuklardan önce neredeyse her gün elliptik makinede 1 saat koşardım ve kondisyonum çok iyiydi. Şimdi evde yardımcım olmadığı ve 3 kuzum olduğu için o kadar çok iş yapıyorum ki buna artı olarak spor yaptığımda akşamları pilim bitmiş oluyor. Mesela 3 kuzuya banyo yaptırırken dizlerim titremeye başlıyor. Tabii yorgunluğumun nedenlerinden biri de kilolar. İnanıyorum ki kilolar gittikçe daha rahat spor yapacağım. Haftada 3 kere 1 saat sporu hayatıma katmak istiyorum.

Esas sorunum kendime zaman ayırmak için çaba göstermemem ve önceliğin sadece çocuklarda olması. Olması gereken bu diyebilirsiniz ve bence de öyle ama bir şekilde annenin önceliklerinin de araya sıkışması gerekiyor. Bunu da belki hayatımızı daha güzel planlayarak yapabiliriz. Bu sorunun içinde diğer 3 sorun da var tabii ki. Ama sosyal aktiviteler de eklenebilir. Yıllardır sinemaya gitmedim mesela. Belki arada sırada sinemaya gidebiliriz aşkımla. Kendimi geliştirecek bir kurs olabilir.

Annelerin de artık önceliği kendilerine verme zamanı geldi. Tabii ki Hassas Anneler olarak bunu çocuklarımızı ihmal ederek değil hayatı daha güzel planlayarak yapacağız. Zamanı doğru kullanmak çok önemli. Bu hafta bu konuda araştırmalarım olacak. Sizinle bulduğum çözümleri paylaşacağım. Sizin de başka başka sorunlarınız olabilir; sigarayı bırakmak veya abur cubur yemek gibi. Sizden de önceliklerinizi hayatınıza dahil ederken işinize yarayan ipuçlarını paylaşmanızı rica ediyorum. Bu amaca ulaşırken yolunuza çıkan engelleri de paylaşırsanız sorunu daha net bir şekilde anlarız ve çözümler üretebiliriz.

Hassas Anneler bu hafta "Anneler nasıl önceliği kendilerine verebilir?" sorusunu tartışıyoruz. 




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Radikal Gazetesi'nden Umay Aktaş Salman Perşembe Anneleri toplantımızı yazmış


Birlikte ağlamak güzel

Özel gereksinimli çocukları olan anneler her perşembe bir araya geliyor, birlikte üzülüyor, birlikte gülümsüyor, sorunlara çare arıyor.


Adım Arzu Gökçe, yedi yaşında asperger sendromu olan bir kızım var, okulda sıkıntılar yaşıyoruz...

Ben Yakut Benal üç çocuk annesiyim ikizlerimden biri Cerebral Palsyli kaynaştırıma eğitimimizle ilgili sıkıntılarımız var...

İrem Afşin , sekiz yıldır otizim dünyasındayız , asperger sendromu olan bir oğlum var. En büyük sorunlardan biri ayrımcılık.

Adım Ülkü, 14 ve 7 yaşlarında iki oğlum var. Küçük oğlumun doğduğunda ayaklarında bir problem vardı, tabanları içe dönüktü. ‘Pes ekinovarus’ deniyor, uzun süren tedavilerden sonra şimdi cimnastik yapıyor....

Bir masa etrafında toplanan 15 kişi önce sırayla kendini tanıtıyor ardından yorgunluklarını, umutlarını, korkularını paylaşıyor, birbirine destek veriyor, sorunlara yönelik neler yapılabileceğiyle ilgili kafa yoruyorlar. Aralarında özel gereksinimli çocukları olanlar da var, gelişimi doğal seyrinde devam eden çocukları olan da... Kimi zaman hep birlikte gözleri doluyor kimi zaman umutla gülümsüyor dudaklar, birinin yaşadığı diğerine güç veriyor. Ne teşhisi aldıklarında yaşadıkları kabullenememe, ne çevrelerinin tepkisi ve içine düştükleri yalnızlık ne uzun ve pahalı tedaviler hiçbiri ayrımcılık kadar can sıkıcı ve üzücü değil anneler için. Ortak dilleri annelik. Onlar ‘perşembe anneleri’.

11 yıllık özel eğitim öğretmeni olan Aylin Çalışkan, üniversitede özel eğitim formasyonu alırken kendilerine tavsiye edilen ‘Bayan Perşembeler’ kitabından feyz alarak yola çıktı. Kitapta özel eğitim gereksinimli çocukların her perşembe toplanan annelerinin sohbetleri vardı. “Birlikte ağlamak güzel” diyen Çalışkan özel eğitim öğretmenliği yaparken kendi öğrencilerinin annelerini toplamaya başladı. Sonra anne oldu, bir blog açtı. Namı diğer ‘Aylin Anne’ bu blogda seslerini duyurabilmek için ‘Perşembe Anneleri’ adı altında röportajlar yayımlamaya başladı. Sonra da buluşmalar başladı. Özel çocukları olan anneler ve onlara destek vermek isteyen anneler bir araya geldi. Çalışkan İzmir ’de yaşadığı için genelde bu kentte yapılan ‘Perşembe Anneleri’nin 4. toplantısı bu kez  İstanbul 'daydı. Ben de gazeteci kimliğimden öte bir anne olarak ‘oradaydım.’

Yasada güzel pratikte kötü


Masadakiler kendilerini birbir tanıtıyor. Mücadele, yorgunluk hepsi bir arada. Arzu Gökçe’nin 7 yaşındaki kızında ‘asperger sendromu’ var. Bir devlet okulunda kaynaştırma eğitimi alıyor. Okul bulmak çok kolay olmamış. Gökçe çocuğunun farklıklarının anlaşılmasını istiyor. Öğretmeninin yazdığı bir notu üzüntüyle anlatıyor: “Sayın veli çocuğunuz bütün gün oturuyor, bir şey yapmıyor.”

Yakut Benal’ın üç çocuğu var, ikizlerinden kızı Deniz, ‘Cerebral Palsyli’ . Psikolojik danışman Benal, işinden ayrılmış. Son iki yıldır ilköğretim birinci sınıfa giden kızının fizyoterapisini kendi yapıyor. Benal, kaynaştırma eğitimi için yasal düzenlemelerin iyi durumda olmasına rağmen uygulamada sorunlar olduğunu söylüyor. Zira bazı okullar ya bahanelerle ya da kırıcı bir şekilde çocukları reddediyor.


Eğitim eşittir tedavi


Benal, sorunun okula başlamakla bitmediğini söylüyor: “Okula girmekle bitmiyor, sınıfta bir köşede oturuyoruz. Kaynaştırma öğrencisi için bireysel eğitim planı (BEP) hazırlanmalı. Sorunların çözümünde okul yönetiminin duruşu çok önemli. Gelişimi doğal seyrinde olan bir çocuk için özel gereksinimli bir çocuk ile birlikte olması çok önemli, bir hayat deneyimi. Ben iki oğlumu engelli kardeşleri olduğu için şanslı görüyorum. Tüm annelere bunu anlatmalı.

Otizmli çocukları olan kadınların ‘anneler buluşuyor’ toplantıları için yakında kurulacak ‘Otizm Dostları Derneği’nin çalışmalarını yürüten İrem Afşin, ‘Eğitim eşittir tedavi’ derken, en büyük sorunun ayrımcılık olduğunu vurguluyor. Özel gereksinimli çocukların temel hakkı olan eğitimi alırken, diğer velilerinin de destek vermesi gerektiğini söyleyen Afşin, “Sınıftaki bir iki anne ‘O da bu sınıfta okuyacak’ dese bu kadar sorun yaşamayabilirdim” diyor.


http://www.radikal.com.tr/turkiye/birlikte_aglamak_guzel-1133086





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

10 Mayıs 2013 Cuma

Çocuklar büyüdükçe dertleri de mi büyüyor?

Bebeklerimiz daha doğmadan dertlenmeye başlıyoruz: "Acaba bebeğim sağlıklı mı? Herşeyi tamam mı? Onu iyi besleyebiliyor muyum?"

Bebeğimiz doğuyor: "Bu bebek devamlı uyanıyor, devamlı ağlıyor, güzel emmiyor, gelişimi nasıl acaba? Çok gazı var"

Bebeğimiz biraz büyüyor: "Bu bebek ne zaman kalkmadan tüm gece uyuyacak? Ek gıdalara nasıl geçeceğiz? Emziği nasıl bırakacağız? Ne zaman bezi bırakacak? Aman Allahım bu bebeğe ne oldu böyle? (2 yaş sendromu)"

Çocuğumuz okula başlıyor: " Nasıl o kadar saat bensiz olacak? okulunu sevecek mi? Ya bir arkadaşı ona vurursa? Okuldaki öğretmeni gerçekten iyi mi? Kağıtta yemeğinin hepsini yedi yazıyor, hem de pırasanın! yok artık! acaba doğru mu?"

Çocuğumuz ilkokul çağına gelince: "Devlet okuluna mı versem koleje mi? O kadar da paramız yok ama şunu almasak bunu yapmasak da özele mi göndersek? Koleje verdik ama paramızın karşılığını alabiliyor muyuz? Devlet okuluna başladı, acaba okulun tuvaletleri temiz mi? ya bir hastalık kaparsa? Güvenlik yeterli mi, ya okulda başına birşey gelirse? Arkadaşları kolejde ingilizce öğreniyor o onlar kadar bilmeyecek, acaba bunu dert eder mi? Öğretmeni ona sınıfta iyi davranıyor mu? Cezaya alışık değil öğretmeni ceza verirse ne olacak? Bugün yine okulda orası burası yaralanmış, kitabını kaybetmiş."

Hassas Anneler, çocuklar büyüdükçe dertleri de mi büyüyor?



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Çocuğuma sebze meyve yediremiyorum demeyin! Hassas Annelerde çare tükenmez, Hassas Annemiz Gürcan'dan yaratıcı sunumlar.




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

9 Mayıs 2013 Perşembe

Perşembe Anneleri toplantıları toplumda farkındalık yaratmayı amaçlıyor


Son 10 yıldır zihinsel engelli, özel eğitim gereksinimi olan ve öğrenme güçlüğü çeken bireylerle çalışan www.aylinanne.com sitesinin sahibi Aylin Çalışkan'ın düzenlediği 'Perşembe Anneleri Toplantısı' çok güzel geçti. Zihinsel ve bedensel engelli çocuk sahibi annelerle gelişimi normal olan çocukların annelerini biraraya getiren ve özel çocukların ve annelerinin karşılaştığı güçlükler konusunda toplumda farkındalık yaratmayı amaçlayan bu toplantıların mutlaka amacına ulaşacağına inanıyorum.

Toplantıda özel gereksinimli çocuk anneleri yaşadıklarını anlattılar ve hep beraber onlara destek verebileceğimiz ve toplumda farkındalık yaratabileceğimiz çeşitli projeleri nasıl oluşturulabileceğimizi konuştuk. Terapist Tansu Oskay, Otizm Aktivisti İrem Afşin, özel eğitim uzmanı Aylin Anne ve diğer annelerin verdiği önemli bilgiler bu özel çocukların hayatlarını biraz daha iyi anlamamızı sağladı. Onların neler yaşadıklarını bilmemiz, toplumda yaratmak istediğimiz farkındalığı belirlememiz açısından çok önemli.

Konuşmalarımızdan şunu anladım: Anneler özel gereksinimleri olan çocukları için insanüstü bir çaba gösteriyorlar. Diğer insanların ve kurumların onların zaten zor olan hayatlarını daha da zorlaştırmamaları gerekiyor. Onların çocuklarının da normal gelişimi olan çocuklarla aynı haklara ve şanslara sahip olmaları çok önemli. Bu hakları ve şansları yasalarla vermenin imkanı yok daha doğrusu bunları etraflarındaki insanlar kabul etmedikçe ve içlerine sindirmedikçe verilmiş olmalarının bir anlamı yok çünkü uygulanmıyorlar. 



Okullarda uygulanan kaynaştırma programlarında büyük sorunlar var. Bazı okullar yasa gereği engelli çocukları okula kabul etmeleri gerekirken engelli öğrenci kabul etmiyorlar ve kaynaştırma programı uygulamıyorlar. Özellikle bu çocuklar okula başladıklarında önlerine aşmaları gereken yeni engeller çıkıyor ve bu engelleri başka anneler babalar yaratıyor. Beni en çok rahatsız eden de bu. İnsanın sadece kendi çocuğunu düşünmesini ben kabul edemiyorum. Anne olduğum günden beri tüm çocukları kendi çocuğum gibi görüyorum. Tabii ki kendi çocuklarımın yeri farklı ama anne olduğum günden beri bütün çocukların iyiliği beni ilgilendiriyor. Bu nedenle sınıfında otizmli veya engelli bir çocuk olmasını istemeyen, hatta bu çocukların sınıftan veya okuldan atılması için imza toplayan anneleri anlayabilmem imkansız. Halbuki bir bilseler farklı bir çocukla iletişimde olmak kendi çocukları için de faydalı ve onların karakterine olumlu katkıları olacak bir şey. 

Acaba bu annelerin içine insan sevgisini ve empati yeteneğini  nasıl yerleştirebiliriz? Bence bu sorunun cevabını bulabilirsek epey yol katetmiş oluruz.


Özel çocukların özel dünyası ile tanışmak ve bu özel Hassas Annelerle duygudaşlık etmek gerçekten bir onurdu benim için. Bana bu şansı verdikleri için tüm emeği geçenlere teşekkür ederim. Perşembe Anneleri toplantılarımız devam edecek ve ben yapmaya çalıştıklarımızı sizlerle paylaşacağım. Çok yakında hangi okulların kaynaştırma programı uyguladıklarını ve hangilerinin uygulamadıklarını belirlemeye yönelik bir çalışmamız olacak ve bu konuda tüm Hassas Annelerden yardım isteyeceğim.

Perşembe annelerinin hikayelerini  Aylin Anne'nin www.aylinanne.com sitesinde okuyabilirsiniz.
Otizm Aktivisti İrem Afşin'in sayfası www.facebook.com/afsinirem
Terapist Tansu Oskay'ın sitesi http://www.papsparenting.com/





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Çocuklarımız her zaman bizi örnek alıyorlar


Çocuklarımız hep bizi örnek alıyorlar. Onlara ne söylerseniz, iyi veya kötü, bunu bir gün gelecek onlardan kesinlikle duyacaksınız. Bir bakacaksınız onun konuşmalarında ve tavırlarında kendinizi göreceksiniz.

Çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi eğitim onlarla her zaman doğru konuşmak ve onlara güzel örnek olmak.


Her zaman sorularına ayrıntılı cevap verin ve hiçbir zaman geçiştirmeyin ne kadar saçma olsalar da. Onları geçiştirmeye başlarsanız onlar da size soru sormamaya ve sizin fikrinizi önemsememeye başlarlar. Emin olun siz onlara doğru yolu göstermezseniz onlara kötü yolu gösterecek birileri çıkacaktır. Sizin cevabını bilmediğiniz soruları sorarlarsa bu konuları beraber araştırın, bu sizi yakınlaştıracaktır ve çocuğunuza araştırma yapmanın zevkini öğretecektir.

Çocuğunuz okula gidiyorsa, ona ödevlerinden zevk almayı öğretin. Bunu ancak ödevlerine önem vererek ve onları geçiştirmeyerek öğrenir. Diyelim ki ödevi kağıttaki müzik aletlerinin altına onların ismini yazmak; sadece bu aletlerin ismini yazmakla kalmayın, internetten o müzik aletlerinin seslerini bulun ve tek tek çocuğunuza dinletin. Belki ödevleriniz daha uzun sürer ama inan daha zevkli ve öğretici olurlar ve çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmiş olursunuz.
 Çocuklarınıza ayıracağınız zaman onların geleceğine en büyük yatırımınızdır. 




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Bisfenol A(BPA) 'nın zararları neler? Sadece plastiklerde değil farklı ambalajlarda da Bisfenol A (BPA) bulunabiliyor.

Hassas Annemiz Emine Fransa'dan bildiriyor!
Merhaba Ece Hanım,
ben Fransa da yaşayan 34 yaşında ikiz annesiyim. Sizi takip ediyorum ve dün akşam tv seyrederken aklıma siz geldiniz!! İçinde  bisfenol olan sadece plastikler değilmiş , konserve kutularının içlerini de bisfenol ile cilalıyorlarmış, bunu hiç bilmiyordum! 2015 'e kadar süre verilmiş imalatcilara bunu değiştirmek için!! Ve hiç düşünmediğim aldığımız herhangi ambalajın üstündeki yazılar gıdanın içine gecen ve bu maddeler kanserlere neden olabiliyormuş. İsviçre'de iç tarafı aliminyum ile kaplanmış ambalajlar yasaklanmış. Sizinle bunları paylaşayım dedim. Sevgilerimle

Hassas Annemiz Emine'ye çok teşekkür ediyorum. İşte ambalajlanmış, paketlenmiş ürünlerden uzak durmak ve çocuklarımızı uzak tutmak için bir neden daha. Doğaldan vazgeçmeyin. Herşeyin paketlenmemişini ve evde yapılmışını tercih edin. Kimbilir Türkiye'deki ambalajlarda neler kullanılıyor? o üç-beş kuruşa aldığınız abur-cuburların ambalajında çocuklarınızın sağlığına önem verdiklerine inanıyor musunuz?

Plastiğin sertleşmesi ve bazı gıda maddelerinin ambalajında kullanılan Bisfenol A (BPA) maddesinin zararlarının giderek ortaya çıktığı, Amerika'nın ünlü Campbell çorba firmasının ürünlerinin kutularının iç yüzey kaplamalarında bundan böyle
plastiğin sertleşmesi için ve bazı gıda maddelerinin ambalajında kullanılan Bisfenol A (BPA) maddesinin zararlarının giderek ortaya çıktığı, Amerika'nın ünlü Campbell çorba firmasının ürünlerinin kutularının iç yüzey kaplamalarında bundan böyle Bisfenol A (BPA) kullanmama kararı aldığı kaydedildi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi emekli ögretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, plastik damacana şişelerde ve çocuk biberonlarında sertleştirici olarak kullanılan Bisfenol A maddesinin artık bir çok ülkede zararlarının farkına varılarak terk edildiğini anlattı.

 Sert plastik veya konserve kutularının iç yüzey kaplamasında bulunan BPA moleküllerinin kolayca kabın içindeki yiyecek ve içeceğe geçebildiğini, kap içindeki yiyecek veya içeceğin sıcak olması durumunda bu geçişin daha çok arttığını belirten Prof.Dr. Küçükusta şöyle dedi: "Geçen yıl ABD ve birçok Avrupa ülkesinden sonra ülkemizde de BPA'nın biberonlarda kullanılması yasaklanmıştı. Japonya'da bu maddenin konserve kutularının iç yüzeyinde kullanılmasına da izin verilmiyor. Campbell gibi büyük bir firmanın yasal zorunluluk olmamasına rağmen aldığı kararın BPA'nın tüm yiyecek ve içecek kaplarında kullanımının yasaklanmasına giden yolda önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Japonya'dan sonra Fransa da şubat ayında BPA' nın tüm yiyecek kaplarında kullanılmasını yasakladı. Kanada BPA' yı 'toksin' yani 'zehir' olarak ilan etti."

Prof.Dr. Küçükusta, BPA'nın daha çok hormon bozucu bir madde olarak bilindiğine de dikkat çekerek şu bilgileri verdi: "BPA, daha çok hormon bozucu bir madde olarak biliniyor. Kadın seks hormonlarının etkilerini artırıyor, erkek seks ve tiroit hormonlarının etkilerini ise azaltıyor. Kız çocuklarında erken buluğ, erkeklerde sertleşme, erken boşalma ve kısırlık gibi problemlere yol açıyor. BPA' nın öğrenme ve davranış üzerine de olumsuz etkileri var, saldırganlığı artırdığı ve öğrenmeyi güçleştirdiği iddia ediliyor. Obezite, diyabet, astım, kalp-damar hastalıkları, kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanseri BPA ile ilişkilendirilen hastalıklardan bazıları. En korkutucu olan ise BPA'nın genler üzerine olan etkilerinin sonraki nesilde daha belirgin ortaya çıkması ihtimalinin olması. İnsan sağlığına çok ciddi zararları olduğu kanıtlanmış olan bir maddenin yiyecek ve içecek kaplarında kullanılmasına bir an önce son verilmesi gerekiyor."
kaynak: http://www.haberler.com/profesor-kucukusta-bisfenol-a-maddesi-kaplarda-3435706-haberi/



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Tecrübeli Ebe Asude Oflaz doğal doğumu anlatıyor


5 Mayıs Dünya Ebeler Günü nedeni ile ve Uluslararası Doğal Doğum Kongresi ardından;

Florance Nightingale Üniversitesi Doğum Hemşireliği bölümü tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Doğal Doğum Kongresi, 24-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Kongre'nin en ünlü katılımcısı dünya çapında tanınan doğal doğum aktivisti Dr. Michel Odent'ti. Üç gün süren kongrede; hukukçular, sağlık bakanlığı çalışanları, öğretim üyeleri, doğal doğum teknikleri uzmanları, doktorlar, doğum sonrası bebek bakımı ve lohusalık konularında uzman hemşireler ve sezaryen uzmanları konuştu.

Kongreyi düzenleyenler ve iştirak edenler, "Türkiye'nin doğum konusundaki sorunlarına karşı ne kadar duyarlı olduklarını" gösterdiler. Tüm sunumlar "normal doğum"a dikkat çekti. Kongre adı itibariyle "doğal doğum kongresi" olmasına rağmen sunumlar genellikle hastanede doğumu ve "bir hasta olarak anneyi" anlatıyordu.


Benim sunum konum ise "hastanede doğal doğum"du. Sunumumun amacı; hastanelerde doğal doğum olamayacağına ve anlatılanların"doğal doğum"a değil normal vajinal ve medikal doğuma yönelik olduğuna dikkat çekmekti.


Sunumumda özetle şunları anlattım:
Dr. Odent'in anlatımına göre doğal doğum; anne ve bebeğin dışarıdan hiçbir müdahale almadan; yavaş, uzun ve doğal bir süreçte doğumu birlikte tamamlamalarıdır. Kadın bedeninin doğal, biyolojik ve içgüdüsel bir fonksiyonu olan doğum bir hastalık hali değildir. Kadın binlerce yıldır yer ayrımı gözetmeden doğum yapabiliyor. Üstelik doğum yeri steril olmak zorunda da değil.
Oysa modern tıpta doğum patolojik bir durum olarak görülüyor. Eğer anne adayı doğuma hastanede giriyorsa ve "hasta" olarak kabul edilip çeşitli medikal müdahalelere maruz bırakılıyorsa o doğum, modern tıbbın medikal anlayışlı, müdahaleli doğumudur.


Dolayısıyla günümüzde "Doğal Doğum" ve "Hastanede Doğal Doğum" birbirine zıt kavramlar. Dolayısıyla bu "Doğal Doğum" olarak kabul edilemez. Bunun ismi "Hastanede vajinal/ normal doğum"dur.


"Doğal Doğum Kriterleri"; doğum öncesi eğitimlerinin verilmesi, zamana saygı gösterilmesi, anneye doğru destek birimi sağlanması, ebenin annenin yanında bulunması ve doğumun doğumevinde gerçekleşmesidir.


Doğal doğumun fizyolojisinde stres faktörü önemli bir rol oynar. Hangi hormon aktifse doğum sürecini de o etkiler. Doğumun olmazsa olmazı olan doğum kasılmalarını yöneten Oksitosin hormonunun, Adrenalin hormonu tarafından baskılanmadan salgılanması gerekir. 


Doğumda stres faktörleri; korku, endişe, hasta psikolojisi, gereksiz ve sık tuşe gibi müdahaleler, mahremiyetinin korunmaması, kalabalık , gürültü, dar alanlar yani hasta odaları, hastane prosedürleri, ağrı odası, rehbersizlik, güvensizlik, doktorun zaman faktörü, açlık ve hareketsizliktir. Ayrıca doğum masalarının doğal doğuma uygun olmaması Adrenalin salgılanması yani stres yaşanması demektir.


Bu bakışla anne adayına doğumda yaşatılmakta olanlar “kadına şiddetin” başka bir boyutudur.
Takdir edersiniz ki bu işleyişin içinde "doğumun" doğal olabilmesi imkansızdır. Ülke çapındaki %45lik, büyük şehirlerdeki %80lik sezaryen oranları bugün bizim gerçeğimizdir.


Bugünkü modern hastaneler "doğal doğum" felsefesine aykırı tasarlanmışlardır. Tüketim odaklı otel-hastane yaklaşımı, aslında ucuz ve kolay olan biyolojik doğal doğum ile taban tabana zıttır.


Devlet hastanelerinin durumlarını biliyorsunuz. Kalabalık personel, perdeyle ayrılmış doğumhaneler, gürültü, annenin yalnız olması, bir odada birden çok gebenin olması, ortak kullanılan tuvaletler... Doğumu İŞ olarak gören, standartlar içinde tutmaya çalışan, sevgi, saygı ve anlayıştan uzak, doğal doğumun doğasına aykırı tasarlanan hastanelere mecbur bırakılmak, tüketim odaklı sağlık anlayışının sonucudur.
Doğum hastalıksa tabii ki hastane, doktor ve hemşireye ihtiyaç vardır! Oysa gerçekte doğal doğumun fazla tüketime ihtiyacı yoktur.


Sistem korku ve tüketime özendirme yoluyla anne-bebek sağlığı üzerinden rant elde etmeyi hedeflemektedir. Sistemde bu kadar stres kaynağı ve ebeliğe defans varken, hastanede ebelik rehberliği ve doğal doğumdan bahsetmek soyut kalıyor.
Ebenin iş tanımı şöyledir:
Anneyi doğum öncesinde, doğum sürecinde ve doğumdan sonra; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bilgilendirir, destek olur, takip eder ve doğumunda birebir yanında bulunur.
Dört yıl üniversitelerde bu işin eğitimini alan, bilgisiyle, becerisiyle inisiyatif kullanabilen, bilimli insanlardır ebeler.


Dr. Odent; "Doğum süreci uzun ve yavaş bir eylemdir. Bu süreçte anneye birebir fiziksel, psikolojik ve bilimsel destek veren bir kişi olmalı. Bu da yüzyıllardır doğum yapan kadının yanında var olan, onu yargılamayan, koruyan, anne sevgisi ve şefkat ile yaklaşan, anne olmaya hazırlanan kadına rol modellik eden bir kadındır; onlar da ebelerdir," der.


Her yıl 33 SMYO "ebe" mezun ediyor. Bugün 20 bin ebemiz var ancak çoğu sağlık personeli olarak "ebelik" dışında her işi yapmaktadırlar. Sistem ebelik bölümlerine öğrenci alınmaması yönünde çalışmalar yapmaktadır. 


Yine sistem "ebelik" yerine "doulalık" koymaya çalışmaktadır.


Doulalık; tıbbi bilgisi olmayan kişilerin, kurslara katıldıktan sonra doğum sürecinde anneye destek vermeleridir. Doulalar, ebenin iş tanımında "anne desteği" olarak geçen, fiziksel ve psikolojik destek kısımda görev almaktadırlar. Bu süreç anne adayının en çok desteğe ihtiyaç duyduğu uzun travay sürecini kapsar. Doğum hemşireleri ise doğum sonrası anne bakımını ve bebek bakımını üstlenmektedirler.
Doğumu bir patoloji olarak öğrenen doktorlar doğum yaptırdığında ebelik diye bir meslek kalmayacak, dolayısı ile doğum doğallığını tamemen yitirecektir.


Bugün doulalar, annenin desteğe ihtiyacı olduğunu görüp iyi niyetlerle bu işi yapmak istiyorlar ancak farkında olmadan diğer sistemiçi dinamiklerle birlikte "doğumun hastanelerde" olmasına, anne-bebek üzerinden rant elde edilmesine hizmet ediyorlar. 


Ebelik mesleği hayata geçmedikçe, ebeler mesleklerine sahip çıkmadıkça, ebelik meslek örgütlenmeleri çoğalıp haklarını aramadıkça, anne adaylarına hasta dendikçe, doğumlar doğumevlerinde yapılmadıça; anne-bebek sömürüsü devam edecektir.
Dünya “Ebeler Günü” vesilesiyle son olarak şunları söylemek isterim: umarım önümüzdeki senelerde,, yüzyıllardır anne ve bebeğe sevgiyle hizmet etmiş olan “ebelik” mesleği hak ettiği itibarı kazanır.



  • Ebe Asude Oflaz ·
    www.hamilelikokulu.net





    Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

    Ana Sayfaya Dönün

2 Mayıs 2013 Perşembe

Çocuğumuzun doktorunu nasıl seçelim?


Hassas Annemiz Dilek:
Ece hanım merhaba, çocuklarımız için doktor tercihlerimizi nasıl yapmalıyız? Kriterlerimiz neler olmalı?
5 dk muayene aklımızda hala. Sorularla dönüyorsak ne yapmalıyız?Bu konu ile tecrübelerinizi paylaşır mısınız.
Sevgiler selamlar

Cevabım:
Çocuğunuzun doktoru size zaman ayırmalı, sorularınızı ayrıntılı cevaplamalı, ne çok telaşlı olup gereksiz bin tane test yaptırmalı ne de çok rahat olup baştan savma bir kontrol yapmalı. Mutlaka kulağına, boğazına bakmalı ve ciğerlerini dinlemeli. En son araştırmaları takip etmeli. Çocuğunuza karşı sevecen ve ilgili olmalı. Tabii ki bunların hepsini ülkemizdeki devlet hastanelerinde beklemek ve istediğimiz doktoru seçebilmek mümkün değil. Mümkünse bunlara dikkat ediyorum ben. Şunu da belirtmem lazım ki çocuklarımın babalarının işi sayesinde özel sigortaları var ve bu sayede özel hastanelere götürüyorum onları ama Allah korusun ciddi ve önemli bir hastalıkları olsa Çapa gibi araştırma hastanelerine götürürdüm. Devlet hastanelerimizde de harika doktorlarımız var. Biraz araştırma yapıp içinize sinen doktora götürmenizi tavsiye ederim. Sadece güvendiğiniz doktora gidin. Önemli konularda ve ameliyatlarda 2-3 doktorun fikrini alın ve ona göre karar verin.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Anne Hikayeleri: İkisi bir arada-Hassas Annemiz Şerife iki çocuklu yaşamı yazıyor


    
Başlığı okuyanlar kahve reklamı sanmasınlar lütfen! Yazımız, yirmi altı ay arayla doğan iki çocuğun (ki yazımızda onlardan kuzu diye bahsedeceğim) anne bünyesine etkileri üzerinedir, duyurulur!

         Daha anne olmadan önce "İnsanın ya iki çocuğu olmalı ya da hiç olmamalı." derdim. (Şimdi böyle düşünmüyorum, kızmayın olur mu?) Anlayacağınız iki çocuk konusunda fikrim hep sabitti de ikinci çocuğun zamanı konusunda fikrim sabit olamadı maalesef. Hayat insana yaşayarak gösteriyor ki öyle büyük büyük laflar etmeyeceksin. "İki çocuk arasında en az şu kadar yaş olmalı, ben şu zaman düşünüyorum, planlıyorum." falan demeyeceksin;   çünkü bir gün bakıyorsun ki senin planlarını suya düşüren bir kaçak yolcu binmiş vapura, kıyıya yaklaşacağı günü bekliyor. Anlayacağınız benim hikayemde ikinci çocuk her zaman düşünülen ; ama zamanlaması yapılmaya çalışılsa da yapılamamış bir çocuk oldu. (İyi ki de oldu!)

         Sonuca odaklanıp süreci bir türlü yaşayamayan bir insan olarak hep kocaman kocaman ‘acaba’lar eşliğinde geçirdim dokuz ayımı. Acaba doğum nasıl olacak? Gece mi olacak, gündüz mü olacak? Ben doğuma gittiğimde kızım ne olacak? Hastaneden eve döndüğümüzde kızım kardeşini nasıl karşılayacak? Bu kuzulara nasıl bakılacak? Vs. vs. vs.........

         Evet, buraya kadar yazdıklarımı konunun giriş kısmı olarak kabul edelim ve gelişme kısmında iki çocuklu hayatın ne menem bir şey olduğunu lafı eğip bükmeden anlatayım. Küçük kuzunun doğumundan sonra ev ahalisi bir bir çekilmeye başlayınca ‘acı’ manzara ortaya çıkmış oldu bizim evde. Hani "Peşpeşe doğur, birlikte büyüsünler." diyen hanım teyzeler var ya! Hiç aldırmayın siz onlara. Yanınızda sürekli bir yardımcı yoksa ilk bir sene öyle zorluklar yaşıyor ki insan... İşte benim cepheden iki çocuklu (aralarında iki yaş fark olması da önemli bir etken tabi) anne manzarası...

 İki çocuk demek:

1. Küçük kuzuyu emzirirken büyük kuzuyu ayağında sallamak
2.Küçük kuzuyu uyuturken tuvalet eğitimini tamamlamamış büyük kuzunun ortalığa salıvermesi (Şimdilerdeyse en olmadık zamanlarda tuvalete gitmek istemesi)
3. Küçük kuzuyu uyutmam, büyük kuzuya da yemek yedirmem gerekliliğinin aynı zamana denk gelmesinin dayanılmaz hafifliği
4. Kolikli küçük kuzuyu rahat rahat emzirip uyutabilmek için büyük kuzunun TV delisi olmasına razı olmak ve vicdan azabından ölmek
5. Küçük kuzu uyanık olduğu ve durmadığı için büyük kuzunun öğle uykusu uyuyamaması ve bu durumun yarattığı artı bir vicdan azabı daha
6. Bütün gün çocuk uyutmak, yedirmek, uyutmak, yedirmek, uyutmak rutininden yorgun düşmek
7. İki kuzunun aynı ana denk gelen farklı isteklerine bir türlü yetişememek
8. İkisi arasında gidip gelirken aç kalmak; açlığının farkına varmamak
9. "Bir abam var atarım, nerde  olsa yatarım." atasözüne uygun olarak nerde olsa orda sızmak
10. Ben bu çocuklara bakamıyorum duygusuyla kendini yiyip bitirmek
11. Eve geç gelen babayı beklerken sinir krizi geçirmek (Abarttım mı?)
12. Duş almak kadar insani bir ihtiyacı bile lüks olarak görmek
13. Üç yıldır (bu yılı da sayarsak dört olacak) tatil hayalleri kurmak
14. Gece yattığım pijamalarla birkaç gün dolaşmanın çok da normal olmadığını görüp çalışmaya, insan içine karışmaya karar vermek
İşte, bu yazdıklarım benim için iki çocuklu hayat demek.

     Evet, bu liste böyle uzayıp gider arkadaşlar. Ben küçük kuzu dokuz aylık olduğunda büyük kuzuyu kreşe verip işime geri döndüm. Şanslıyım, yarım gün çalışıyorum ve kuzularıma da zaman ayırabiliyorum. Yarım gün çalışsam da ev, çocuk, iş üçgeninde yorulmuyor muyum?
Yoruluyorum.
Şikayet etmiyor muyum?
Ediyorum.
Bütün bunlara rağmen bildiğim bir şey var ki ben bu iki çocuklu hayatı seviyorum ve bu tablonun bozulmaması için her gün Allah'a dua ediyorum.

         İki çocuklu hayat zor mu diyenlere... Hayır zor değil,çok zor. Ama yine de çocuğuna kardeş istemekle istememek arasında kalanlar, gelin "Tek çocukla delireceğine iki çocukla aklını oynatanlar kulübü"ne üye olun derim. Tek çocuk için geçerli sebeplerim var diyenler,size lafım yok,sakın alınmayın.
                                                                          
Sevgiler
Şerife Koptur Şen



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

30 Nisan 2013 Salı

Hazır yiyecekler çocuklarda obeziteye yol açıyor! -Habertürk'ün haberi

    Her dört çocuktan biri şeker, çikolata, gofret; her 5 çocuktan biri de her gün simit, poğaça gibi yiyeceklerle besleniyor

Çocuklar üzerinde yapılan araştırmaya göre, 6-7 çocuktan biri her gün hamburger, sosisli, sucuklu sandviç; her 5 çocuktan biri simit, poğaça; her 10 çocuktan biri şeker içeren gazlı, kolalı içecekler tüketiyor ve her dört çocuktan biri şeker, çikolata ve gofret yiyor.

Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hilal Özcebe, Türkiye'de okul çağı çocukların (6-10 yaş) büyümesinin izlenmesi projesine ilişkin bilgi verdi.

Çeşitli bölgelerdeki 135 okulda, 6 bin 382'si erkek, 5 bin 919'u kız olmak üzere 12 bin 301 çocuk üzerinde yapılan araştırma sonuçlarına göre, çocukların yüzde 6,5'i şişman, yüzde 14,3'ü de kilolu olduğunu belirten Özcebe, her 5 çocuktan birinin kiloyla ilişkili hastalıklar açasından risk altında bulunduğunu söyledi.

Özcebe, fazla kiloluk ve şişmanlığın, kan basıncı yükselmesinin, kalp ve şeker hastalığında önemli bir etken olduğuna işaret ederek, obeziteyle mücadele edilmediğinde bu tür hastalıkların görülme sıklığının daha da artacağını vurguladı.

Obezitenin temel nedeninin, sağlıksız ve fazla beslenme ile hareketsiz yaşam tarzı olduğunu dile getiren Özcebe, çalışmaya göre, her 10 çocuktan birinin (yüzde 11,5) her gün şeker içeren gazlı, kolalı içecekler tüketiğini; her dört çocuktan birinin (yüzde 25,4) de şeker, çikolata ile gofret; her 5 çocuktan birinin (yüzde 19) simit, poğaça gibi yiyecekler tükettiğini bildirdi.

Özcebe, "Altı ya da 7 çocuktan birinin de her gün hamburger, sosisli, sucuklu sandviç gibi yiyeceklerden yediği bilinmektedir. Diğer taraftan çocuklar arasında fizik aktivite etkinlikleriyle vakit geçirme azalırken, televizyon ve bilgisayar karşısında vakit geçirme süresi artmaktadır."

"SAĞLIKLI BESLENME DAVRANIŞI ÖNCE MUTFĞA YERLEŞMELİ"

Obeziteyle mücadelede, sağlıklı beslenme alışkanlığı ve fiziksel aktivitenin yaşam şekline dönüşmesi gerektiğine dikkati çeken Özcebe, alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.
Özcebe, çocukların söz konusu davranış biçimlerini kazanabilmesinde ailenin önemli yer tuttuğunu ifade ederek, önce anne ve babanın örnek olması gerektiğini söyledi.

Anne babanın çocukların rol modeli olduğunu dile getiren Özcebe, "Aile birlikteliğini korumak, iletişimi artırmak ve sağlıklı olmayı desteklemek için tüm ailenin beraber yapabilecekleri etkinlikleri artırması gerekir. Sağlıklı beslenme davranışı, önce evdeki mutfağa yerleşmelidir" dedi.

"HEM KADINLAR HEM DE ERKEKLER, RİSK ALTINDA"

Obezitenin görülme sıklığının her geçen gün arttığı bilgisini veren Özcebe, Türkiye'de de şişmanlığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna işaret etti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son verilere göre, 15 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 17,2'sinin şişman ve yüzde 34,8'inin fazla kilolu çıktığını anlatan Özcebe, bunun toplumda her iki kişiden birinin şişmanlıkla ilişkili hastalıklar açısından risk altında olduğu anlamı taşıdığını vurguladı.
Özcebe, şöyle devam etti:

"Kadınlarda şişmanlık oranının yüzde 20,9, erkeklerde yüzde 13,7'dir yani, kadınlar daha fazla şişmandır. Kadınlar arasında bu sorun daha büyük boyutlardadır. Ancak fazla kiloluluk açısından erkeklerin de risk altında olduğu görülmektedir. Fazla kiloluluk erkeklerde yüzde 39 iken kadınlarda yüzde 30,4'tür. Sonuç olarak, Türkiye'de hem kadınlar hem de erkekler, kilolu olma ve şişmanlık açısından risk altındadır."

Şişmanlık oranının 2010 yılında yüzde 15,2'den 2012'de yüzde 17,2'ye yükseldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Hilal Özcebe, şunları kaydetti:

"Bu önemli bir artıştır. Toplumda her 200 kişiden ikisi hastalık boyutunda kilolu hale gelmiştir. Fazla kiloluluk açısından da 2008'de yüzde 32,4 olan oran 2012'de yüzde 34,8'e çıktı. Yani, her 100 kişiden dördü daha kilolu. Bu durumda her 100 kişiden altısının şişmanlıkla ilgili hastalıklara yakalanma olasılığı yükselmiştir."

kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/840301-cocugunuzu-hazir-yiyecege-alistirmayin





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Anne oldum anladım- Hassas Annemiz Merve Aydın'ın yazısı


"Anne olunca anlarsın" derdi annem...
Öyleymiş...
Anne olunca anladım...
İki kızı evlendi , oğlu askerde.
Biz olmadan nasıl yaşıyor annem , nasıl zor nefes alıyor ?
Anne oldum, anladım..
Gece gündüz demeden, uykusuz, yorgun, argın hiç tereddütsüz bakıp büyüttüğü bizler O'nu azıcık üzdüğümüzde nasıl canı yanarmış
ya da herhangi birimizin canı yandığında nasıl içi parçalanırmış...
Anne oldum, anladım...
Evlenmek istediğimde karşı çıkardı annem, daha küçüksün biraz daha bekle derdi.
İsyan ederdim, karşı gelirdim.
Meğer beni düşünürmüş annem. Evlilik zormuş, sorumlulukmuş , hasretmiş anneye babaya...
O'nun gözünde hala küçücük bebek olduğum için kaldıramayacağımı düşünürmüş ondanmış korkusu...
Anne oldum, anladım...
Anne olmak çok farklı bir şeymiş. Hep söylerlerdi.
İnsan sonradan aşık olup bu kadar bağlanacağını bildiği bir varlığa ilk doğduğunda nasıl da korkuyla bakabiliyor. O'na bakamama korkusu, sorumluluk, ya bir şey olursa'lar...
Tüm bunlar bir nebze de olsa ilk doğduğunda bebeğini tam sevmeni engelliyor. En azından bu benim için öyleydi.
Ama şimdi; gözümü kapadığımda bile O'nun o güzel yüzü, gülüşü, minik elleri, ayakları canlanıyor hayalimde. Yanımdayken bile özlüyorum kokusunu. Bir kere öpmek yetmiyor.
Bir daha bir daha bir daha...

Anne olmak çok farklıymış...
İnsana bir çok özellik katarmış. En başta güzelleşiyorsun bir kere.
Tüm anneler KRALİÇEDİR. Çünkü Prens/Prenses dünyaya getirmiştir.
Uğraşsanız bütün hayatınız boyunca bir anne kadar güzel olabilir misiniz?
O'nun kadar güzel kokabilir misiniz?
Anne olmak olduğundan kat kat daha şefkatli olmakmış. Daha merhametli, daha duyarlı. Senin çocuğun olmadığı halde başkasının
çocuğu için endişe taşır mısın? Üzülürsün sadece. Ama anne olduğunda başka birinin çocuğuna bile bir şey olduğunda için acır. O'nu anlamak terimi bu noktada gerçekten O'nu anlamaktır. Kendini O'nun yerine koymaktır. 'Ya benim bebeğime de bir şey olursa'dır. Başkasının bebeği için içimin parçalandığını hissedip ağladığımda anladım.

Anne olmayı kelimelerle anlatamazsın mümkün değil. 
Sabahlara kadar uyumayıp, sabah yine hiç eksiksiz sevebilmektir 'Anne Olmak'. O'nun için endişe taşımaktır.
O'na bakarken ağlamaktır; mutluluktan, sevgiden, korkudan, O'na gelecek zarardan.
Tek bir gözyaşının içinde saklıdır tüm bunlar.
"Anne olunca anlarsın" derdi annem.
Anne oldum anlıyorum. 

Ve annemi daha büyük bir aşkla, daha büyük bir hasretle seviyorum.
Hiç bir şeyin değeri kaybedilmeden, ya da ayrı kalınmadan bilinmiyormuş.
Bir şey daha var anne olmakla ilgili.
Anne olmak güçlü olmakmış, dayanıklı olmakmış, sabretmekmiş.
Annemin çocuklarından ayrı olduğunda nasıl yaşamaya çalıştığını düşündüğümde anladım.
Çocukların hayallerinde çizgi kahramanlar vardır ya.
Aslında en güçlü, en süper, en sihirli kahraman annemmiş...
Anne olunca anladım...

Hassas Annemiz 
Merve Aydın



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

29 Nisan 2013 Pazartesi

çocuklar için minik sebzeli köfte


Hassas Annemiz Meral dünya tatlısı kızına yaptığı sebzeli köftenin tarifini göndermiş. Ellerine sağlık.


                                           MİNİK SEBZELİ KÖFTE
Malzemeler:

150 gr kıyma
2 diş sarımsak rendesi
1 kabak rendesi
1 havuç rendesi
1 küçük patates rendesi
2 dilim kaşar peynir rendesi
Bir tutam toz nane
biraz tam buğday unu

Malzemeleri karıştırıp köfte kıvamına getiriyoruz. Sonra şekil verip tam buğday ununa buluyoruz.
Ardından küçük bir tencerede su kaynatıp biraz zeytinyağı ilave ediyoruz ve minik köftelerimizi içine atıp pişiriyoruz. Afiyet olsun.



Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

28 Nisan 2013 Pazar

Gece kuşlarına duyurulur: Uykusuz kalmak kilo aldırıyor

Verimli bir uykunun sağlımıza ne kadar faydası olduğunu hepimiz biliyoruz, peki sizi zayıflattığını veya zayıf tuttuğunu biliyor muydunuz?

Uykusuz geçen bir gece belki sizi hemen şişmanlatmaz ama verimsiz uyku alışkanlık haline gelirse hormonların ve metabolizmanın bozulması kilo alımına yol açabiliyor. Chicago Üniversitesi'ndeki araştırmacılar iyi bir gece uykusundan mahrum kalmanın kilo alımına veya vücudun yağ yakımı kapasitesinin azalmasına yol açabileceğini söylüyorlar. Uzmanlar az uyumanın iştahı arttıran ghrelin hormonunun vücutta daha fazla salgılanmasını sağladığına inanıyorlar. Kanada'daki Laval Üniversitesi'nde yürütülen bir çalışmada günde 5 saat uyuyan insanlarda iştahı arttıran ghrelin hormonunun günde 8 saat uyuyan insanlara göre yüzde 15 daha fazla olduğu bulunmuş.

Dr. Timothy j. Sharp: "Günde kaç saat uyuduğunuzu değil, sabah gözlerinizi açtığınızda nasıl hissettiğinizi önemseyin" diyor.

Dr. Bank ise şöyle diyor: "Uykusuz kaldığımızda neler olacağını biliyoruz ama iş, sosyal aktiviteler ve sorumluluklar nedeniyle uykudan vazgeçebiliyoruz. Uykusuz kalmanın yan etkileri kilomuzu etkiliyebiliyor. Uykusuzluk kötü goda seçimlerine, spor için enerjimiz kalmamasına ve metabolizmamızın  düşük olmasına yol açabiliyor. Bunları aşabilmek için günlük hayatımıza sporu katmalıyız. Spor hem uykusuzluğu tetkleyen stresimizi azaltır hem de uykuya dalmanızı kolaylaştırır. Ama uyku saatinize çok yakın saatlerde spor yapmayın çünkü vücut ısınızdaki yükseliş uykuya dalmanızı zorlaştırabilir."

 

Uykuya dalmak sizin için zorsa, neler yapabilirsiniz?

  • Kendinize rahatlatıcı bir uyku zamanı rutini oluşturun.
  • Uykusuzluğunuza nelerin neden olduğunu belirleyin ve bunları düzeltecek adımları atın. 
  • Sporu hayatınıza katın
  • Yatak odanızda bilgisayar, televizyon ve müzik seti olmasın. Yatak odanızı sadece uyku ve aşk merkezi haline getirin. 


kaynak: www.hungryforchange.tv/article/can-sleep-deprivation-cause-weight-gain





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

26 Nisan 2013 Cuma

Angry Birds hayranları ve annelerine duyurulur, Angry Birds oyununun gerçeğini yarından itibaren Marmara Forum'da oynayabilirsiniz.




Angry Birds hayranı çocuklarınızı mutlaka Marmara Forum'a götürün derim.  Dijital ortamda oynadıkları oyunu gereçek hayatta oynama fırsatları olsun. Gerçek bir sapanla kocaman bir angry bird atarak kuleleri yıkabilirler. Atması biraz zor ve 8-9 yaşından küçük bir çocuğun tek başına atması biraz onu onu da söylemem lazım ama bu oyunu görünce bayılacaklar. Alper'i Angry Birds etkinliğinin bugün başladığını düşünüp Marmara Forum'a götürdüm ama bir baktık etkinlik yarın başlıyormuş. 1 saatlik bir yoldan gelmiştim ve Alper'le yol boyunca bunu kaonuşmuştuk, yıkılacaktı oğlum. Neyse ki durumu anlatınca sağolsunlar henüz açılmayan etkinliğe girip atışlar yapmasına ve oyunu gezmesine izin verdiler. ne kadar teşekkür etsem azdır. Alper bayıldı tabii ve gözlerine inanamadı. benim hatam ve oradaki insanların iyi kalpliliği sayesinde oyunu ilk oynayan çocuk oldu :) Sanal ortamda gördüğü birşeyi gerçek yaşamda görmek ve oyunu oynamak inanılmaz hoşuna gitti. Zamanınız olursa siz de minik kızgın kuşlar hayranınızı 5 Mayıs'a kadar götürün.




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün