4 Mayıs 2013 Cumartesi

Tecrübeli Ebe Asude Oflaz doğal doğumu anlatıyor


5 Mayıs Dünya Ebeler Günü nedeni ile ve Uluslararası Doğal Doğum Kongresi ardından;

Florance Nightingale Üniversitesi Doğum Hemşireliği bölümü tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Doğal Doğum Kongresi, 24-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Kongre'nin en ünlü katılımcısı dünya çapında tanınan doğal doğum aktivisti Dr. Michel Odent'ti. Üç gün süren kongrede; hukukçular, sağlık bakanlığı çalışanları, öğretim üyeleri, doğal doğum teknikleri uzmanları, doktorlar, doğum sonrası bebek bakımı ve lohusalık konularında uzman hemşireler ve sezaryen uzmanları konuştu.

Kongreyi düzenleyenler ve iştirak edenler, "Türkiye'nin doğum konusundaki sorunlarına karşı ne kadar duyarlı olduklarını" gösterdiler. Tüm sunumlar "normal doğum"a dikkat çekti. Kongre adı itibariyle "doğal doğum kongresi" olmasına rağmen sunumlar genellikle hastanede doğumu ve "bir hasta olarak anneyi" anlatıyordu.


Benim sunum konum ise "hastanede doğal doğum"du. Sunumumun amacı; hastanelerde doğal doğum olamayacağına ve anlatılanların"doğal doğum"a değil normal vajinal ve medikal doğuma yönelik olduğuna dikkat çekmekti.


Sunumumda özetle şunları anlattım:
Dr. Odent'in anlatımına göre doğal doğum; anne ve bebeğin dışarıdan hiçbir müdahale almadan; yavaş, uzun ve doğal bir süreçte doğumu birlikte tamamlamalarıdır. Kadın bedeninin doğal, biyolojik ve içgüdüsel bir fonksiyonu olan doğum bir hastalık hali değildir. Kadın binlerce yıldır yer ayrımı gözetmeden doğum yapabiliyor. Üstelik doğum yeri steril olmak zorunda da değil.
Oysa modern tıpta doğum patolojik bir durum olarak görülüyor. Eğer anne adayı doğuma hastanede giriyorsa ve "hasta" olarak kabul edilip çeşitli medikal müdahalelere maruz bırakılıyorsa o doğum, modern tıbbın medikal anlayışlı, müdahaleli doğumudur.


Dolayısıyla günümüzde "Doğal Doğum" ve "Hastanede Doğal Doğum" birbirine zıt kavramlar. Dolayısıyla bu "Doğal Doğum" olarak kabul edilemez. Bunun ismi "Hastanede vajinal/ normal doğum"dur.


"Doğal Doğum Kriterleri"; doğum öncesi eğitimlerinin verilmesi, zamana saygı gösterilmesi, anneye doğru destek birimi sağlanması, ebenin annenin yanında bulunması ve doğumun doğumevinde gerçekleşmesidir.


Doğal doğumun fizyolojisinde stres faktörü önemli bir rol oynar. Hangi hormon aktifse doğum sürecini de o etkiler. Doğumun olmazsa olmazı olan doğum kasılmalarını yöneten Oksitosin hormonunun, Adrenalin hormonu tarafından baskılanmadan salgılanması gerekir. 


Doğumda stres faktörleri; korku, endişe, hasta psikolojisi, gereksiz ve sık tuşe gibi müdahaleler, mahremiyetinin korunmaması, kalabalık , gürültü, dar alanlar yani hasta odaları, hastane prosedürleri, ağrı odası, rehbersizlik, güvensizlik, doktorun zaman faktörü, açlık ve hareketsizliktir. Ayrıca doğum masalarının doğal doğuma uygun olmaması Adrenalin salgılanması yani stres yaşanması demektir.


Bu bakışla anne adayına doğumda yaşatılmakta olanlar “kadına şiddetin” başka bir boyutudur.
Takdir edersiniz ki bu işleyişin içinde "doğumun" doğal olabilmesi imkansızdır. Ülke çapındaki %45lik, büyük şehirlerdeki %80lik sezaryen oranları bugün bizim gerçeğimizdir.


Bugünkü modern hastaneler "doğal doğum" felsefesine aykırı tasarlanmışlardır. Tüketim odaklı otel-hastane yaklaşımı, aslında ucuz ve kolay olan biyolojik doğal doğum ile taban tabana zıttır.


Devlet hastanelerinin durumlarını biliyorsunuz. Kalabalık personel, perdeyle ayrılmış doğumhaneler, gürültü, annenin yalnız olması, bir odada birden çok gebenin olması, ortak kullanılan tuvaletler... Doğumu İŞ olarak gören, standartlar içinde tutmaya çalışan, sevgi, saygı ve anlayıştan uzak, doğal doğumun doğasına aykırı tasarlanan hastanelere mecbur bırakılmak, tüketim odaklı sağlık anlayışının sonucudur.
Doğum hastalıksa tabii ki hastane, doktor ve hemşireye ihtiyaç vardır! Oysa gerçekte doğal doğumun fazla tüketime ihtiyacı yoktur.


Sistem korku ve tüketime özendirme yoluyla anne-bebek sağlığı üzerinden rant elde etmeyi hedeflemektedir. Sistemde bu kadar stres kaynağı ve ebeliğe defans varken, hastanede ebelik rehberliği ve doğal doğumdan bahsetmek soyut kalıyor.
Ebenin iş tanımı şöyledir:
Anneyi doğum öncesinde, doğum sürecinde ve doğumdan sonra; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bilgilendirir, destek olur, takip eder ve doğumunda birebir yanında bulunur.
Dört yıl üniversitelerde bu işin eğitimini alan, bilgisiyle, becerisiyle inisiyatif kullanabilen, bilimli insanlardır ebeler.


Dr. Odent; "Doğum süreci uzun ve yavaş bir eylemdir. Bu süreçte anneye birebir fiziksel, psikolojik ve bilimsel destek veren bir kişi olmalı. Bu da yüzyıllardır doğum yapan kadının yanında var olan, onu yargılamayan, koruyan, anne sevgisi ve şefkat ile yaklaşan, anne olmaya hazırlanan kadına rol modellik eden bir kadındır; onlar da ebelerdir," der.


Her yıl 33 SMYO "ebe" mezun ediyor. Bugün 20 bin ebemiz var ancak çoğu sağlık personeli olarak "ebelik" dışında her işi yapmaktadırlar. Sistem ebelik bölümlerine öğrenci alınmaması yönünde çalışmalar yapmaktadır. 


Yine sistem "ebelik" yerine "doulalık" koymaya çalışmaktadır.


Doulalık; tıbbi bilgisi olmayan kişilerin, kurslara katıldıktan sonra doğum sürecinde anneye destek vermeleridir. Doulalar, ebenin iş tanımında "anne desteği" olarak geçen, fiziksel ve psikolojik destek kısımda görev almaktadırlar. Bu süreç anne adayının en çok desteğe ihtiyaç duyduğu uzun travay sürecini kapsar. Doğum hemşireleri ise doğum sonrası anne bakımını ve bebek bakımını üstlenmektedirler.
Doğumu bir patoloji olarak öğrenen doktorlar doğum yaptırdığında ebelik diye bir meslek kalmayacak, dolayısı ile doğum doğallığını tamemen yitirecektir.


Bugün doulalar, annenin desteğe ihtiyacı olduğunu görüp iyi niyetlerle bu işi yapmak istiyorlar ancak farkında olmadan diğer sistemiçi dinamiklerle birlikte "doğumun hastanelerde" olmasına, anne-bebek üzerinden rant elde edilmesine hizmet ediyorlar. 


Ebelik mesleği hayata geçmedikçe, ebeler mesleklerine sahip çıkmadıkça, ebelik meslek örgütlenmeleri çoğalıp haklarını aramadıkça, anne adaylarına hasta dendikçe, doğumlar doğumevlerinde yapılmadıça; anne-bebek sömürüsü devam edecektir.
Dünya “Ebeler Günü” vesilesiyle son olarak şunları söylemek isterim: umarım önümüzdeki senelerde,, yüzyıllardır anne ve bebeğe sevgiyle hizmet etmiş olan “ebelik” mesleği hak ettiği itibarı kazanır.



  • Ebe Asude Oflaz ·
    www.hamilelikokulu.net





    Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

    Ana Sayfaya Dönün

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder