15 Eylül 2013 Pazar

Hassas Annemiz Zahide Ongun Kaya bebek araba koltuklarının yanlış kullanımına dikkat çekiyor

Çocuğun eğitimle ve sevgi ile büyüdüğüne inanan ve bu konuda kendini ülkeler arası karşılaştırma yapabildiği için şanslı sayan, Amerika'da erken çocuk gelişimi alanında eğitimini tamamlayan ve orada yaşayan iki çocuk annesi Hassas Annemiz Zahide diyor ki : 

                        Çocuklar kadar aileler de eğitilmeli  

  Uzun zamandır beni rahatsız eden çok önemli bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Bebek araba koltuklarının kullanımı gerçekten çok gerekli ama 
gereksiz yere bebeklerin araba koltuğu icinde uzun sure tutulması oldukça zararlı. Şu anda bebek araba koltuğu kullanımı Turkiye'de zorunlu olsa da çoğu ailelerin çocuğunu bağlamadan bu koltuklara oturtması dikkatimi çekiyor. Olay tam anlaşılmamış anladığım kadarı ile koltuk alınmış ama ne koltuk emniyet kemerine takılmış, ne de çocuk koltuğun kemeri ile bağlanmış. Olabilecek ani bir frende cocuk direkt fırlayacaktır yerinden. Bunlarla ilgili çok haberler okuduk. Benim asıl dikkatimi çeken konu annelerin uzun sure araba koltuğu içinde bebeklerini tutması ve uyutması. Artık gezmelerin baş koşelerinde araba koltuğu içinde bebek çok görür olduk. Araba koltuğu araba icin dizayn edilmiştir ve arabanın içinde kalan diğer aparatla doğru pozisyonu alır. Biz onu eve taşıdığımız takdirde duruşu doğru olmayan bir koltukta sırtı, omuriliği ve boynu gelişmemiş minicik bebeği saatlerce koltuk icinde tutarak eziyet ediyoruz. 

                                    Alper 27 aylık, kızlar 6 aylık burada

Bunun yanı sıra sıcak zamanlarda havasız kaldığı için sırt bölgesinde isilik ve beze baskı yaptığı için de pişiğe davetiye çıkarıyoruz. Araba koltukları belli yaşlara göre üretiliyor. Hatta bir sürü testlerden geçip öyle satılıyor. Bebek koltukları görüntü olarak çukur gibi göründüğü için aileler tarafından herhangi bir yumuşak şeyle destekleniyor fakat bu bir bebek icin pek sağlıklı olmayabilir. Onların yatış pozisyonuna göre ergonomik olarak üretiliyor. Aparatla birlikte kullanılmadığı takdirde bebek için pek sağlıklı bir pozisyon değil. Eğer uzun bir yolculuk yapıyorsak minimum 2 saatten fazla bebek koltukta tutulmamalı. Tekrar söylemek istiyorum araba koltuğu adı üstünde araba için dizayn edilmiştir. Lütfen gördüğünüzde anneleri uyarın, belki onların akıllarına böyle bir şey gelmeyebilir ama sonra size hak vereceklerdir. 

Hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu ve anne-babası ile büyüyen çocuklar yetiştirmeniz dileği ile...






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Bu güzel çocukları yok saymayın.


Ben bir çocuğum ve sadece sevilmek istiyorum...
Bu güzel çocukları yok saymayın. Hepsi birbirinden tatlı ve güzel. Onlar bu hayatın renkleri. 


Bu fotoğraf www.facebook.com/engelsizzihinler sayfasından özel izin alınarak paylaşılmıştır. Bu güzel sayfaya teşekkür ederim.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Engelli çocuklarımızın da eğitim almaya ve hayatın içinde olmaya hakları var

Lütfen engelli çocuklarımıza da eğitim şansı tanıyalım ve onları bu hayata katalım. Hayat içinde çeşitlilikler olduğunda güzeldir. Engelli çocuklarımızın da okula gitmeye, arladaşlarıyla oynamaya ve hayatın içinde yer almaya ihtiyaçları ve hakları var.

Sabah Gazetesinin haberi:

                         Engelli babasından tüm velilere mektup
Ulusal Down Sendromu Derneği Başkanı Sami Altunel, okulların açılmasına kısa süre kala daha fazla engelli çocuğun kaynaştırma eğitimi alabilmesi için çalışma başlattı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün de desteğiyle 16 Eylül Pazartesi günü Agahefendi İlkokulu'nda basın toplantısı yapacak olan Altunel, kaleme aldığı ve diğer öğrenci velilerine dağıtacağı duygusal mektupla da engelli çocuklara dikkat çekmeye istiyor. Düzenleyecekleri basın toplantısıyla okula giden ve eğitim alan engelli öğrenci sayısının arttırmak olduğunu belirten Altunel, engelli çocukları olan ailelerin zaman zaman okullarda güçlüklerle karşılaştıklarını söyledi. Diğer çocukların velilelerinin ya da öğretmenlerin ön yargılı olabildiklerini belirten Altunel, "Veliler, engelli çocukların kendi çocuklarına zarar verebileceğini düşünüyorlar. Engelli çocuklar okula gitmeden önce Rehberlik Araştırma Merkezi'ne (RAM) giderek 'kaynaştırma eğitim alabilir' raporu alıyor. Bu raporu almadan zaten eğitim alamıyorlar. Bu nedenle veliler ve öğretmenlerin endişelenlerinin gereği yok. Amacımız kaynaştırma eğitimi alan engelli bireylerin topluma katılabilmeleri" dedi. Altunel kaleme aldığı duygusal mektubu da oğlu Efe'nin okuduğu Agahefendi İlkokulu'nda velilere dağıtacağını ifade etti. Altunel mektubunda şu ifadelere yer verdi: 

                                   "O DA SİZİN ÇOCUK GİBİ" 
"Sevgili anne ve baba, hepinize, hepimize bu öğretim yılının hayırlı olmasını dilerim. Oğlum Efe'yi hepiniz biliyorsunuz ; 6,5 yaşında, down sendromlu yakışıklı bir oğlan. Efe 6 aylıktan itibaren hergün 2 saat eğitim aldı ve almaya devam ediyor. Sıradan çocukların kendiliklerinden ve kısa sürede öğrendiklerini Efe çok ama çok çaba göstererek ve uzun süre çalışarak öğrenebiliyor. Ama öğreniyor." 

kaynak: http://worj.sabah.com.tr/Egeli/2013/09/15/engelli-babasindan-tum-velilere-mektup





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

14 Eylül 2013 Cumartesi

Hassas Annelerimizden: "Oğlumuzun testislerinin olmadığını öğrendik"

Bir Hassas Annemiz:
Tüp bebek tedavisi ile bir kız bir erkek bebeklerimiz oldu. Erkek bebeğimizin testislerinin olmadığını öğrendik. 3.aylıkken röntgenle görülmemesi üzerine MR çekildi. MRda da görünmedi. Erkeklik hormonu, kromozom testi, testesteron testi vs. yapıldı. Testestoron testi dışında hepsi olumlu sonuç verdi. P.....hormonu iğnesi kullandık. Yumurtalıkları uyarmak için sonuç olumsuz oldu. Oğluşum 12 aylık olunca yumurtalıklarını tekrar uyarmak için özel olarak yurt dışından getirttiğimiz hormon iğnesini 3 ay kullandık. Sonuç yine olumsuz oldu. Oğlum şu an da 18 aylık. Son çare hocamız 24 Eylül'de açık ameliyat yapacak. Testislerinin olup olmadığı bu ameliyatla sonuçlanacak. Eğer bulunmazsa ömür boyu hormon tedavisi göreceğini hocamız söyledi. Çok nadir görülen bir durumla karşı karşıyayız... Endişeliyiz, korkuyoruz... Merak ediyoruz bizim gibi böyle bir durumda olan var mı? Oğluşuma dualarınızı bekliyoruz....






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

13 Eylül 2013 Cuma

45,000 Hassas Annemize teşekkürler

45.000 Hassas Anne olmuşuz haber vermiyorsunuz:) Desteğiniz için çok teşekkürler. Hassas Anne olmak bir ayrıcalıktır. Her gün sizlerden birşeyler öğreniyorum. İyi ki kurmuşum Hassas Anne'yi. 50.000 Hassas Anneye ulaştığımızda sizlere çok güzel sürprizlerim olacak ve bunu çok güzel bir çekiliş kampanyası ile kutlayacağız! 
Takipte kalın :)






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

12 Eylül 2013 Perşembe

Çocuğunuz havale geçiriyorsa neler yapmalısınız? Sevinç bugün çok daha iyi olduğu için mutluyum

Bugün çok mutluyum hastanede 2 gün suyu bile zor içen hiçbirşey yemeyen Sevinç evine kavuşunca yaptığım bir tabak köfteyi, makarnayı ve yoğurdu afiyetle yedi. Gözlerime inanmadım o kadar mutlu oldum ki kelimeler yetersiz. Yemez diye 1 tane köfte koyacaktım. " Anne daha köfte koy" dedi. Gözlerim açıldı. Ateşi de yok. Çok şükür çok. Çok sağolun güzel dilekleriniz için. Ben sizden gelen bu güzel pozitif enerjiye ve duaların gücüne çok inanıyorum. Çok çok teşekkür ederim. 

Hayatımda olan herşeyi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Zaten bu sitenin kurulma amaçlarından biri de benim 3 kuzumla yaşadıklarımı paylaşmak ve bunlardan sizin işinize yarayacak tavsiyeler çıkarmak. Yani bir nevi 3 çocukla uğraşmanıza gerek kalmadan 3 çocuk tecrübesi ediniyorsunuz burada. Havaleyi keşke hiç yaşamasaydık ama yaşadığımıza göre havale sırasında nasıl davranmanız gerektiğini paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Bunu da havaleyi anlatan yazımda paylaştım. Kaçıranlar için yazı burada  http://www.hassasanne.com/2013/09/cocuklarda-havale-sorunu-sevinc-kzm-dun.html  Ben araştıran bir anneyim ama gerçekten havale sırasında ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sevinç'e bakan çocuk doktorumuz Müjde Arapoğlu'ndan ve çocuk nöroloğundan öğrendim. 

                  Çocuğunuz havale geçiriyorsa neler yapmalısınız?
Havale geçiren bir çocuğa müdahale olarak sadece onun nefes yolunu açık tutmamız ve boğulmasını engellememiz gerekiyor. Onu rahat bir pozisyona getirip belki de yan yatırıp kusmuğunun boğazına kaçmamasını dışarı akmasını sağlamamız yeterli. Kesinlikle sırtüstü yatırmayın. Sonra da en kısa zamanda acile götürmeliymişiz.  Kesinlikle oradan oraya koştururken yanlız bırakmamalıymışız. Sakin olmanız çok önemli ama yaşayan biri olarak bunun imkansıza yakın olduğunu biliyorum. Unutmayın ki çok kısa bir süre sonra havale duracak ve kendi seyrini izleyecek. Havale nöbeti yani kasılmalar durduktan sonra çocuğunuzun ateşi yüksekse kıyafetlerini çıkarın ve vücudunu ılık bezlerle silin. Ateş düşürücü ilaç verin. 

İnşallah artık normal hayatımıza ve Hassas Anne akışına devam edeceğiz tabii Sevinç artık ateş konusunda biraz daha yakın takip edilecek ve ateşinin 38'in üstüne çıkmaması için uğraşacağız. Esin ve Alper havale geçirmedikleri için doktorumuzun onayıyla ateşleri olursa 38,5 dereceye kadar ateş düşürücü vermemeye devam edeceğim. Ama bazı şeyleri farklı yapacağım. Öncelikle kendi elimle ve alnından öpmekle ateş kontrolüme artık güvenmeyeceğim çünkü bu havalede olduğu gibi iç ateş olduğunda alından, kollardan ve bacaklarından ateş anlaşılmıyor sadece koltuk altından ölçünce ateş ortaya çıkıyor. Kulaktan ateş ölçerime eskisi kadar güvenmiyorum. Koltuk altından ölçmeye çalışacağım. Bir de daha erken ılık duş ve kompres uygulaması yapmaya başlayacağım. Ateşleri 38'i geçince ılık komprese 38,5'u geçerse ılık duşa başlayacağım. Böylelikle fazla ilaç almalarını önlemeyi umut ediyorum. Esin ve Alper'in ateşi 38,5 olunca Sevinç'in ateşi 38 olunca ateş düşürücü ilaç vereceğim.  Lütfen çocuğunuza ilaç vermeden doktorunuza danışın ve sadece onu dinleyin. Bunlar sadece benim yapacaklarım ve teşhis ve tedavi niteliği taşımıyorlar. 

Kalıcı bir sorun olmadan atlattığımız için çok şükrediyorum. Kimse yaşamasın bu havale olayını özellikle anne için çok yıpratıcı. Özellikle kısa havaleler çocuklarda çok büyük ihtimalle hiçbir kalıcı hasar bırakmıyor ama anneler gördüklerini, yaşadıklarını ve o kaybetme korkusunu hiçbir zaman unutmuyor. 





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

11 Eylül 2013 Çarşamba

Yeni bir çocuk kaçırma taktiği!

Bir arkadaşımızın başına gelmiş dikkatli olalım ve paylaşalım lütfen. Allah korusun düşünmek bile istemiyorum.

Arkadaş anlatıyor:

Bugün yaşadığım olayı tüm çocukları olan arkadaşlarımın dikkatine yazıyorum. Saat 7 civarında öyküyle evin yanındaki Oyun sahasında ben yürüyüş yapıyordum Öykü bisiklete biniyordu aramızda 100 metre mesafe vardı bi anda Öykü'nün yanına 12-13 yaşında düzgün giyimli bir kız cocuğunun yaklaştığını gördüm bir anda öyküyü çekiştirmeye başladı koşarak yanlarına gittim Öykü'ye kardeşlerini kaybettiğini beraber aramalarını söylüyor götürmeye çalışıyordu. Kafamı kaldırdığımda ilerde adamlar bekliyordu kız ben gidince hemen kaçtı polisi aradım hemen ve polis kaçırmaların bu tarz çok olduğunu söylediler biraz daha uzakta olsam neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum lütfen herkes bu konuda çok dikkatli olsun.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

10 Eylül 2013 Salı

Çocuklarda havale sorunu- Sevinç kızım dün bir havale geçirdi

Dün saat 18 gibi canım kızım Sevinç havale geçirdi, Allah kimseye yaşatmasın. 2-3 dakika sürdü ve hastaneye kadar geçen 10 dakikayı kafamdan silmek istiyorum. Ateşi yüksek değildi birden oldu. Boğazında Beta bakterisi (mikrobu) varmış o nedenle böyle olmuş. Büyük ihtimalle okuldan bulaştığını söyledi doktor zaten okul dışında bir yere gitmediler bu hafta. 


Öğlen ateşi 38,7 gibiydi hatta yazmıştım siteye tam ilaç verecektim ateşi düştü ve yemeğini filan yedi iyileşir gibi oldu. Aradan 4 saat geçti birdenbire tam ben ateşini ölçerken ateşi hızla yükseldi ve gözleri sabitlendi, kolları ve bacakları kasıldı istem dışı hareket etti ve ağzından salya aktı. O kadar kötü oldum ki anlatamam. Allah hiçbir anneye bunu yaşatmasın. Neyse ki kucağımdaydı ve panik olmama rağmen hemen müdahale ettim atik davrandım artık herhalde Allah kuvvet verdi 20 kiloyu kucakladım hemen kıyafetlerimle onunla duşa girip ateşini düşürdüm. Duşta hemen kendine geldi nöbet bitti. İlaç verdim. Ama ondan sonra hastaneye gidene kadar 10 dakika donuk donuk baktı ve sorularıma kafasıyla cevap verdi ama konuşamadı. Bu tabii ki beni çok endişelendirdi ama havaleden sonra çok normalmiş ve hatta uyurlarmış. Zaten gözleri kapanıyordu ama ben arabayı kullanırken devamlı onunla konuşarak uyanık tuttum. Uyurlarsa da bir zararı yokmuş. 

Acilde hemen başka bir ilaç daha verdiler ve soğuk kompres yaptılar. Beta nedeniyle iç ateşi yüksekmiş yani ben elimle ve öperek alnına bakınca ateşi yokmuş gibiydi ama ölçünce ateşi vardı. Hemşire bile çok şaşırdı bu duruma. Benim normalde elle ve öperek ölçümüm hiç yanılmazdı ama bu sefer yanıldı. Altı    yıldır ilk defa başıma böyle bir şey geldi. Demek ki mutlaka kol altından ölçmek gerekiyormuş. Ne yazık ki kulaktan ölçtüm ve o az gösterdi o da beni yanılttı. İnsanın bazen basireti bağlanıyor ve herşey ters gidiyor. Bir daha kesinlikle sadece kendim öperek veya kulaktan ölçerek ateşe bakmam. 

2,5 yıllık çocuk doktorumuz Müjde Arapoğlu'nun (Maslak Acıbadem Hastanesi) dediğine göre havalede ateş çok önemli değil. 37,5 gibi düşük ateşlerde bile havale geçirilebilirmiş ama bazen 40 derecede geçirilmezmiş. Ama tabii özellikle daha önce havale geçirmiş çocuklarda veya ailesel bir yatkınlık varsa ateşi yükseltmemek gerekiyormuş (Bunu ben de hep yazılarımda belirtiyorum zaten) Esin ve Alper'e yine hemen ateş düşürücü vermememi beklememi ama Sevinç'te özellikle ateşin ilk günü ateşinin 38'den yukarı çıkmamasını sağlamamı söyledi. Havaleler genellikle ateşin ilk günü olurmuş. 

Havale geçiren bir çocuğa müdahale olarak sadece onun nefes yolunu açık tutmamız ve boğulmasını engellememiz gerekiyor. Onu rahat bir pozisyona getirip belki de yan  yatırıp kusmuğunun boğazına kaçmamasını dışarı akmasını sağlamamız yeterli. Dilini de ısırmaması gerekiyor. Sonra da en kısa zamanda acile götürmeliymişiz.  Kesinlikle oradan oraya koştururken yanlız bırakmamalıymışız. Ben de doğrusunu yaptım bilmeden ama bir tek duşa soktum ateşini düşürmek için. İyi geldi açıldı dedim ama zaten açılırdı dedi doktorumuz. Havalenin ne kadar süreceği belliymiş sen ne yaparsan yap.  Bir tek bir fitil verdi adı Diazepam Desitin tekrar olursa havale anında hemen koymamız gerekiyor. Havale süresini bir tek o kısaltıyormuş.

Şu anda iyi, ateşi çıkıp iniyor bazen 39,3 oluyor. Tedbir olarak dün gece ve bu gece hastanede kaldık. Betayı tedavi etmek için kalçadan penisilin iğnesi oldu. Betanın mutlaka tedavi edilmesi lazım yoksa ilerde kalp ve kas romatizmalarına yol açabiliyor. Havaledeki nöbet yani o kasılma süresi çok önemliymiş ve o süreyi mutlaka doktora doğru olarak söylemek gerekiyor. Süre 20 dakikayı bulursa daha ileri tetkikler yapılması gerekiyor çünkü o zaman kalıcı hasar olabiliyormuş ama havalelerin çoğunda hiçbir kalıcı hasar olmuyormuş. Doktor daha çok annelerde kalıcı hasar oluyor dedi ve bu çok doğru. Sevinç'in havalesi çok şükür çok kısa sürdü onda kalıcı etkisi olmayacak ama benim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 

Doktor basit ateşli havale geçirdiği için tekrarlamayacağını düşünüyor ama artık çok daha dikkatli olacağız. Perşembe günü de tebdir olarak bir çocuk nöroloğu göreceğiz. Belki EEG çekilecek o da basit bir şey. Esin ve Alper için yine aynı şekilde hemen ateş düşürücü vermemeye devam etmemi söyledi. Zaten 38.5 gibi olunca veriyorum genellikle. Ilık duş konusunda daha atak olacağım ve 38,5 gördüğümde hemen ılık duşa gireceğiz. 

Havale çok başka bir şeymiş insan "yavrum gidiyor" diyor ve deliriyor. Kimse yaşamasın. O anları düsündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Boğazındaki Beta mikrobu yüzünden aniden ateşi yükseldi. Ama çok yüksek de değildi. Şu Betayı yok edene veya aşısını geliştirene kesinlikle çok büyük ödül versinler. Esin de Beta bu arada zaten bulaşmasa olmaz. Ama neyse ki ateşi yok onun. İşte ikizler ama ne kadar farklı atlatıyorlar aynı hastalığı. Bir de Esin'in dili çok acayip olmuş kızıl deniyor betadan sonra gelen döküntüye ve dilin öyle olmasına. Hatta Beta ve kızılı bir çocuğun diline bakarak da anlayabilirsiniz.  Beta ve Kızıl hastalığını ve Esin'in acayip dilini şu yazımda anlatmıştım. Babası da evde Esin'in başında nöbette ama neyse ki onda ateş yok. 

Devamlı ağlamak istiyorum, eğer yanında olmasaydım içerde ona çorba yaparken olsaydı ne olurdu diye düşünmekten çıldıracağım. Sebzeleri yıkadım tezgaha koydum sonra bir daha bakacağım ateşine dedim. Zaten o anda oldu. Allah korudu hemen çorbayı yapiyim deseydim ben mutfakta çorba yaparken o içerde nöbet geçiriyor olabilirdi. Bunu düşünüp düşünüp ağlıyorum ve Allah'a şükrediyorum. Sevinç dün gece iyiydi pek ateşi çıkmadı ama bugün ateşi çok dirençliydi. Kalçadan penisilin iğnesi, antibiyotik, ateş düşürücüye rağmen devamlı yükseldi ateşi.  39.1-39,3 oluyor ilaçlarla 40 dakikada iniyor ama 3 saatte yine çıkıyor. Beta böyle yapabiliyor. Bir kere de serin duşa sokmak zorunda kaldım. Çok kötü bir gün oldu. Kalçadan penisilin iğnesi, serin duş ve üstü örtülmemesi gereken ama devamlı üşüyorum diye ağlayan bir kuzu. Ateşi yine 39.3'e çıkınca yine serin ıslatılmış havlularla sarılı yatağında ve o kadar bitkin ki uyuyor o halde. Allah beterinden korusun. Bu gece de hastanedeyiz dualarınızda bize de yer verin. Annelik bazen çok zor iki gündür perişanım bunu nasıl atlatacağım, o görüntüleri ve onu kaybetme korkumu nasıl beynimden sileceğim keşke olabilse...38 saattir de 1 dk bile uyumadım ve daha bir 24 saat daha uyumam imkansız. Bakalım dayanabilmeyi umuyorum. 




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

8 Eylül 2013 Pazar

İlkokula erken başlatmalı mı başlatmamalı mı? Geçen sene Alper'in 64 aylık ilkokula başladığı günler


                  Geçen sene Alper'in okuldaki ilk günü, ben galiba daha heyecanlıydım

Alper geçen sene 1. sınıfa 64 aylık başladı. Kararımızdan memnun olup olmadığımız çok soruluyor. Her çocuğu ve başlangıcı ayrı değerlendirmek lazım diyorum. Alper sorun yaşamadı ama açıkçası Alper yaşıtlarına göre çok ileri bir çocuk zaten 2 yıldır çok iyi eğitim veren bir kreşe gidiyordu, bizim gibi çok ilgili anne-babası var, üstün zekalı olduğu düşünülüyor, 4,5 yaşından beri okuyup yazıyordu ve kafadan 3 basamaklı sayıları topluyordu. Tabii çoğu erkek çocuğu gibi çocuksuydu. Boyunun yaşıtlarına göre çok uzun olması artı bir değer oldu çünkü herkesten 1-1,5 yaş küçük olmasına rağmen sınıfın en uzunuydu yani küçük olduğu ilk bakışta belli olmuyordu. Bence bu faktörü de düşünmek gerekiyor okula başlatırken. Çok minyon çocukların erken başlatılmasının iyi olmayacağını düşünüyorum. Sınıf annesi olarak diğer velilerden daha çok okuldaydım ve tüm çocukları yakından tanıma imkanım oldu. Yaşıtlarına göre daha uzun olan, 1-2 yıl iyi bir anaokulu eğitimi almış olan ve okumaya yazmaya hevesli yaşıtlarından biraz ileri çocukların daha sorunsuz adapte olduklarını gözlemledim.


    Alper geçen sene 64 aylık 1. sınıfa başladığı gün kendi yazdığı matematikleri tahtaya yazmıştı ve ısrarla öğretmenine göstermişti.

Alper'in yanında oturan sınıf arkadaşı 84 aylıktı (biraz geç gidenlerden). İkisi de zorluklar yaşadılar. 1. sınıfa giden herkes biraz zorluk yaşıyor kaç aylık olursa olsun, oyun çocukluğundan ders ve ödev çocukluğuna geçmek kolay değil. Bunu aklınızda tutun ama gözünüzde büyütmeyin.  Bu arada bazılarınız artık hafif oluyor müfredat şu şu tarihe kadar anaokulu gibi demiş. Açıkçası bizim okulda her zamanki gibiydi Kasımda tüm sınıf okumuştu. Konuştuğum tüm diğer devlet okullarında da böyleydi. Lütfen bunu bilerek karar verin. Ama ben verdiğimiz karardan çok memnunum ve yine olsa yine Alper'i 64 aylık başlatırdım ama her çocuğun ayrı değerlendirilmesi lazım. Alper'i anaokulundaki öğretmeni, anaokulunun 25 yıllık pedagog müdürü, ilkokulun rehberlik öğretmeni, ve psikolog babası değerlendirdi ve hepsi anaokulu yerine ilkokula başlamasının daha iyi olacağına karar verdi. Bu çok önemli bir karar ve etraflıca düşünülmeli. 







Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

6 Eylül 2013 Cuma

Çocuklarımızı cinsel istismardan korumak. Erken gelişen cinsel duygular bazen cinsel istismarın belirtisi olabiliyor

Bir Hassas Annemiz:
Benim 6 yaşında bir kızım var son 2 yıldır hareketlerini hiç beğenmiyorum hep cinsel şeyler dikkatini çekiyor hep sanki o yönde düşünüyor her konuda ilk aklına gelen o oluyor arkadaşlarıyla oynarken birkaç kez tuhaf şeyler yaparken yakaladım hep karşı taraftan sanıyordum ama aksine genelde kızımdan dolayı olduğunu anladım ve o kadar çok yalan söylüyor ki bazen yalan mı doğru mu acaba diye tereddüt eder oldum yarım saat dil döküyorum sonra doğruyu söylüyor yada şaka yapmıştım diyor ne yapmam lazım işin içinden çıkamıyorum ilgili mutlu bir aileyiz hadi sorun var ailede desek o da yok psikoloğa götürmeyi düşünüyorum var mı böyle olan ya da bu konularda bilgi sahibi olan lütfen yardım edin teşekkür ederim

Cevabım:
Bir şey sormak istiyorum ama sizi üzmek istemiyorum. Allah korusun kızınızın cinsel tacize uğramış olma ihtimali var mı? Başka bir erkekle yanlız kaldığı durumlar oldu mu? Bu ne yazık ki bir akraba bile olabiliyor. Olmamıştır inşallah ne olur yanlış anlamayın ve bana kızmayın. Bazen normal olabiliyor erken yaşta cinsel şeylere ilgi ama bazen de erken gelişen cinsel tutumlar ve duygular, cinsel istismarın da belirtisi olabiliyor. Belki de hiç yok böyle birşey ama gözünüz açık olsun. Hiç beklemediğiniz şeyler olabiliyor. Cinsel istismar ille de tecavüz demek değildir olmaması gereken dokunmalar da olabilir. Bu konular çok zor konuşması da zor. 

Bence önce kızınızla sakince bir oturun konuşun. Ona güven verin ve size herşeyi anlatabileceğini bilsin. Ona mayosunun kapattığı yerlere (erkekler için popo ve pipi bölgesi-kızlar için göğüsler, popop ve vajina bölgesi) kimsenin dokunamayacağını, kimse oralara dokunursa size söylemesi gerektiğini söyleyin. 3 yaşından itibaren bu eğitimi vermek gerekiyor. Bunu banyodayken söyleyebilirsiniz veya denize giderken. Bir de dudaktan onu kimsenin öpemeyeceğini de öğretin.

Amerika'da çocuk doktoruna gittiğinizde birçok doktor çocuğa şöyle der: 

" Lütfen soyun ama sadece ben doktor olduğum ve yanımızda annen/baban olduğu için yanımda soyunabiliyorsun. Bu koşullar dışında senden büyük kimselerin yanında kesinlikle soyunmayacaksın" 

Bu eğitim cinsel istismara karşı ailelerde ve doktorlar tarafından verilir. Bence de bu çok önemli ve 3 yaşından beri bunu öğretiyorum çocuklarıma. Bunu korkutarak değil sakin ve anlayışlı bir ifade ile anlatmak çok önemli. Sizden korkmamalı ki herşeyi size anlatabilsin. Aranızda sır olmayacağını bilmeli. Size karşı ancak size güvenip, size herşeyi anlatabileceğini düşününce dürüst olur, onu korkuttuğunuzda değil. Bu sadece cinsel istismarı önlemede değil her türlü kötü alışkanlıktan korunmada etkilidir. Telaş yapmayın sadece bu ihtimali de aklınızda tutun. Kızınızla konuştuktan sonra bir çözüm bulamazsanız bir çocuk psikiyatrına gitmenizde fayda olabilir. Sevgiler


Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

5 Eylül 2013 Perşembe

Doğum Hikayeleri: Canım arkadaşım Hassas Annemiz Yeliz büyük doğan iki bebeğinin normal doğumlarını anlatıyor

Normal doğum düşünenlere destek olmak istedim.

Ben Yeliz. Hassas Anne Ece'nin arkadaşıyım. 37 yaşındayım. İlk çocuğumu 33 yaşımda, ikincisini 37 yaşıma 2 hafta kala doğurdum.

İki doğumum da normal doğumdu. Birincisi epidurallı, İkincisi epiduralsızdı.

Bence asıl önemli olan; Annenin normal doğum istemesi ve doktorun da normal doğum taraftarı olması. Tabii ki şartlar elverdiği sürece. Ben bu konuda şanslıydım. Herman İşçi gibi iyi bir doktorla tanıştırmıştı Ece beni. İki hamileliğimde de sezaryen lafı bile geçmedi hiç bir kontrolümde.

Birinci hamileliğimde herşey yolunda gitmedi. İkili tarama testi sonuçları normal çıkmıştı fakat üçlü tarama testinde down sendromu riski 1/30'du. Yani oldukça yüksekti. Herman Bey "başka bir doktorun da görmesinde fayda var" dedi. Gerekirse amniyosentez yapılacaktı. Herhangi birşey çıkmasa da Herman Bey ikinci bir doktora yönlendiriyor 18. haftada. Gözden kaçan birşey olmasın diye. 


Kılıç Bey'e gittik 18. haftada. Kılıç Bey "amniyosenteze gerek yok" dedi ama ben yapılmasını istedim. Kılıç Bey "bu gece bir düşün eğer gerçekten istiyorsan yarın gel amniyosentez yapalım" dedi. Neyse biz eve gittik ama ben kararlıydım yaptırmaya. Down sendromu olsun olmasın doğuracaktım ama insanın kendini hazırlaması açısından daha iyi olur diye düşünmüştüm.(Bilmiyorum insan kendini nasıl ve ne kadar hazırlar?). Ertesi gün tekrar gittim, amniyo sıvısından alındı. Bir laboratuvara gotürdüm. Sonucun 3 hafta sonra çıkacağını ama boyama yöntemi ile daha erken sonuç alındığını söylediler. Ön teşhis gibi bir şeydi. 2 veya 3 gün sonra aradılar. Sonuç %97 negatifmiş. Tabii o 2-3 gün geçmek bilmedi. Ama sonucu alınca içimiz rahatlamıştı. Üç hafta sonra kesin sonuç da çıktı. Herhangi birşey yoktu. Bunu böyle atlatmıştık. Daha sonra uzun şeker yüklemesinde gebelik şekeri çıktı. Çok yüksek değildi, diyet listesi verilmedi ama dikkat etmem gerekiyordu. Hamileliğimin sonları yaz başına denk geldiği icin karpuz çok yeme demişti doktorum. Bunlara rağmen sonuç güzeldi. Ağrı eşiğim yüksek olduğu icin sancıların başladığını bile anlamamiştım. En korktuğum şey de sancıları hissetmeyip epidural zamanını kaçırmaktı. 40 haftadan sonra her gün gittik kontrole. Öyle hemen doğmuyormuş zaten. Biraz sancı ve epidural sonrası 40+4 haftada kızım dünyaya geldi. Doğum epidurali de aldıktan sonra çok rahattı. Elini karnına koyuyorsun karnın sertleştiğinde ıkınıyorsun. Doğumhaneye girdikten 25 dakika sonra doğdu kızım. 4 kilo 250gr.dı. Hoş şimdi görseniz çitlembiğin teki. Toplamda hastaneye gidiş ve doğum 7.5 saat sürdü. Herşey normal seyrinde olunca hastanede 1 gece kalmamız yeterli olmuştu. Normal doğumun güzelliklerinden biri bu. 


                                          Kızım Gökçe 4 yaşında

İkinci hamileliğimde ise daha rahattım ilkine nazaran. İnsan bazen birincinin peşinde koştururken hamile olduğunu bile unutuyor.

Kızım 3,5 yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Oğlumun hamileliğinde herşey normaldi Allah'a şükür. Fakat 7. ayda ben bir virüs kapmışım. 6. hastalıktı sanırım. Sadece çocuklarda olur sanıyordum fakat hamilelerde de olabiliyormuş. Bacaklarım isilik gibi olmuştu, kaşınıyordu. Ben sıkıntıdan zannetmiştim onları. Herman Bey kontrole gittiğimde farketti. Ultrasonla bakarken asit gördüğünü söyledi, iki farklı tahlil istedi. Birini hatırlamıyorum, birisi parvovirüstü (bu unutkanlığın sonu nereye varacak?). Parvovirüs tahlilini her yerde yapmıyorlar. Sarıyer'de bir tıp merkezinde yaptırdım. Sonuçlarda virüsü aldığım ama bebeğe geçmediği çıktı. Sonuçların iyi olduğunu görünce aslında virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu söylemişti. Öldürücü olabiliyormuş(en kötü sonuç). Onu da bebeğe zarar gelmeden atlattık Allahtan. Yine kontrollerde bebekte hidrosel(testislerinde sıvı) olduğu gorüldü. Doğduktan sonra yavaş yavaş iner dedi doktorumuz. Gerekirse ameliyat da yapılabilirmiş. Onun dışında herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Hamileliğimin son zamanlarında kızım sürekli "Ne zaman doğacak?" diye soruyordu (iyi ki geç söylemişiz kardeşi olacağını yoksa 9 ay çekilmezdi!). Teyzesi de kar yağınca olacak kardeşin demiş bizimkine. İlk kar yağdı bizimki "Kardeşim neden daha doğmadı?" diye soruyor. Ama ikinci karla birlikte geldi oğlumuz. Doğumdan bir gece önce isim konusunu netleştirmeye çalışmıştık eşimle. Seçenekleri dörde indirmiştik. Sonra karar veririz demiştik. 

Bize göre daha neredeyse 2 hafta vardı doğuma. O gün annem geldi Bursa'dan. Hatta babam erken gidiyorsun demis. Ben annemi görünce rahatlıyorum sanırımm hemen doğuruyorum. Kızımda da öyle olmuştu. Kızımda annemi aldık otobüsten, eve gidemeden hastaneye gitmiştik (eşyalar son 15 gün arabanın arkasında gezdi bizimle). Ertesi sabah saat 6 gibi sancılarım karla birlikte başladı. Kar hafif hafif artıyor, benim sancılar da sıklaşıyordu. Eşimi de uyandırıp birşey söylemiyorum yalancı sancıysa diye. Baktım artık 5 dakikada bire indi haber verdim, tabii o panik. Oturduğumuz lojmanın sağlık merkezinin ambulansını çağırdık. Ben eşyaları topladım, yola çıktık. Ambulans en yakın sağlık merkezine bırakabiliyormuş. Ben o arada Herman Bey'i aradım. Acıbadem'e gittiğimizi söyledim. "Eğer açılma 4 santimi geçmişse hiç yola çıkma orada doğur" dedi. Acıbadem'deki kontrolde 3 santimdi açılma, orada kalmak istemedim. İnsan kendi doktorunu istiyor yine de. 

Biz bu sefer oradan Metropolitan Hastanesine gittik. Kar da iyice bastırmış bu arada. Gittiğimizde Herman Bey ile çalışan Gökçe Doktor oradaydı. Hemen odaya aldılar. Ben epidural yapacaklar diye bekliyorum, Gökce Hanım "unut epidurali" dedi, çünkü arada açılma 4 santimi geçmiş. Ben ki ilk doğumda eşime ikinciyi doğurursam kesin sezaryen olur diyordum sancıların etkisiyle. Ama büyük lokma ye büyük konuşma. O an düşündüm nasıl olacak diye.


Ben şimdi gerçekten epiduralsiz normal doğum mu yapacaktım? 

Çünkü kendimi hiç hazırlamamıştım. Hemşire geldi serum taktı, ilaç veriyor sancılar için dedi. Ben de iyi ne güzel diyorum. Hemşire yüzüme tuhaf tuhaf bakınca anladım ki sancıları arttırmak içinmiş (suni sancı bu olsa gerek). Yapacak bir şey yoktu, kendi kendime eninde sonunda olacak bu doğum dedim. Sancılar da zaten ilk doğumda epidurale kadar olan sancılar gibiydi ya da ben doğum sırası hatırlamıyorum. Hastaneye vardıktan 1,5 saat sonra oğlum doğdu. Herman Bey'in dediğine göre 5 avazda doğurmuşum. Oğlum 4 kilo 600 gr. doğdu. Zaten o an gögsünüze koyduklarında hiçbirşey kalmıyor az once yaşadıklarınızdan. 


Epiduralli doğumdan daha iyi geldi açıkçası bu doğum. Çünkü epiduralden sonra birşey yiyememiş, yürüyememiştim bile. Normal doğumda ise doğum yapan ben değilmişim gibiydi. Doğumdan sonra arayıp herkese ben haber verdim. Hatta Ece'yi aradığımda, Ece bana "sakın bu havada doğurayım deme" demişti. Yine herşey yolunda gidince 1 gece kalıp çıktık hastaneden. Şu an neredeyse 8 aylık oldu bile oğlum. Hidroseli de günden güne iniyor.

 
                                        Oğlum Melih 8 aylık oldu

Bilmiyorum normal doğum düşünen anne adaylarına ne kadar faydası olur ama benim hikayelerim de böyle...

Yazıyı tekrar okurken ben mi yazdım bu kadar şeyi diye kendine şaşırdım.
Yeliz




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

3 Eylül 2013 Salı

Eğlenceli anne olabilmek

En büyük amaçlarımdan biri eğlenceli bir anne olabilmek. Çocuklarla oyun oynamak, yerlerde yuvarlanmak, bahçede koşuşturmak, şarkılar söylemek, onları gezdirmek, hikayeler uydurmak, değişik şeyler göstermek, gülecekleri ve şaşıracakları beklenmedik şeyler yapmak ve o içten kahkahayı duymak! Bunun için çaba gösteriyorum. Mesela bugün Alper ile gittiğimiz İstinye Park'ta bir spor dükkanının önünde topa vururmuş gibi duran bir manken vardı. Durdum ve "hadi bakalım Alper hangimiz bu mankene daha çok benzeyeceğiz dedim ve mankenin yaptığı vuruş hareketini yapmaya çalıştım. O kalabalıkta birden bunu yapınca Alper çok şaşırdı ve çok hoşuna gitti bu hareketim. O da yapmaya çalıştı. O an Alper ile bana aitti. Etrafımızdaki kimsenin önemi yoktu. Eminim koca vücudumla o hareketi yaparken ne kadar acayip ve kötü durdum ama ben başkaları için yaşamıyorum. Alper ile bir bağ kurdum ve buna değerdi. Çok eğlendik ve günümüzün kalan kısmı da bu hoşluktan etkilendi. Yolda elele giderken şarkılar da söylediğimiz ve benim çocuklarla dans ettiğim de görülmüştür. O anı çocuğunuza saklamanız ve etrafı dondurup sadece onunla ilgilenip ona konsantre olmanız yeterli. Çocuklar bunları unutmuyorlar. 

Tabii ki günlük koşuşturmaca içinde buna zaman yok diyebilirsiniz. Her saniyeyi müzikal tadında yaşamanızı beklemiyorum, ben de öyle değilim zaten. 3 çocukla ne kadar çok işim ve koşuşturmam olduğunu yazmaya kalksam bu sayfa yetmez. Diğer işlerinizi aksatın demiyorum ama "dur" "hadi" "yapma" lafları arasında kaynayıp gitmesin 'o anlar'. Tek dileğim bu...




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Kız çocuklarda vajinal yapışıklık (labial sineşi) sorunu

Bugün bana arada sırada sorulan ama bence önemli bir sorundan bahsedeceğim. Vajinal yapışıklık (labial sineşi) kız çocuklarda bazen görülebilen ve zor farkedilen bir sorun. Vajinadaki iç dudakların östrojen azlığı nedeniyle birbirine yapışması demek. Görüntü olarak da sanki vajina dikilmiş ve kapatılmış gibi görünüyor. Çok önemli bir sorun olmasa da idrar yolları enfeksiyonuna yol açabilir ve zamanında açılmazsa küçük bir operasyonla cerrahi olarak açılması gerekebilirmiş.

Benim de 12 yıllık doktorum olan jinekolog ve kadın doğum uzmanı Dr. Herman İşçi bu sorunu şöyle anlattı: 


Kız çocuklarında ergenlikten önce henüz kadınlık (östrojen) hormonu yeterli düzeyde olmadığı için vajina epitelini kalınlaştıramaz. Basit enfeksiyonlar dudakların birbirine yapışmasına sebep olabilir. Geçici olarak östrojen kremleri kullanmak yapışıklığı çoğu zaman açar. Kapanmaması için haftada bir kere ılık suyla ıslatılmış bir pamukla genital bölgenin silinip sonra kurulanması yeterlidir. Östrojen kremiyle açılmayan yapışıklıklarda yüzeysel bir anesteziyle yanlara doğru çekerek açma ya da koterle kesip açma yöntemleri uygulanabilir. Böylece çocukta fiziksel ya da ruhsal kötü hatıra kalmaması sağlanır.

Hassas Anneler lütfen zaman zaman kız çocuklarınızda bu sorunun olup olmadığını kontrol ediniz. Bunu onlara belli etmeden yapın ve elleriniz mutlaka çok iyi yıkanmış olsun. Bezi bırakmış çocuklarda bu kontrol biraz daha zor olabiliyor. Temizleyeceğim diyerek yatağına yatırıp biraz pamukla silebilirsiniz bu arada da yapışıklık olup olmadığını kontrol etmiş olursunuz.  Eğer yapışıklık varsa bunu doktorunuza bildirin ve onun tavsiyelerini dinleyin. Genelliikle bir östrojen kremi sürmenizi isterler ve zamanla azıcık çekmeyle açılır. İnatçı yapışıklıklarda bu işlemi doktorunuzun yapması gerekebilir. 






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ödev ödev ödev evet geliyor ödev günleri

 Okulların açılmasına çok az kaldı. Derslerin başlaması ödevlerin ve okuldan alır almaz "bugün kaç sayfa ödev var?" sorularının başlaması da demek. Bizim geçen sene çok ödevimiz vardı. Öğretmenimiz gerçekten çok iyi bir öğretmendi ama çocukların ve tabii bizlerin ödevlerden bunaldığımız anlar oldu. Hafta içi genellikle günde 4-6 sayfa, haftasonu da 8-10 sayfa ödevimiz olurdu. Alper yavrum akşam oynamaya zamanı kalsın diye öğle arasında ödevlerinin büyük bir kısmını yapıp eve öyle gelirdi. Onu gören bir grup arkadaşı onunla birlikte öğle tatillerinde ödev yapmaya başlamışlardı. 5-7 yaşındaki çocuklardan beklenmeyecek bir şey değil mi? 

Ben az da olsa ödev verilmesinden yanayım çünkü bence bir anne baba mutlaka çocuğunun o anda neyi öğrendiğini bilmeli ve çocuk da o günün tekrarını yapmalı ama ödev çok fazla olunca çocuklar yoruluyor ve sıkılıyor. Bunun dengesini öğretmenlerin kurması gerekiyor. Bir de bence ödev sadece o günün tekrarı olmalı yeni konuları içermemeli. Bir öğrenciye yeni bir konuyu en iyi öğretmeni öğretebilir. Öğretmen ve velinin arasındaki iletişimin öğrencinin başarısında çok etkili olduğuna inanıyorum. 

Çocukları sıkmadan onların ödevlerini severek yapmalarını sağlamanın bir yolu var mı? 





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

2 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına az kaldı, çocuğunuz hazır mı?

13 gün içinde 1. sınıftan büyükler okula başlıyor. Geçen senenin konularını biraz tekrar etmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Özellikle 2. sınıfa başlayacaklar için bu daha da önemli. Alper de bu sene 2. sınıfa geçiyor. Yaz boyunca bol bol kitap okudu, arada matematik de çalıştı. Ama bir şeyi farkettim. Yazması biraz bozulmuş. Kitap okumaya dalmışız yazdırma çalışması fazla yapmamışız. Açıkçası biraz da bilinçli oldu bu çünkü geçen sene çok yoruldu, özellikle de fazla verilen yazma ödevleri yüzünden sıkıldı. Biraz ara vermesini ve dinlenmesini istedim. Öğretmeniniz de sağolsun ödev vermedi sadece bol bol kitap okusunlar istedi. Zaten öğretmenimiz emekli olduğu için bu sene yeni bir öğretmenimiz olacak. Hayırlısı olsun. 

Geçen gün birşeyler yazdırırken, bazı kelimeleri yazarken zorlandığını farkettim. Bu 13 günde yazma üzerinde duracağız. Biraz geçen seneyi tekrar edip konuların üstünden geçeceğiz. Size de tavsiye ederim.  Tatilin şu son günlerini çocuklarımızı okula psikolojik ve  fiziksel olarak hazırlamanın tam zamanı. Şimdiden yazın biraz elden çıkan gece oturmalarını bırakalım ve okul zamanı saatlerinde yatmalarını ve kalkmalarını sağlayalım. Yaz boyunca 23-24 gibi yatırıp tam okul başlamadan önceki gün gece 21'de yatırmaya çalışmak olmaz. Lütfen buna dikkat edelim. Yoksa ilk günlerde çok uykusuz kalır çocuklar. Her gün en az 2 saat okumaya ve yazmaya ayırmasını sağlamak da iyi fikir olabilir çünkü ödevler genellikle bu kadar sürüyor.  

Haydi bakalım Hassas Anneler yeni bir eğitim sezonu bizi bekliyor. Okulu özledik dedik ama ödev olayını da özledik mi acaba? 





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün