28 Şubat 2013 Perşembe

Kullandığımız Ürünlerdeki Parabenler Kanserojen mi?



Çok yazdım ama hala soruluyor ve çok önemli bir konu o nedenle tekrar yazıyorum.

Soru: ece hanım paraben nedir ?
Cevap: canım paraben bir koruyucu madde ve kansere yol açtığı düşünülüyor. Birçok ilaçın, diş macununun, kozmetik ürünün hatta pişik kremlerinin içinde bile var. Paraben ile meme kanseri arasında bağlantı bulunmuş. Ciltte egzama tipi tahriş ve alerjik reaksiyonlara sebep olur. Benzoik asidin bir türevidir. Zehirli ve toksik bir maddedir. Parabenler vücutta östrojeni taklit eden madde olarak bilinir. Göğüs kanseri hastası kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda alınan tümör örnekleri içinde bol miktarda paraben maddesi olduğu ortaya çıkmıştır.O zaman neden kullanıyorlar diye sorabilirsin. Ucuz olduğu ve ürünlerin raf ömrünü uzattığı için kullanıyorlar. Tedbir amaçlı içindekiler bölümünde methylparaben, buthylparaben, ethylparaben, benzylparaben veya herhangi bir paraben yazan herhangi bir ürünü kesinlikle kullanmıyoruz. Evdeki kozmetik ürünlerin ve çocuğuna kullandığın bütün ürünlerin içindekiler bölümüne bak ve bunları görürsen hemen çöpe at.
Lütfen paylaşalım ki bütün anneler öğrensin ve bu ürünleri kullanmasın.

Bu konuda güzel bir yazıyı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta yazmış.
http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/05/25/yazilar/tip-yazilari/modern-hayat/meme-kanserinin-sebebi-parabenler-olabilir-mi/





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

27 Şubat 2013 Çarşamba

Çocuklarımıza birşeyler öğretirken onlardan neler öğreniyoruz?

Biz anneler devamlı çocuğumuza birşeyler öğretme telaşındayız. Aman doğru konuşmayı öğrensin, kibarlığı öğrensin, yalan söylememeyi öğrensin, kardeşine vurmamayı öğrensin, ingilizceyi öğrensin, masadan kalkmadan yemek yemeyi öğrensin... Unutmayın çocuklar dinleyerek değil görerek öğrenirler. İstediğiniz kadar konuşun, konuştuklarınızı kendiniz hayata geçirmiyorsanız etkisi çok az olacaktır. Çocuğunuza abur-cuburu yemek senin için zararlı dedikten sonra kendiniz çocuğunuzun önünde abur-cubur yiyorsanız ona çok karışık mesajlar veriyorsunuz. Kardeşine vuran çocuğunuza "kardeşine vurma" deyip vuruyorsanız o çocuk ne yapsın? Biz çocuklarımıza devamlı kemerlerini bağlamalarını söylemiyoruz ama her arabaya bindiğimizde onların gözü önünde ilk iş emniyet kemerimizi takıyoruz. Bizi hiçbir zaman kemersiz görmediler. Nineleri, büyük dayıları arabaya binip de kemerlerini bağlamazlarsa bizim çocuklar hemen onları uyarıyorlar ve kemerlerini takmalarını söylüyorlar. En etkili eğitim budur.
Çocuklarımızın hayata bakış açısı bizden çok farklı. Biz hayatın koşuşturmacası içinde küçük mutlulukları ıskalarken onlar her anın tadını doyasıya çıkarıyorlar. Bundan öğreneceğimiz çok şeyler var. Peki siz çocuklarınızdan neler öğrendiniz?






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

26 Şubat 2013 Salı

Çocuklar Ölümü Nasıl Karşılıyorlar?

Alper: Babaanneciğim benim çocuğum olunca sen nine mi olacaksın?
Babaannesi: Evet canım
Alper: Ama sen o zaman ölmüş olursun!
Babaannesi: sen de o zaman erken evlen ve çocuk yap
Alper: O zaman benim hemen aşık olacak bir kız bulmam lazım!

Alper'ciğim ölümü çok normal karşılıyor anneannesi ve dedesi erken öldükleri ve onları hiç tanımadığı için. Ben ona annemden ve babamdan bahsediyorum ve resimlerini gösteriyorum.
1 yıl kadar önce 4,5 yaşındayken bana şöyle demişti. "Anneciğim, ben seni neden çok çok seviyorum biliyor musun?"
ben: Neden canım?
Alper: Beni doğurduğun için. Ama en çok da Perihan Anneanne ve Mehmet dedeye teşekkür etmek isterim seni doğurdukları için!
Bunu duyunca nasıl oldum anlatamam. Ağlamaya başladım. Annem ve Babam 14 sene önce ölmelerine rağmen onlardan çocuklarıma bahsettiğim için çok doğru bir karar verdiğimi anladım. Çocuklarla güzelce konuşunca herşeyi anlıyorlar ve normal karşılıyorlar. Peki siz ailenizin ölmüş bireylerinden bahsediyor musunuz çocuklarınıza?






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün 

Bebeklerde Demir Eksikliği ve Tedavisi

Birçok Hassas Annemiz buna benzer bir soruyu soruyor: merhaba 5.5 aylık kızıma yaklasık 1 haftadır kan ilacı vermiyorum dişleri siyah cıkar diye bir de biz küçükken var mıydı böyle ilaçlar bebeğimi ilaca bağlı büyütmek istemiyorum acaba çok mu hassasım?

Cevabım: Doktorunuzu dinlememek hassasiyet değildir canım. Doktorumuz bir ilacı verdiğinde onu veriyoruz. Demir bebekler için çok önemlidir. Dişlerinde siyahlık olur diyorsan verdikten sonra ıslak bezle silersin. Üçüne de verdim dişleri siyah çıkmadı. Doktorunuz demir verdiyse lütfen kendi kafanıza göre o ilacı kesmeyiniz. Doktorunuzu beğenmiyorsanız ve ona güvenmiyorsanız başka bir doktora danışınız. Doktorunuz uygun görürse gerekli kan testlerini yaptırır ve kan değerlerinize göre demir damlasını kullanıp kullanmayacağınıza karar verebilir.

Prof. Dr. Hilal Mocan bu konuda şöyle diyor: "Demir eksikliği bebeğin bedensel ve zihinsel gelişimini kötü etkiliyor ve 5 yaşın altındaki 2 bebekten birinde demir eksikliği var. Demir eksikliği zeka geriliğine bile yol açabiliyor. Ağızdan verilen sıvı şeklindeki demir ilaçları dişlerde geçici siyah boyanma meydana getirebilir ancak ilacın dilin arkasına verilmesi ile bu boyanma azaltılabilir.
Demir damla veya şuruplarının iki öğün arasında verilmesi önerilir. Bir yaşından küçük bebeklerde kahvaltıdan 30 dakika kadar önce, tek doz olarak kullanım yan etkileri azaltmaktadır".





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

25 Şubat 2013 Pazartesi

EKMEK MAKİNESİNDE MUZLU KEK

2 yumurta
2 muz-dörde bölünmüş
1/2 bardak iri çekilmiş ceviz
3 kaşık zeytinyağı
3/4 bardak şeker
2 bardak un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1/2 çay kaşığı karbonat
1/2 paket vanilin
Hamur ayarını seçip 10dk. karıştırın. Fişini çekin. 10 dk. bekleyin. Pişirme fonksiyonunu açın çalıştırın. Afiyet olsun






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

KAKAOLU TOPLAR



1,5 küçük paket pötibör bisküvi-iyice parçalanmış
125 gr. Eritilmiş Tereyağı
1 su bardağı dişe gelir doğranmış ceviz
4 yemek kaşığı kakao
1 su bardağı süt
3 yemek kaşığı pudra şekeri karıştır yoğur
Biraz sulu olur bu 2 saat dolapta dursun katılaşır
Minik top haline getirin ve hindistan cevizine bulayın
Afiyet olsun. Doğumgünlerinde harika olur.
* Bu doğumgünlerinde çok güzel oluyor. Tabii ki her zaman yenmez. Petibör bisküvi paketlenmiş ürün olduğu için sağlıklı bir ürün değil ama ender olarak yapılabilir. Kakao yerine nesquik de konulabilir ama kakaolu daha sağlıklı olur.




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

1. Hassas Anne Buluşması- İstanbul



İlk Hassas Anne Buluşması İstinye Park'ta gerçekleşti. Katılan herkese tesekkürler. Çok keyifli bir toplantı oldu. Cocuklarda dil gelişimi ve ikinci dil öğrenimi konusundaki harika söyleşi icin Bilgi Üniversitesi'nden Dr. Nihan Ketrez'e çok teşekkürler. Hassas Annelerimiz bir sonraki buluşmamız icin şimdiden sabırsızlanıyorlar:) Benim icin harika bir doğumgünü hediyesi oldu. Doğumgünümü de Hassas Annelerle kutlamış oldum. Bizi harika ağırlayan Hassas Annelerin buluşma noktası İstinye Park Caribou Coffee'ye çok teşekkürler. Hassas Annelere hazırladıkları leziz kurabiyeler için Miskek'e teşekkürler.




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

24 Şubat 2013 Pazar

Çok sevdiğim iki Sevinç arasında :)

                                 

İki Sevinç ve ben. (sevgili kayınvalidem ve kızım). Aralarında bir dilek mi tutsam acaba?






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Kızlarımın 4. doğumgünü- İyi ki doğdunuz canım kızlarım



Artık büyüdüler, kızlarıma tek pasta yerine iki pasta yaptırdık ilk defa. Sevinç yunuslu pasta istedi. Esin Minnie'li pasta :) Yarış arabası şöförü abi Alper de üfledi mumları.

                  





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Kızlarımın 4. doğumgünü



Uğur böceği kanapeler, lorlu börek, kısır, kerevizli kabaklı cevizli süzme yoğurt, humus, minik köfteler, nesquikli toplar, mini kekler, kadayıflı muhallebi, elmalı kek, yunuslu pasta, Minnie’li pasta







Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün




Hassas Anne ilk buluşması için harika kurabiyelerimiz hazır.



Hassas Anne ilk buluşması için harika kurabiyelerimiz hazır. Kurabiyelerimiz için Miskek'e çok teşekkür ediyorum. Dayanamadım bir tane yedim. Harika olmuş:) Sayfalarında çok güzel çekilişler de oluyor kaçırmayın derim.
https://www.facebook.com/miskekcom





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

25 Şubat İlk Hassas Anne Buluşması ve Dr. Nihan Ketrez ile söyleşi

                     

25 Şubat Pazartesi İstinye Park Caribou Coffee'de 13:00-15:00 arası ilk Hassas Anne buluşmamıza davetlisiniz. Dr. Nihan Ketrez ile çocuklarda dil gelişimi konusunda bir söyleşimiz de olacak bu buluşmada. Gelenlere gelen sayısına göre çekilişle ufak hediyelerim de olacak hatıra olsun diye. Tabii miskek'ten herkese kurabiyemiz var. Umarım gelebilirsiniz. Görüşmek üzere.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

22 Şubat 2013 Cuma

Sezaryenle doğuran mama vermek zorundadır yanılgısı

Bir yanlış söylentiyi daha düzeltmek isterim. Sezaryenle doğan bebekleri anne sütüyle beslemek daha zordur diye bir yaygın kanı var, bu da kesinlikle yanlış ve zararlı. Anne istedikten sonra doğum şekli ne olursa olsun emekle ve uğraşarak bebeğini sadece anne sütüyle besleyebilir. Örnek olarak ben 3 kuzumu tıbbi zorunluluktan sezaryenle doğurdum ama üçünü de sadece anne sütüyle besleyebildim. Üstelik kızlarım ikiz ve prematüreydiler. Zaten sezaryende de eğer epiduralli sezaryen ise bebeğinizi 1 saat içinde emzirmeye başlıyabiliyorsunuz. Genel anestezi ise de 2 saat içinde emzirebilirsiniz.Normal doğum yapanların da hemen 2 saatte sütleri göğüslerine dolup taşmıyor zaten. Herkesin sütünün gelmesi biraz sürüyor. bebeğin emmesi demek hemen sütler doldu demek değil. bebek zaten emme refleksi ile doğuyor ve boş memeyi de emiyor ve o emmeyle de sütler gelmeye başlıyor 1-2 gün içinde.
Bunu kesinlikle sezaryen taraftarı olduğum için söylemiyorum çünkü olabiliyorsa kesinlikle normal doğum taraftarıyım. Ama sezaryen zorunluluksa anneler bilsinler ki aynı normal doğum yapmış gibi bebeklerini emzirebilirler ve sütleri de aynı şekilde gelir. Bol bol bebeklerini emzirmek için göğüslerine koyacaklar ve aman sezaryen oldum diye sütüm gelmedi düşüncesini kafalarından atıp mamaya sarılmayacaklar o kadar.
Anne sütünü arttırma yazım da burada http://hassasanne.blogspot.com/2013/01/anne-sutunu-nasl-arttrabilirsiniz.html





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Bebeklerde emzik kullanımı

Emzik bazen biz annelerin imdadına yetişiyor ve bebeklerimizi sakinleştiriyor ve daha rahat uyutmamızı sağlıyor. Benim 3 çocuğumdan sadece Sevinç emzik kullandı. 2 yaş doğumgünü yaklaştıkça beni bir telaş sardı çünkü artık kesinlikle emziği bırakması gerekiyordu. Çünkü emzik emmeye 2 yaşından sonra devam ederse dişlerinin yer değiştirip, üst dişlerinin öne, alt dişlerinin arkaya çekilerek aralarda açıklıklar meydana gelebileceğini biliyordum. Hatta 3,5 yaşından sonra meydana gelen açıklıklar kalıcı hale bile gelebiliyormuş ve yüz ve çene yapısında bozulmaya yol açıyormuş. 2 yaşına gelmeden 2 ay önce artık sadece yatağında emzik emebileceğini söyledim ve bunu kararlı bir şekilde uyguladım. 2 yaşını 3 gün geçtiğinde çöp kutusunun kapağını açtım ve "Kızım sen artık çok büyüdün, abla oldun at şu pis şeyi çöpe kurtul ondan" dedim. Ama fazla umudum yoktu. Beklentimin aksine, Sevinç eliyle emziği ağzından çıkardı "tamam" dedi ve çöpe attı. Bütün emzikleri yokettim anında. Bir kaç kere uyurken mızmızlandı emzik diye ama duymamazlıktan geldim poposuna pışpış yaptım idare ettik. Bazen çocukların geçiş dönemleri beklediğinizden çok daha kolay oluyor. Çocuğunuz 2 yaşında veya daha büyükse lütfen artık emziği bıraktırın. Bu onun çene ve diş sağlığı için çok önemli.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

21 Şubat 2013 Perşembe

İlkokula giden çocuğunuza ödev defteri yapın


İlkokula giden çocuğunuz eve geldiğinde ona ilk sorduğunuz "Günün nasıl geçti?"
ikinci sorduğunuz da "ödev ne?" çok iyi biliyorum.
Özellikle 1'e gidenler günün ödevini hatırlamakta zorlanabiliyorlar. Ona küçücük ajandalardan alın ve onu ödev defteri yapın. O günün tarihinin bölümüne o günün ödevini yazmasını söyleyin. Bu ona ilginç gelecektir ve belki de yazmayı unutmayacaktır. Hem de o günün ayın kaçı olduğunu öğrenir ve yavaş yavaş ay ve gün kavramları yerleşir.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

20 Şubat 2013 Çarşamba

Tane Tane Pilav Tarifi

            


4 bardak baldo pirinci 2 saat tuzlu ılık suda bekletin
İyice yıkayın ve suyunu süzün
Tefal tencerede 1 çay bardağı arpa şehriyeyi yağsız kavurun
Suyu süzülmüş pirinçleri ekleyin 4 dk yağsız kavurun
4 kaşık sızma zeytinyağı, çeyrek limonun suyunu ekleyin
1 tatlı kaşığı tuz, 6 bardak sıcak(kaynar değil) su ekleyin
1 kere karıştırın, kapağı kapatın
Orta ateşte 3 dakika, kısık ateşte 7 dakika pişsin.
Pişme süresi ocağa göre değişebilir. Göz göz olunca kapatın.
Altını kapatın. Üstüne havlu örtün. 30 dk. dinlensin
Afiyet olsun

Pilav yapmak çok kolaydır, ama tane tane pilavı tereyağı koymadan yapmak daha zordur. Bu tarifimde yanlış olmaz her zaman tane tane olur. Tabii tereyağıyla daha leziz olur ama bence böylesi daha sağlıklı. Tefal kullanmayanlar çelik tencerede yapsınlar. 1 yaşından küçük bebeklerinize verecekseniz tuz koymayın. Tecrübeli annelere bu tarifsiz gereksiz gelebilir ama belki yeni evlilere ilaç gibi gelir





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Çocuklar Paylaşmayı Ne Zaman Öğrenir?

Anneler, her zaman çocuklarının hiçbirşeyi paylaşmak istemediğinden şikayet ederler. Peki küçücük bir çocuktan sevdiği bir oyuncağını paylaşmasını beklemek ne kadar doğru?
4 yaşından önce çocuktan sevdiği bir şeyi paylaşmasını beklemek gerçekçi olmaz. Lütfen çocuklarınıza 4 yaşından önce paylaşımcı olmadığı için kızmayınız ve onları özellikle de başkalarının yanında eleştirmeyiniz. Paylaşmayı öğrenme 4 ila 6 yaşları arasında başlar. Çocuklarınıza paylaşmayı zorla öğretemezsiniz. Hatta bazı şeylerin ona ait olduğunu kabul etmeniz ve buna saygı duymanız gerekecektir. Bu çocuğun kendine olan saygısı için iyidir. Onu zorlamadan yavaş yavaş paylaşmaya alıştırmanız gerekir. Bunun için de yapabileceğiniz en güzel şey her zaman olduğu gibi ona güzel bir model olmaktır. Çocuğunuz anne ve babasının ve sevdiklerinin onlar için değerli eşyaları paylaştıklarını görürse bunu taklit etmeye başlar ve zamanla öğrenir. Çocuğunuzu sert bir şekilde paylaşması için uyarmak yerine onunla paylaşmakla ilgili oyunlar oynayın. Mesela bebekleriyle veya arabalarıyla oynarken onlarla yiyecek veya oyuncak paylaştırın. Eğer çocuğunuz eskiden paylaşmayı seven bir çocuksa ama şimdi paylaşmamaya başladıysa bunun nedenlerini bulup çözüme ulaştırmanız gerekiyor.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Hassas Anneler 25 Şubat'ta 13:00-15:00 arası İstinye Park'ta Buluşuyor!

Hassas Anneler, ilk buluşmamız 25 Şubat Pazartesi günü İstinye Park Caribou Coffee kahve dükkanında 13:00-15:00 arasında gerçekleşecek. Gelen Hassas Annelere küçük sürprizlerim olacak. Çekilişle güzel kitaplar, kurabiyeler, mis gibi kahveler ve harika bir söyleşimiz olacak. Bilgi Üniversitesi'nden çocukların okul öncesi anadili gelişimleri üzerine çalışan dil bilimci Dr. Nihan Ketrez ile çocuklarda dil gelişimini ve çocuklara ikinci dili öğretirken nasıl bir yol izlememiz gerektiğini konuşacağız. Bu söyleşinin bir özetini sitede yayınlayacağım. Bundan sonra böyle söyleşilerimiz ve toplantılarımız sık sık olacak. Bu buluşmalarda Caribou Coffee her zaman bizi nefis kahveleri ve tatlılarıyla ağırlayacak. Şimdiden Caribou Coffee'ye nazik davetleri için teşekkür ederim.
Lütfen İstinye Park'a kesin gelebilecek olanlar yorum olarak geleceklerini yazsınlar, ona göre çekiliş için hediyeleri hazırlayacağım. Gelemeyecek olanlar da çocukların dil gelişimi ve çocuklara ikinci dil eğitimi konusunda Dr. Nihan Ketrez'a sormak istedikleri soruları yazarlarsa söyleşide ben onların yerine soracağım ve cevapları sitede yayınlayacağım. Umarım bu güzel buluşmamızda görüşebiliriz.

                                            

Dr. Nihan Kertez çocukların okul öncesi anadili gelişimleri üzerine çalışan bir dilbilimcidir. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden 1996’da mezun oldu. Lisans eğitiminin son yılında çocukların ana dili gelişimleri konusuna ilgi duymaya başladı. Lisans tezini ve daha sonra aynı üniversitenin Dilbilim Yüksek Lisans programına teslim ettiği yüksek lisans tezini çocuk dil gelişimi üzerine yazdı. Doktora çalışmalarını ABD’nin Los Angeles kentinde Güney Kaliforniya Universitesi’nde 2005 yılında tamamladı. Doktora tezinde yine Türk çocuklarının dil gelişimini kuramsal bir çerçeve içinde inceledi. 2005-2009 yılları arasında ABD’de Yale Universitesi’nde dersler verdi. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Çocuk dil gelişimi üzerine yaptığı çalışmalar ulusal ve uluslarası dergilerde ve kitaplarda yayınlanmıştır. 2009 yılından beri ikizlerin dil gelişimi ile profesyonel olarak ilgilenmekte, bu konuda ikizanneleriyiz.biz internet sitesinde danışmanlık da yapmaktadır.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

19 Şubat 2013 Salı

Hellim Peynirli Dereotlu Ekmek



Malzemeler:
4 bardak beyaz un
1½ tatlı kaşığı instant kuru maya
2 tatlı kaşığı tuz
2 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
150 gram Hellim peyniri, rendelenmiş
¼ bardak kıyılmış dereotu
1½ bardak su
Elde Yapılışı:
1. Eğer elle yapıyorsanız unu, tuzu ve kuru mayayı geniş bir kapta karıştırın. Oda sıcaklığındaki suyu ve zeytinyağını da ilave ederek hamurunuzu 10 dakika yoğurun. Hamurunuz yumuşak ve kolay şekil verilecek kıvamda olacaktır.

2. Eğer mikser ile yapıyorsanız, mikserinize hamur yoğurma aparatını taktıktan sonra unu, tuzu ve kuru mayayı mikser kabına alın. Oda sıcaklığındaki suyu ve zeytinyağını ilave ederek hamurunuzu 6–7 dakika yoğurun. Hamurunuz yumuşak ve kolay şekil verilecek kıvamda olacaktır.

3. Yoğurulmuş olan hamura Hellim peynirini ve dereotunu ekleyerek malzemelerin iyice karışması için 2–3 dakika daha yoğurun.

4. Hamurunuzu evin ılık bir yerinde 1 saat boyunca mayalanmaya bırakın. Bu sürede hamurunuzun hacmi iki katına çıkacaktır.

5. Hazırladığınız hamuru mutfak tezgahı üzerinde iki elinizle yuvarlayarak düzgün iki beze haline getirin. İyice unlanmış fırın tepsisine yerleştirin ve 1 saat daha kabarması için bekletin.

6. Ekmeklerin üzerine keskin bir bıçakla ½ cm derinliğinde bir artı işareti çizin.

7. Üzerine un serpip önceden ısıtılmış 210 derece fırında yaklaşık 30 dakika, ya da üstü iyice kızarana kadar pişirin.

Makinede Yapılışı:

1. Makinenin ekmek pişirme haznesini mutfak tezgahına alıp pervaneyi takın. Makineyle birlikte gelen kap ve kaşık ölçülerini kullanarak, hazneye ilk olarak rendelenmiş peyniri hemen ardından suyu ve zeytinyağını koyun. Unu bir kaşıkla serperek suyu örtecek şekilde ilave edin. Unun üstüne haznenin bir köşesine tuzu koyun. Unun ortasında küçük bir çukur açıp içine mayayı serpiştirin.

2. Ekmek haznesini makineye yerleştirip kapağını kapayın.

3. Beyaz ekmek, 750 gram, orta kızarıklık seviyesini seçerek makineyi çalıştırın.

4. Programın ilk 5-10 dakikasinda makinenin kapağını açıp malzemelerin iyice karışmış olduğunu kontrol edin. Eğer karışmamış malzeme varsa plastik bir spatula ile karışmasına yardım edin.

5. 10 dakika sonra hamurun yapısını kontrol edin. Hamurun kulak memesinden daha da yumuşak olması gereklidir. Hamurunuz çok kuru ve sert olmuşsa birkaç kaşık su ilave ederek yumuşacık bir hamur elde etmelisiniz. Eğer cıvık olmuşsa birkaç kaşık un gerekebilir.

6. Yoğurma aşamasında ek malzeme sinyalinden hemen sonra dereotunu ekleyin.

7. Pişme sinyalinden 5 dakika sonra, kalın bir fırın eldiveni kullanarak hazneyi makineden çıkarın. Ekmeği plastik bir bıçak yardımıyla kenarlardan ayırıp bir soğutma teline veya ızgara üzerine alın. 30-40 dakika beklettikten sonra kesin.

40 Fırın ekmek kitabından. 40firin.com da sitesi çok güzel ekmek tarifleri var. Mutlaka bakın.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

İyi ki varsınız :)

Hassas Annemiz Sonnur bana şu mesajı atmış:
Öncelikle,bu msj dan sonra bana dönüş yapmanıza hiç gerek yok Okuyabilmeniz benim için kafi...Çünkü siz 3 kuzusu olan meşgul bir insansınız. Ben de bir tane varken ben bile zaman bulamıyorum da...
Size asıl söylemek istediğim;sizin sayenizde artık yoğurt mayalayabiliyorum. Hemde bilinçli bir şekilde,korkmadan.Bu yüzden hem yazarak,hem de video ile anlatımınızdan dolayı Allah sizden razı olsun demek istedim...
Hiç tutturamadığım bu yoğurt işini sayenizde yapabiliyorum ve kızıma yedirebiliyorum...Çok teşekkürler. Hayırlı geceler Ece Hanım...

işte bu ve bunun gibi bir sürü mesaj benim gecenin 2sinde bile sizden gelen bütün mesajları ve yorumları elimden geldiğince cevaplamaya çalışmamı sağlıyor. Her mesajınız ve yorumunuz benim için çok önemli. Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız Hassas Anneler :)





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

18 Şubat 2013 Pazartesi

Çocuklarda Kozmetik Ürünlerinin Kullanımı

Bebekler için binbir çeşit kozmetik var piyasada. Hepsi çok şirin ve misler gibi kokuyorlar. Bazıları gerçekten çok güzel organik, parabensiz ve bazen de gerekli. Tabii ki bebeğinizin ihtiyacı varsa ve özellikle de doktorunuz kullanın dediyse kullanacaksınız. Ama bazen biz anneler ihtiyacı olmasa da kullanabiliyoruz bu ürünleri. Hoşumuza gidiyor mis gibi kokmaları. Ben çok fazla nemlendirici yağ sürülmesini önermiyorum. Cildi kurumuyorsa hiç sürmeyin. Onların cildinin kendi yağ dengesi var bunu bozmamak lazım. Tabii doktor söylediyse ve çok gerekliyse kullanacaksınız. Her zaman doktorunuz dinleyin ve dediklerini yapın.
Mesela kırmızılık yoksa bebeğin her altını açtığınızda pişik kremi sürülmesi de iyi değil. Gereksiz her türlü kozmetik kullanımını sevmiyorum bana kızmayın. Bir bakıyorsunuz sonra en bilinen, en pahalı, en güvenilir denilen bebek pişik kreminin içinde paraben çıkıyor ve benim kullandığımda çıktı. Neyse ki ben çok çok az kullandım pişik kremini. Pişik de olmadılar. Sık sık altını değiştirmek en güzeli ve takip etmek. Dikkatli bir anne bebeğinin ne zaman kaka ve çiş yaptığını bilir ve anlar. Hemen değiştirirseniz pişik kremine gerek kalmaz. Bir de bebeğin ateşi olduğunda pişiğe dikkat etmek lazım. Ateşi varken ben de azıcık kırmızılaşsa altı hemen sürüyordum pişik kremini. Ateş pişik olma olasılığını arttırıyor.

Benim kızım Esin'de hafif egzama başlangıcı oluyor, cildi çok kuruyor. Bir kremi var çok iyi geliyor. Ben takip ediyorum sadece cildi kurumaya başlayınca azıcık sürüyorum öyle her banyodan sonra bol bol sürmüyorum. Sevinç ve Alper'in kuru değil ciltleri hiç sürmüyorum. Sonuçta o da bir kimyasal. İçinde paraben olmasa da gereksiz yere sürmek istemiyorum. Size de tavsiye ederim. Kremleri, pişik kremlerini, losyonları şampuanları çok fazla kullanmamaya çalışın. Ama gerekliyse mutlaka kullanın ama gereğinden fazla kullanmayın.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

17 Şubat 2013 Pazar

İştahsızlık da neymiş?



Hassas Annemiz Burcu, yakışıklı oğluna bu harika tabağı hazırlamış. İnsan yemeye kıyamaz ama oğlu silmiş süpürmüş :) Biraz yaratıcılıkla iştahsızlık filan kalmıyor. Süperrr





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

16 Şubat 2013 Cumartesi

İşte anne sütünün mucizesi!

İşte anne sütünün mucizesi! İkiz kızlarım burada 3,5 aylık. Bunlar 33 haftalik premature olarak 1878 ve 2270gr dogan bebekler ve sadece anne sutu ile beslendiler ilk 4,5 ay. Bir damla bile mama icmediler. Sonra da 13 ay anne sutu aldilar. Bu yanaklar sadece anne sutunun mucizesi ve tabii o gunde 2 kilo sagdigim sutu yapmak icin inanilmaz bir gayretin:) 3,5 ayda prematürelikten eser kalmadı anne sütü sayesinde. Siz de ikizlerinizi ve prematüre bebeklerinizi sadece anne sütüyle besleyebilirsiniz. Buna inanın. Bebekleriniz hayatlarının ilk aylarında sadece anne sütü içmeyi hakediyorlar.








Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

1 Yaşından Küçük Bebeğinize Neler Yasak?


• BAL
• TUZ
• ŞEKER
• İNEK SÜTÜ
• SALAM, SUCUK, SOSİS
• ÇİLEK
• ÇİKOLATA
• KAKAO
• PATLICAN
• BAKLA
• YUMURTA AKI
• DOMATES
• FISTIK
• KONSERVE GIDALAR
• SALÇA
• PATLAMIŞ MISIR
• SAKIZ
• BÜTÜN HALDE KURUYEMİŞ
• DİYET ÜRÜNLER
• KATKI MADDELİ GIDALAR





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

14 Şubat 2013 Perşembe

İki Yaş Sendromu Nedir?



İki yaş Sendromu biz annelerin kabusu. Sizinle pıtır pıtır her yere gelen, mutlu mesut sizinle zaman geçiren, bakımı da biraz olsun kolaylaşmış tatlı bebeğiniz bir anda gözünüzün önünde minik bir ergene dönüşür ve elinizden hiçbirşey gelmez. Amerika’da buna ‘terrible two’s’ derler yani korkunç ikiler. O kadar da kötü bir isim takmaya gerek yok bence sonuçta geçip giden bir dönem. 2 yaş civarı çocuklar yersiz öfke nöbetleri yaşamaya başlarlar ve belirgin bir huysuzluk ve aksilik olur tavırlarında. Buna iki yaş sendromu diyoruz. Amerika’da erken çocuk gelişimi derslerinde en çok bahsedilen konulardan biriydi bu. Hem o derslerde hem de üç çocuğumun 2 yaş dönemlerinde bu konuda çok şey öğrendim.
Alper oğlum Maşallah diyeyim olabilecek en uslu çocuktu. 2,5 aylıkken 12 saat kalkmadan gece uykusuna geçti. Hiç sorunsuz kilolarla anne sütünü severek içti. Ek gıdaya sorunsuz geçti. 22 aylıkken bir gün “Alper kaka yaptı” dedi ve bezi bıraktık. Neredeyse ilk 2,5 ayda gece acıktığı zaman dışında ağladığını duymadık diyebilirim. Hep yaşıtlarının çok ilerisinde oldu, hep yüzü güldü. Hatta o 21 aylıkken ikiz kız kardeşleri doğduğunda biz bebeklerin ağladığını anlayıp şaşırdık diyebilirim. Bu arada ikiz kızlarımın ikisi de 3 ay boyunca kolikti yani bebeklerin ağladığını öğrenmekle kalmadık, çıldırmaya ramak kaldı.

Bu melek çocuk 2 yaş civarında bir günde içinde istediği olmayınca kendini yerlere atan minik bir ergene dönüşünce eşimle yaşadığımız şoku anlayabilirsiniz. Elindeki ayıyı duvara dayar ve “Bu burada dursun” diye ağlardı, hem de yarım saat boyunca. Ne yapabilirsiniz ki bu durumda? Elimize çekiç ve çivi alıp ayıyı duvara çakacak halimiz yoktu. İlk şoku atlatınca neler yapabileceğimizi düşünmeye başladık psikolog olan eşimle. Öncelikle bunun aynı kolik gibi 2-3 ay sürecek bir dönem olduğunu ve aynı kolik gibi bir günde biteceğini anımsayıp kendimizi teselli etmeye çalıştık. Sonra da bu dönemi nasıl daha rahat atlatabileceğimizi düşünmeye başladık. En zorda kaldığımız zamanlar Alper’in istediği birşey olmadığında AVMlerde kendini yere atıp tepinmeye başladığı zamanlardı. Hassas bir anne olarak tertemiz baktığım kuzumun leş gibi yerlerde süründüğüne mi yanayım? Beceriksiz bir anne gibi mi göründüğüme mi yanayım? Yoksa bu tepinmeler yüzünden hiçbir işimi yetiştiremediğime mi yanayım? Bir de şöyle ekstra bir problem vardı bizde. Alper 2 yaşındayken 4 yaşında gibi görünen 103 cm boyunda yaşıtlarından çok uzun bir çocuktu, eşim ve ben çok uzun boylu olduğumuz için. Yani yabancılar yerde tepinen 3-4 yaşında bir çocuk görüyorlardı oğlumu gördüklerinde. Devamlı açıklama yapıyordum “teyzeciğim yok o 4 değil daha yeni 2 oldu” diye.

Çocuğunuzun 2 yaş sendromunu nasıl en az zararla atlatabilirsiniz?
 Öncelikle çocuğunuzun davranışlarında mantık aramayı bırakın çünkü ne kadar ararsanız arayın, bulamayacaksınız! Şu anda çocuğunuz duygularıyla davranıyor, mantığıyla değil. Sakin olun ve her bir öfke nöbetinin nasıl patlak verdiğini anlamaya çalışın. Bu bir sonrakini önlemenize yardım edecektir.
 Dışarı çıkmadan önce ona neler yaşayacağınızı ayrıntılarıyla anlatın ve beraber nasıl davranacağınıza karar verin. Mesela “Bugün İstinye park’a gideceğiz. Biraz dolaşacağız, sana da oyuncakçıdan ufak bir araba alırız sen onunla oynarken ben işlerimi halledeceğim. Eğer başka bir şey için kendini yerlere atıp beni üzersen hemen oradan ayrılacağız ve uzun bir süre oraya tekrar gitmeyeceğiz” gibi. Çocuklar neler olacağını bildikleri zaman kendilerini güvende hissediyorlar.
 Onun uykusuz ve aç olmamasına dikkat edin. Bu çocuklarda ve bebeklerde her zaman dikkat etmeniz gereken bir şey zaten ama özellikle 2 yaş sendromunda aç ve uykusuz olduklarında davranışları çok değişiyor. Yanınıza onu oyalayabilecek sağlıklı atıştırmalıklar alın. Kesilmiş havuç, meyva veya salatalık, evde yapılmış pohaça veya minik kavanozlarda ev yapımı çorba. Ben 3-4 yaşına kadar çocuklarıma dışarda pek yemek yedirmedim. Her zaman yanımda sağlıklı kıymalı sebze yemeğim olurdu. Minik kavanozunu çıkarır verirdim onlara. Sonra da bir kavanoz ev yapımı yoğurtla tamamlardık öğünü. Şimdi de dışarda sadece güvenilir bulduğumuz yerlerden iyi pişmiş köfte ve pilav yediririz onlara. Yanında da ayran. Hiçbir zaman fast-food yemediler. Dışarı çıkma saatlerimizi de uykularına göre ayarlardım. Alper bebek arabasında güzel uyurdu. Uyurken de ben gezerdim rahat rahat. Hayatınızı onların düzenine uydurunca sizi daha az üzerek büyüyorlar inanın. Alper uykusunu alsın diye eve az kala uyuya kalan Alper ile arabada onun uyanmasını beklediğim çok olmuştur.
 Şekerli ve paketlenmiş ürünler hiç yemediler küçükken. Şekerin, özellikle de paketlenmiş ürünlerin içindeki katkı maddelerinin çocukları çok kötü etkilediğini düşünüyorum. Onlara ağır geliyor bence o maddeler ve vücutları kaldıramıyor. Şeker, abur-cubur yiyen ve sonra yerinde duramayan çocuklara çok rastlıyorum. Siz de vermeyin bu ürünleri. Şekeri meyvadan ve sizin evde yaptığınız sütlü tatlılardan alsınlar sadece.
 Çocukların aşırı tepkilerini ve öfke nöbetlerini biraz görmezden gelin. Salonda nedensiz yere deli gibi ağlıyorsa bırakın onu orada mutfağa geçin, çıkarken de “sakinleşince yanıma gelirsin canım” deyin. Bazen sadece ilgi çekmek için yapıyorlar ve sizi deniyorlar. Oyuncak dükkanında istediği oyuncağı almadığımda kendini yerlere atmaya hazırlanan oğluma: “ben gidiyorum sen istersen gel istersen kal” derdim ve dışarı yürümeye başlardım ama tabii gözüm ondaydı. Genellikle biraz sonra gelirdi. Tabii hiçbir zaman yanlız bırakmayın ve güvende olduğundan emin olun.
 Çocuklarla ilgili her sorunda olduğu gibi bunda da kararlı olmanız ve geri adım atmamanız anahtar nokta. Çocuğunuza “oyuncakçıda olay çıkartırsan hemen eve gideceğiz” deyip olay çıkarttığında ona istediği oyuncağı alıp gezmeye devam ederseniz çocuk şunu öğrenir; ‘yeterince ağlarsam ve annemi rahatsız edersem, istediğimi elde ederim.’ Bu dersi öğrenirse unutması çok zor olur. Bu nedenle hata yapmayın. Bir tehdit savurduysanız onu yerine getirin ki bir sonraki tehditinizin hükmü olsun.
 Çocuğunuza iyi davrandığı zamanlarda ona çok sevgi göstererek ve istediklerini yaparak onu ödüllendirin. Kötü davrandığı zamanlarda ise istediklerini yapmayın. Ağlayınca istediği olmasın, davranması gerektiği gibi davranınca istediği olsun. Mesela ağlıyor birşey için, o şeyi kesinlikle yapmayın. Biraz sonra sıkılıp sustuğu zaman “sakinleştin mi tamam hadi o zaman şimdi ...yı yapalım” deyin. Çocuklar hemen öğrenirler ne yapınca ne olduğunu merak etmeyin.
 Ağlamaya ve bağırmaya başladığında duymuyormuş gibi yapın. Dikkatini başka tarafa çekmeye çalışın. Mesela “aa bak şu binayı görmüş müydün? Yoksa o balkonda renkli bir kuş mu var?” veya “sanki şu tarafta bir palyaço gördüm hadi oraya doğru gidip bakalım” Gerisi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Komik duruma düştüğünüzü düşünebilirsiniz ama inanın yerde debelenen bir çocuğun tepesinde durmaktan daha iyidir. Dikkatini başka yöne çekmeyi ilerleyen yaşlarda da başarıyla kullanabilirsiniz.
 Çocuğunuzla her konuda kavga etmeyin. Sadece önemli konularda kızın, mesela vurmak, kötü laf söylemek, kendini tehlikeye atmak gibi durumlara saklayın öfkenizi. Herşeye hayır demeyin. O zaman hayır kelimesi onlar için önemini yitiriyor. Negatif değil pozitif olsun konuşmalarınız. Eleştirileriniz davranışa olsun, çocuklarınızın kişiliğine değil. Mesela “Aptalsın sen nasıl olur da kardeşine vurursun” yerine “ kardeşine vurmak güzel bir davranış değildi ve kabul edilemez” deyin. Sakin olun ve çocuğunuzla iktidar savaşına girmeyin. Ona karşı agresif davranışlarınız olursa bu sadece çocuğunuzu daha da kızdıracak ve olayın boyutunu arttıracaktır.
 En önemlisi de, unutmayın bu dönem geçici. Genellikle 2-3 ay içinde o tatlı kuzunuz geri gelecek ve bu öfke nöbetleri bitecek. Böyle dönemler değişik yaşlarda olacak, önemli olan sizin burada saydığım doğru davranışları kararlı ve sakin bir şekilde uygulamanız. Kolay gelsin.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Yoğurt mayalarken hangi sütü kullansak?

Gıda Mühendisi Hassas Annelerin Hası arkadaşım Dilek Kıncal süt konusunda şöyle diyor:
Artık Türkiye'de de cam şişede günlük organik süt bulunuyor. Biz bu sütleri kullanıyoruz ve ben yoğurdumu bu sütlerden yapıyorum. Bence sütun organik olması birinci derecede önemli. Bir gıda mühendisi olarak bunun önemini belirtmeliyim. İneklerde kullanılan antibiyotikler hastalıkları hayvanlar arasında önlemek için, ayrıca ineklerde süt verimini artırmak için kullanılan hormonlar da içtiğimiz süte geçiyor. Bunlar growth hormonu yani büyümeyi hızlandırıcı hormonlar. O yüzden özellikle kız çocuklarında gözlenen çok erken yaslardaki mensturasyon( bu yas 8-9'a kadar indi) ve tüylenmeye artık çok rastlanır oldu.
Sonuç olarak ben bu bilgilere dayanarak ailem için organik cam şişede günlük süt kullanıyorum. Sağlık dolu günler dilerim.

Hassas Anne Not: Benim yoğurt tarifim bu organik günlük sütle de çok güzel oluyor mutlaka deneyin.
Tarifim





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

13 Şubat 2013 Çarşamba

Hassas Anneler 25 Şubat'ta İstinye Park'ta Buluşuyor!

Hassas Anneler ilk buluşmamız 25 Şubat Pazartesi günü İstinye Park Caribou Coffee kahve dükkanında 13:00-15:00 arasında gerçekleşecek. Gelen Hassas Annelere küçük sürprizlerim olacak. Çekilişle güzel kitaplar, kurabiyeler ve harika bir söyleşimiz olacak. Bilgi Üniversitesi'nden çocukların okul öncesi anadili gelişimleri üzerine çalışan dilbilimci Dr. Nihan Ketrez ile çocuklarda dil gelişimini ve çocuklara ikinci dili öğretirken nasıl bir yol izlememiz gerektiğini konuşacağız. Bu söyleşinin bir özetini sitede yayınlayacağım. Bundan sonra böyle söyleşilerimiz ve toplantılarımız sık sık olacak. Bu buluşmalarda Caribou Coffee her zaman bizi nefis kahveleri ve tatlılarıyla ağırlayacak. Şimdiden Caribou Coffee'ye nazik davetleri için teşekkür ederim.
Buradan Caribou Coffee hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
http://www.cariboucoffee.com.tr/
Umarım bu güzel buluşmamızda görüşebiliriz.





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Piyasadaki organik günlük sütler



Piyasadaki organik günlük sütleri sizin için araştırdım ve 3 farklı markete gidip fotoğrafladım! Elbette ki normal süte göre çok pahalı , neredeyse 3 katı ama tercih meselesi. Bazı insanlar başka yerden kısıp bütçesini buna ayırmayı tercih edebilir. Ben başka marka göremedim. Biliyorsanız yorum olarak yazabilirsiniz. Bunların hiçbiri hakkında özel bilgim yok ve nasıl olduklarını bilmiyorum. Siz kendiniz de bakarsınız. Ben sadece ufak bir piyasa araştırması yaptım sizden çok soru gelince.


           Gıda Mühendisi Hassas Annelerin Hası arkadaşım Dilek Kincal süt konusunda şöyle diyor:
Artık Türkiye'de de cam şişede günlük organik süt bulunuyor. Biz bu sütleri kullanıyoruz ve ben yoğurdumu bu sütlerden yapıyorum. Bence sütun organik olması birinci derecede önemli. Bir gıda muhendisi olarak bunun önemini belirtmeliyim. İneklerde kullanılan antibiyotikler -hastalıkları hayvanlar arasında önlemek için , ayrıca ineklerde süt verimini artırmak için kullanılan hormonlarda içtiğimiz süte geçiyor. Bunlar growth hormonu yani büyümeyi hızlandırıcı hormonlar. O yüzden özellikle kız cocuklarında gözlenen cok erken yaslardaki mensturasyon( bu yas 8-9 a kadar indi) ve tüylenme artık cok rastlanır oldu.
Sonuc olarak ben bu bilgilere dayanarak ailem için organik cam şişede günlük süt kullanıyorum. Saglik dolu günler dilerim.

Hassas Anne Not: Benim yoğurt tarifim bu organik günlük sütle de çok güzel oluyor mutlaka deneyin.
Tarifim




Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

12 Şubat 2013 Salı

Yediklerimizin Raf Ömrü Uzadıkça, Bizim Ömrümüz Kısalıyor!


Yediklerimizin Raf Ömrü Uzadıkça, Bizim Ömrümüz Kısalıyor!





Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Kardeş Sevgisi Hiçbir Şeye Benzemez! İyi ki Varsın!









Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Çocuklarımıza karşı sabırlı olmak

Bir Hassas Annemiz soruyor:
Çocuklarınızı büyütürken çok sinirli olduğunuz bağırdığınız zamanlar oldu mu? benim 1 tane kızım var ben yapıyorum bazen.. elimde olmuyor.. çok da üzülüyorum..Allah bağışlasın çocuklarımızı..

Cevabım:
Tabii ben de bağırabiliyorum bazen sonra üzülüyorum 3 çocukla olmaz mı. Çok sinirli olduğunuz zaman bebeğinizi güvenli olabileceği bir yere koyun oyun parkı gibi etrafından ona zarar verecek şeyler olmasın. Yutabileceği küçük şeyler olmasın. Ağlıyor olsa bile kendinizi tutamayacağınızı hissederseniz güvende olduğuna emin olup biraz uzaklaşın. Ağlayabilir birşey olmaz ona deli gibi bağırmanızdan veya Allah korusun tabii olmaz ama vurmanızdan veya sallamanızdan daha iyidir. Sakinleşmeye çalışın. Sakinleşince yanına geri dönün. Bazen bebeklerin ağlamasını insanın sinir sistemini altüst eder ve yapmayacakları şeyleri refleks olarak yapabilirler. Bebekleri kesinlikle sertçe sallamamak gerekiyor unutmayın. Beyinleri tam yerleşmediği için beyni kafatasına çarpıp zarar görebilir. Buna 'sallanmış bebek sendromu' deniliyor ve çoğunlukla ölümle veya beyin hasarı ile sonuçlanıyor. Siz yapmazsınız tabii ama bilmek lazım. Bağırmayı da en aza indirmeye çalışın. Çünkü çocuklar ne görürse onu öğrenir. O da ilerde size bağırır. Kolay gelsin diyorum. Ama inanın gittikçe kolaylaşıyor. Sevgiler






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

11 Şubat 2013 Pazartesi

Hassas Anne sözlüğü

Pırlanta: pazar sabahı 11'e kadar uyuyan çocuk
3 çocuk annesi: uyanır uyanmaz daha tuvalete bile girmeden çamaşır makinasını başlatan kimse
Gözleri yerinden fırlamak: termometrede 39 dereceyi görünce annenin gözlerinin aldığı hal
Televizyon: Çocuklu evlerde sadece Yumurcak, TRT Çocuk ve Disney Junior kanallarını gösteren elektrikli alet
Delilik: bilerek isteyerek 3 çocuk yapmak
Termometre: annenin çocuğunun alnına değen dudakları
Kaçamak: çocuklar uyurken onları babaya bırakıp yakındaki bir kafeye gidip hızlıca bir kahve içip çocuklar uyanmadan geri dönmek
Bunlar benim Hassas anne sözlüğüne yazdıklarım. Siz de kendinizinkileri yazın lütfen :)






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

10 Şubat 2013 Pazar

Bunlar çöpe gitmesin, çocuklarımıza eğitici etkinlik olarak geri dönsünler








Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

9 Şubat 2013 Cumartesi

Hassas Anne'den Evde Yoğurt Mayalama Videosu

Tüm çocuklar ev yapımı yoğurt yemeyi hak ediyor :) Organik günlük sütten, organik kutu sütten, günlük sütten veya çiğ sütten bu tarifle evde yoğurt mayalabilirsiniz! Bu tarifi her sütle yapabilirsiniz ama en sağlıklısı tabii çok güvenilir çiğ sütten olur. Onu bulamıyorsanız organik günlük sütten yaparsanız çok sağlıklı olur. Ama tabii o da biraz pahalı. Bütçeniz ona yetmezse organik kutu sütten veya günlük sütten de yapabilirsiniz. Aklınızdan olsun tarifi çiğ sütten yaparsanız mutlaka sütü 10-15 dakika kaynatın. Sütünüz 1 litreden fazlaysa 18 dakikadan daha uzun süre soğutmanız gerekir. Afiyet olsun. Yarasın.








Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Odyolog Dr. Zeynep Gence Gümüş ile çocuklarda işitme sorunlarını konuştuk





Alper'in kulağında enfeksiyon olup olmadığına bakılırken


-Sayın Gümüş, bize eğitiminizden bahseder misiniz?

Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Üniversiteden sonra klinik bir bilim dalına geçmek istediğim için Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Odyoloji Bilim Dalı'nda 3 yıl süren yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Yüksek lisans sonrası 2005 yılında Pennyslvania Salus University'den doktora derecemi aldım.

-Önce bize normal işitme ve konuşma gelişimini anlatır mısınız?


Normal işiten 0-3 aylık bir bebek ani bir ses duyduğunda sıçrar. Emzirirken ses duyduğunda emme davranışını arttırır veya azaltır. Farklı ihtiyaçlarını anlatmak için farlı şekillerde ağlar. Memnuniyet ifade eden 'agu-gugu' benzeri sesler çıkarır. 4 aylıktan itibaren sesleri lokalize etmeye başlar. Gözlerini sesin geldiği yöne doğru çevirir. Konuşmaya daha çok benzeyen babıldama seslerini çıkarır.

Belirli yaş aralıklarında çocuğunuzdan beklemeniz gereken davranışları Hassas Anne'nin bu dosyasında bulabilirsiniz

-Her yeni doğan bebeğe işitme testi yapılıyor mu?

Sağlık Bakanlığı'nın yakın zamanda başlattığı bir uygulama ile özellikle büyük şehirlerde birçok hastanede yenidoğan işitme taraması yapılıyor.

-Yurtdışında prosedür nasıl?

Yurdışında, farklı ülkelerde farklı uygulamalar var. Odyoloji biliminin en gelişmiş olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde her yeni doğana işitme testi yapılması zorunludur.

(American Academy of Pediatrics 1982 yılındaki bildirisinde sadece işitme kaybı yönünden risk taşıyan bebeklere işitme taraması yapılması önermişti. 1992-1996 yılları arasında yürütülen Colorado Yenidoğan İşitme Taraması Projesi'nde doğuştan işitme kaybı teşhisi koyulan 126 bebeğin %50sinin işitme kaybı açısından hiçbir risk taşımadığı görüldü. Bunun üzerine American Academy of Pediatrics 1999 yılında yayınladığı bildiride tüm yenidoğanlara işitme taraması yapılmasını önerdi.)

-Sizce bebeklere ne zaman işitme testi yapılmalı?


Bence her yeni doğmuş bebeğe hastaneden taburcu olmadan önce işitme testi yapılmalıdır. 






Alper'e ses geçirmeyen odada oyun testi yapılırken



-Erken teşhis önemli mi? Tedavide başarıyı etkiler mi?


Erken teşhis tabii ki çok önemlidir. İşitme kaybı, hem alıcı hem de ifade edici dili olumsuz yönde etkilediği için çocuğun tüm gelişim alanlarında olumsuz sonuçlara yol açabilir. Dil ve konuşma gelişimi için en önemli dönem hayatın ilk 3 yılı olarak kabul edilir. Erken teşhis koyulmadığı durumlarda işitme bozukluğu olan pek çok bebek ve küçük çocuk, dil gelişiminin gerçekleşeceği bu çok önemli zaman dilimini kaybedebilir.

Zaten şu anda ülke çapında yürütülen Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Programı'nın temel hedefi de doğar doğmaz işitme kaybının tanınması ve ilk altı ay içinde işitme cihazlı veya koklear implantlı olarak özel eğitim sürecinin başlatılmasıdır. Geç kalmadan işitme cihazı kullanılmaya başlanması, bebeğe ve ailesine yönelik eğitimin erken başlatılması halinde, çocuk işitme-konuşma gelişimi açısından normal yaşıtlarını yakalayabilecek, bu konuda aileye ve sosyal güvenlik kuruluşlarına düşen maddi/manevi yük azalacaktır.

-Eğer test yapılmamışsa anneler bebeklerinde sorun olduğunu nasıl anlayabilirler? Kendileri test edebilirler mi?

Bebeğin normal işitme ve konuşma gelişimini yakından takip ederek bir sorun olup olmadığını tahmin etmek mümkündür. Örneğin; 2 aylık bir bebek ani bir gürültü olduğunda sıçramıyorsa, 7 aylık bir bebek sesin geldiği yöne dönmüyorsa, 1 yaşına gelmiş bir bebek 'Topu bana ver' gibi basit emirleri anlamıyorsa ve henüz hiç kelimesi yoksa işitmesi ile ilgili bir problemden şüphelenilebilinir. Ancak bir annenin evde, iki kulağı ayrı ayrı, farklı frekansları ve ses şiddetlerini gözeterek test etme şansı olamaz. Bu yüzden mutlaka bir uzmana başvurularak yaşına uygun işitme testi yapılmalıdır.

-Bir sorun olduğundan şüphelenirlerse ne yapsınlar?


Bir sorun olduğundan şüphelenirlerse mutlaka bir odyoloji uzmanına başvursunlar. Gerekli görüldüğünde odyoloji uzmanı zaten kulak burun boğaz uzmanına, çocuk doktoruna, nöroloji uzmanına ve çocuk psikiyatrisi uzmanına da danışacak veya hastayı yönlendirecektir. (Maalesef ülkemizde çok az sayıda odyoloji uzmanı olduğundan başvurdukları kişinin gerçek bir klinik odyolog olup olmadığına dikkat etmelerini öneririm.)



Evet tüm Türkiye'de sadece 60 adet Odyoloji uzmanı olması beni çok şaşırttı. İnanılmaz bir eksiklik.

-İşitme sorunları ne kadar yaygın?

Ülkemizde her yıl yaklaşık 1.300.000 çocuk dünyaya gelmektedir. Konjenital (doğuştan) işitme kaybı insidansını dünya ortalaması kabul etsek bile nüfusumuza her yıl 1300 işitme kayıplı yenidoğan katılmaktadır. Elimizdeki verilere göre bu sayı yılda 1500-2000 işitme kayıplı yenidoğandır. Çocuklar 4-5 yaş civarına geldiğinde bu sayı beş misline ulaşmaktadır.

(Başbakanlık Özürlüler İdaresi ve Devlet İstatistik Enstitüsü'nün araştırmasına göre ülkemizdeki işitme engelli sıklığı %0.37 olup, bu oran kırsal alanda %0.45'e kadar çıkmaktadır.)

-Bebeklerin işitme sorunu olup olmayacağı anne karnında anlaşılabiliyor mu?


Gebeliğin 27. haftasından itibaren bebeklerin duyabileceğini biliyoruz. Ancak işitme anne karnında test edilemez, doğduktan sonra anlaşılabilir.

-Bebeklerde neden işitme sorunları olur?


İşitme kaybı prenatal (doğum öncesi) perinatal (doğum anı) ve post natal (doğum sonrası) olmak üzere yaşamın üç farklı döneminde ortaya çıkabilir.

1.Doğum öncesi dönem-Annenin hamileliği sırasında geçirilen işitme kaybı risk faktörlerini kapsar:

• Genetik yatkınlık

• Annenin hamileliği sırasında ototoksik ilaç kullanması

• Annenin hamileliği sırasında kızamık, kabakulak gibi ateşli hastalıklar geçirmesi

• Annenin hamileliği sırasında x-ray ışınlarına maruz kalması

• Annenin sistemik bir hastalığı olması

• Annenin hamileliği sırasında kaza, düşme vb. travma geçirmesi

2. Doğum anı- Bu dönem doğum sırasında meydana gelen işitme kaybı risk faktörlerini kapsar:

• Düşük doğum kilosu (doğum ağırlığı 1500gr.'dan az olan prematüreler )

• Kan uyuşmazlığı

• Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması

• Doğum sırasında kafa travması geçirmesi (forceps, vakum kullanılması vb.)

• Kan değişimi olması (sarılık çok yükseldiği için)

3. Doğum sonrası- Bu dönem doğumdan sonra çocuğa ilişkin işitme kaybı risk faktörlerini kapsar:

• Çocuğun geçirdiği hastalıklar (kabakulak, menenjit vb.)

• Çocuğun havale geçirmesi

• Çocuğun ototoksik (işitme kaybına sebep olduğu bilinen) ilaç kullanımı

• Çocuğun kafa travması geçirmesi

• Çocuğun kulak enfeksiyonu geçirmesi

• Çocuğun genetik bozukluğunun olması

• Çocuğun kraniofasiyal anomalisinin olması

• Çocuğun yüksek şiddette gürültüye maruz kalması

• İdiyopatik (sebebi belli olmayan) nedenler

-İki prematüre bebek annesi olarak sormak istiyorum, prematüre doğan bebeklerde daha çok görülüyor mu işitme sorunları?


Evet, prematürite ve düşük doğum kilosu işitme kaybı açısından bir risk faktörüdür.

-Bebek yenidoğan işitme testini geçemezse ondan sonra neler yapılıyor?


Yenidoğan işitme taramasını (TEOAE testi) geçemeyen bebeğe taburcu olduktan 1 hafta sonra bir daha test yapılıyor. Bu testi de geçemeyen bebeğe BERA/ABR (Auditory Brainstem Response) Testi yapılarak kesin tanıya gidiliyor.

-İşitme sorunu olan çocuklara farklı bir eğitim verilir mi?


Bu sorunun cevabı işitme kaybının derecesine göre değişir. Ancak özellikle ileri ve çok ileri derecede işitme kayıplıların normal yaşıtlarının konuşma gelişimini yakalayabilmek için mutlaka işitsel-sözel eğitim alması gereklidir.

Aslında halk arasında sağır-dilsiz diye bilinen hastaların çoğu erken teşhis koyulmamış, doğru zamanda doğru işitme cihazını kullanmamış ve gerekli eğitimi almamış oldukları için konuşma gelişimi gerçekleşmemiş bireylerdir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde sağır-dilsiz diye bir kavram kalmamıştır.

-İşitme sorunları okul başarısını nasıl etkiliyor?


İşitme kaybı:

• Alıcı ve ifade edici iletişim becerilerinin gelişmelerinde gecikmelere yol açar.

• Öğrenme güçlüğü ve düşük akademik performansa sebep olur.

• İletişimde güçlük, sosyalizasyon ve kendine olan güvende eksikliğe yol açar.

• Mesleki seçim olasılıklarını olumsuz yönde etkiler.

-Çocuklarda işitme kaybı nasıl tespit ediliyor?


3 yaşından büyük çocuklarda oyun odyometrisi yapılarak işitme kaybı tespit edilebilir. Bu testte çocuğun belirli frekanslardaki ve şiddetlerdeki seslere cevabı gözlenir. Basitçe anlatacak olursak; çocuk kulaklıktan ses duyduğu zaman elindeki oyuncağı sepete atar. Bu test ile beraber akustik immitansmetri yapılarak orta kulak problemi elimine edilmeli ve objektif bir yöntem olan otoakustik emisyon testiyle sonuçların sağlaması yapılmalıdır.

Davranım testini yapamayacak kadar küçük çocuklarda uykuda yapılan ve objektif bir yöntem olan ABR (BERA) testi ile işitme kaybı derecesi tespit edilir.

-Çocuklar işitme cihazını kaç yaşında takmaya başlayabilirler?


Bebek işitme kaybı tanısı aldıktan sonra 6 aylıktan itibaren işitme cihazı kullanılmaya başlanabilir.

-Sonradan oluşan duyma kayıpları neden olur? Nasıl anlarız?


Doğum sonrası oluşan işitme kayıpları daha önce de bahsettiğimiz gibi çocuğun geçirdiği hastalıklar (kabakulak, menenjit vb.), havale geçirmesi, ototoksik ilaç kullanımı, kafa travması, kulak enfeksiyonu, genetik bozukluk, kraniofasiyal anomali ve yüksek şiddette gürültüye maruz kalması gibi çeşitli nedenlerden olur.

Çocukluk döneminde en sık karşılaşılan sorun orta kulak problemine bağlı bir miktar iletim tipi işitme kaybı gelişmesidir. Bu durumda genellikle çocuk annesinin düşük ses tonuyla söylediği şeylere cevap vermez. Söyleneni sıklıkla yanlış anlar. Televizyonun sesini çok açar. Bazen kendisi de çok yüksek sesle konuşur.

-Orta kulak iltihabı işitme kaybına neden olur mu?

Orta kulak iltihabı, sesin orta kulakta biriken sıvı nedeniyle iç kulağa iletilememesi yüzünden iletim tipi işitme kaybı dediğimiz geçici bir işitme kaybına neden olur. Ancak orta kulak problemleri zamanında ve doğru şekilde tedavi edilmezse kalıcı bir işitme kaybına da dönüşebilir.

-Orta kulak iltihabı ilaç tedavisi olmadan nasıl geçebilir?

Orta kulak problemleri kulak burun boğaz uzmanlarının konusudur. Konuyu uzmanına danışmanızı öneririm.




Alper'e ses geçirmeyen odada Dr.Gümüş duyma testi yaparken



-Kulak sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız?

Kulak sağlımızı korumak için öncelikle yüksek gürültülü yerlerden kesinlikle uzak durmalıyız. Kulaklıkla müzik dinlerken sesini çok fazla açmamalıyız. Kulağımızla ilgili en ufak bir problem hissettiğimizde doktora başvurmalıyız.

Ayrıca, ototoksik etkileri kanıtlanmış ilaçları (işitme kaybına neden olduğu belirlenmiş bazı güçlü antibiyotikler, kinin, bazı kemoterapi ilaçları, antikonvülsan ilaçlar) kullanmamalı ya da kullanılması zorunlu ise işitme yönünden takipte olmalıyız.

-Çocuklarda ve büyüklerde kulak yıkatmayı öneriyor musunuz? Kulak içindeki pisliklerin temizlenmesi öneriliyor mu?

Kulak burun boğaz uzmanları dış kulak yolunda birikmiş buşonu temizlemek için artık yıkama dışında farklı yöntemler kullanıyorlar.

Ancak kulak temizlemek için evde kulak çöpü kullanmak; dış kulak yolunda birikmiş kiri iyice kulak zarına doğru itmiş olacağınız için ve zaman zaman kulak zarını travmatize etme şansı olabildiğinden kesinlikle önerilmiyor. Eğer kulak kiri dışarı kadar çıkmışsa bir tülbent vasıtsıyla kulak yolunun görünen bölümünden alınması olabilir.

-Biyonik kulak uygulaması ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Biyonik kulak (koklear implant), normal işitme cihazından fayda göremeyecek kadar ileri derecede işitme kayıplı hastalarda uygulanan bir yöntemdir.

Koklear implant, hasarlı iç kulağın fonksiyonunu yerine getiren bir elektronik tıbbi cihazdır. Seslerin şiddetini yükselten işitme cihazlarının aksine, koklear implantlar beyne ses sinyalleri göndermek için iç kulağın hasarlı parçalarının (koklea) işini yapar. İç kulağa ameliyatla yerleştirilen elektrotlar cihazın dış parçasından iletilen sesleri elektirik sinyallerine çevirerek işitme sinirine iletir. Halk arasında bilinenin aksine (dış parçası da olduğu için) dışarıdan görülebilir.

Bu cihaz çok ileri derecede işitme kayıplı bir kişinin tamamen normale yakın duymasını sağlayabildiği için çok önemli bir keşiftir.

-Fototerapi alan bebeklere ekstra bir işitme testi daha yapılmalı mı?

Hiperbilirubinemi (fototerapi almasını veya kan değişimi gerektirecek kadar sarılık yükselmesi) olan bebekler farklı bir işitme kaybı türü olan 'İşitsel Nöropati' açısından risk faktörü taşır. Bu tür işitme kayıplarında iç kulak sağlamdır ancak işitme siniri fonksiyonunda problem vardır. Yapılan yenidoğan işitme taramaları, iç kulağın fonksiyonuna yönelik bilgi verdiği için fototerapi alan bebeklerde ABR testi de yapılarak işitme siniri fonksiyonu da kontrol edilmelidir. 

-Bugünlerde vertigo yani baş dönmesi sorunu yaşayanların sayısı oldukça fazla. Bu konuda bilgi verir misiniz lütfen?

İstatistiklere göre başdönmelerinin %85i iç kulak kaynaklı başdönmeleridir. Bu oldukça geniş bir konudur. Ancak en sık görülen iç kulak tipi başdönmesi BPPV (Benin Paroksismal Pozisyonel Vertigo) hastalığıdır. İç kulakta dengeden sorumlu yarım daire kanallarının içindeki partiküllerin yer değiştirmesi bu hastalığa sebep olur. Baş hareketleri ile tetiklenir. Hastanın özellikle ani hareketlerde başı döner. Tipik olarak yatakta dönerken, yataktan kalkarken, başını öne eğdiğinde, yukarı bakarken etraf dönüyormuş, gözlerini odaklayamıyormuş gibi hisseder. Teşhis koyulduktan sonra doğru tedavi yöntemi repozisyon manevrası uygulanarak iç kulakta yerinden çıkmış olan partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktır.



Maslak Acıbadem Hastanesi doktoru Odyolog Dr. Zeynep Gence Gümüş'e yoğun temposunda bize zaman ayırdığı ve Hassas Anne üyelerinin sorularına ayrıntılı ve çok açıklayıcı cevaplar verdiği için çok teşekkür ediyorum. Dr. Gümüş kendisi de 9 yaşındaki kızının Hassas Annesi ve sitemizi takip ediyor. Benim üniversiteden sınıf arkadaşım olan Dr. Gümüş biraz yüksek sesle konuşan oğlum Mehmet Alper'e de işitme testi yaptı. 

Sonuç: Mehmet Alper süper duyuyor ama üç çocuğun arasından kendini bize duyurabilmek için yüksek sesle konuşuyor!







Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

8 Şubat 2013 Cuma

Diş Buğdayı Partisi

Bebeklerimizin ilk dişi çıktığında diş buğdayı kaynatmak ve komşulara dağıtmak adettendir. Günümüzde artık bu güzel olay diş buğdayı partisi ile kutlanıyor ve bebeğimizin dişleri sağlam olsun, ömrü uzun ve bereketli olsun diye sevdiklerimizle paylaşılıyor. Alper'in ilk dişi çıktığında Alper hastaydı ve kutlayamamıştık ama doğumgününde diş buğdayı yapıp dağıtmıştık. Kızlarda çok heves ettim ve güzel bir parti yaptık evde. Bu 3,5 sene önceydi. Şu anda gerçekten harika partiler düzenleniyor organizasyon şirketleri tarafından. Bizimki de zamanına göre sıcak ve eğlenceli bir partiydi.

Tabii ki bu partinin en önemli yiyeceği diş buğdayı. Onun çok güzel olması lazım. Öncelikle sevgili kayınvalidemin diş buğdayı tarifini vereyim. Partimizde o yapmıştı ellerine sağlık ve inanılmaz güzel olmuştu.

Diş Buğdayı


Akşamdan 1 kilo buğdayı bol suyla düdüklüye koyun. Bir dakika fıslatın altını kapatın. Sabaha kadar düdüklüde kapalı durup şişiyor. Sabah suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Dikkat edin altı yanmasın. Suyunu çekip pişince altını kapatıyoruz. Sonra 1/2 kilo şeker koyun karıştırın. Bırakın soğusun. Soğuyunca içine nar, fındık, ceviz, kuru meyve karışımı ve canınız ne isterse süslemek için koyun. Lütfen jelibon şekerleme gibi sağlıksız ve çocuklara zararlı şeyler koymayın. Çocuklar da bundan yesin çünkü onlar için çok faydalı. Afiyet olsun.





Menümüzde mercimek köftesi,2 çeşit börek. pohaça, kısır ve yine annemin yaptığı harika bir muzlu pasta vardı. Şimdilerde pastaneler çok güzel diş şeklinde pastalar yapıyorlar ve hoş oluyor ama bizim gibi kendiniz yapmak isterseniz diş şekli verebilirsiniz. Biz üstüne nar ile kızlarımın ismini yazmıştık :) Ben gelenlere hediye olarak vermek için özenip minik lokum paketleri hazırlamıştım ve yaşasın dişimiz çıktı etiketi yazmıştım. Şimdi bakıyorum üstünde ".....'nın dişi çıktı" havluları bile hediye veriliyor ve çok güzel görünüyor. Bence hediye olarak çocuk diş fırçası ve diş macunu vermek en güzeli olur. Günün anlam ve önemine uygun olur. Bu ikiliyi minik bir kap kağıdına sarıp bebeğin cinsiyetine göre mavi veya pembe kurdelayla bağlayabilirsiniz. Dikkat edin diş macunu parabensiz ve florsuz olsun.




Ben kızlara pişmemiş buğdaylardan iğneyle geçirerek bilezik yapmıştım kurdelanın üstüne. Çok güzel oldu hala saklarım.



Tabii ki partinin en zevkli kısmı çocuğunuzun gelecekteki mesleğini seçeceği bölüm! Önce yere bir örtü serin. Örtünün üstüne bilgisayar mouse (bilgisayarcı), hesap makinesi (muhasebeci), Kuran (din adamı), steteskop (doktor) ve kalem (yazar) koyun. Bunlara istediğiniz meslekleri ekleyebilirsiniz. Bebeği getirin ortaya oturtun. Herkes bebeğin kafasından aşağı pişmemiş buğdayları atsın bereket olsun diye. İlk önce neye eli giderse o mesleği seçeceği düşünülür. Benim Esin ilk hesap makinesine, Sevinç steteskopa'a gitmişti. Alper de başka birinin partisinde steteskopu seçmişti. İlerde göreceğiz :)



Çok güzel eğlendik ve bir adetimizi de elimizden geldiğince yaptık. Önemli olan birarada olmak ve güzel dileklerde bulunmak.



                                         Kızlar nineleri, babaanneleri ve benimle


google'da "diş buğdayı partisi" yazarsanız pek çok fikir edinebilirsiniz.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Çocukları Öpmeyin! Öpücük Hastalığını duydunuz mu?

Değişik bir hastalık olduğu için yazmak istedim. Bu hastalığı ilk defa duyuyorum. Sevinç'te ateş ve boğazda yoğun beyaz enfeksiyon gördü doktor. İnşallah Beta Mikrobu'dur dedi ki Beta da güzel bir şey değil. Büyük ihtimalle "Öpücük Hastalığı" olabilir dedi. Testler yapıldı. Sonuç pazartesi çıkacak. Umarım değildir çünkü zor geçen bir hastalıkmış ve öpüşmekle bulaştığı için adı buymuş. İşte çocukları öpmemek için bir neden daha! Lütfen çocukları öpmeyin. İşte hastalıkla ilgili bilgi çok sevdiğim Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın sitesinde
http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/05/04/yazilar/elestirel-yazilar/hastaliklar/opucuk-hastaligi/







Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Mite ve toz akarları astımı tetikleyebilir. Peluş oyuncaklardaki tehlike

Mite ve toz akarları gözle görülemeyen kadar minik canlı yaratıklardır. En yaygın bulunduğu yerlerin başında, yataklarımız, halılarımız, koltuklarımız, yastıklarımız ve tüylü çocuk oyuncakları gelmektedir. Yaşamalarını sağlayan 3 faktör ise; nem, karanlık ve sıcaklıktır. Bunlar sağlanınca rahatça üreyip çoğalabilen mite ve toz akarları insan deri kırıntıları ve kepeklerle beslenirler. Şimdi TRT 1 Ana HAber'de doktor peluş oyuncakların nasıl mite yuvası olduğunu ve astıma meyilli çocuklarda astımı tetiklediğini anlatıyor. Daha önce bu konuda yazmıştım. Bunların sık sık makinede yıkanması gerekiyor. Doktor Bey zaman zaman bunları torbaya koyup dondurucuya 24 saat koyulmasının da miteları öldüreceğini söyledi. En iyisi evde fazla peluş oyuncak, yün battaniye ve yünlü kıyafet bulundurulmaması özellikle de çocukların yatak odalarında. Çocuğunuzun astıma yatkın bir yapısı varsa bunları eve hiç sokmayın. Doktorunuzu dinleyin ve birşey olmaz demeyin.






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

7 Şubat 2013 Perşembe

İkiz kızlarımla katıldığım Televizyon Programı

10 ay önce TVem televizyonundaki Selince Programına ikiz kızlarımla konuk olmuştuk. Kızlarım o zaman 3 yaşındaydı. Programda anne sütünü arttırma, kardeş sevgisi ve ikiz çocuk büyütme konularını konuştuk. Bu linkten izleyebilirsiniz.
http://www.youtube.com/watch?v=TCLIjNlruQk






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün

Tecrübeli Pedagog Ayşe Özenç'ten Anaokuluna Başlarken Faydalı Bilgiler

Öncelikle çocuklarımızın gideceği kurumların isimlendirilmesi ile başlamak istiyorum.
0-3 yaş aralığındaki çocuklarımızın devam edecekleri kurumlar Kreş, İlkokula başlayana kadar devam edecekleri kurumlar da Anaokulu olarak, resmi İlkokulların birinci sınıfa başlamadan önceki hazırlık sınıfları da Ana sınıfı olarak adlandırılmaktadır.
Özellikle çalışan annelerimiz işe geri dönmek için ihtiyaç duydukları bebeklerine bakacak kişiyi ararken eğer varsa aileden birisini tercih etmektedirler. Aileden bir kişi yoksa maalesef kreşlerimizin sayıları çok az olduğu için evde bir bakıcıya teslim etmek zorunda kalmaktadırlar.

Çocuklarımız 2 yaşına geldiğinde artık arkadaşa, hayatı paylaşmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Ev ortamındaki bir yetişkin ile geçirilen yaşantılar yetmemekte; bu hem birlikte olan yetişkini yormakta ve zorlamakta hem de çocuklarımız için sıkıcı olmaya başlamaktadır.
2 yaşından itibaren çocuklarımızın gelişimlerine ve hazır oluşlarına bakarak kurumlardaki oyun gruplarına katılmaları yaşantılarını çok zenginleştirmeye ve hızlandırmaya başlamaktadır. Bu çocuklarımızın genelde tuvalet eğitimi tamamlanmamıştır, altları bezlidir. Kendi temel ihtiyaçlarını eğer paylaşabiliyorlarsa oyun gruplarına başlama yaşı gelmiş demektir. Kurumlarda iyi organize edilmiş oyun grupları genelde 2- 2,5 saat arasında uygulanmaktadır. Bu saat aralığı; çocukların yaşıtları ile bir arada hayatı paylaşmaya, değişik yaşantılar edinerek hayatının zenginleşmesini sağlamakta, dünyanın merkezinde olmaktan çıkıp gerçek hayattaki bireylerden biri olmalarına yardımcı olmaktadır.
Oyun grubu deneyiminden sonra çocuklarımız düzenli olarak devam etmek üzere anaokulu eğitiminin içine girerler. Çocuklarımız için okul zamanı başlamış demektir.

Kreş yada Anaokuluna başlama hem aile için, hem de çocuk için çok önemli bir adımdır.
Anaokuluna başlamak bir anlamda çocuğun aile dışına attığı ilk adım olarak düşünülmelidir. Çocuk bireylerini iyi tanıdığı tüm kurallarını bildiği ailenin içinden, kurallarını bilmediği kişileri tanımadığı bir ortama adım atar. Bu yeni durum, çocuklarda uyum sorunu yaratabilir. Çocuklar, başlangıçta belirsizlik ve ayrılma kaygısı yaşayabilirler. Çoğunlukla koruyucu ve aşırı hoşgörülü aile ortamından gelen çocuklarda bu kaygılar daha yoğun yaşanır. Ancak çocuk ortama alıştıktan ve öğretmenlerini tanıdıktan sonra kaygılar ortadan kalkar.
Çocuklarımız bu belirsizlikleri ve kaygıları yaşarken ailelerimizde çocuklarını bıraktıkları için suçluluk yaşayabilirler. İşte bu durumlarda çocuk duyguları çok çabuk hissederek haksız değilmişim annem babam bile kaygı ve endişe duyuyor gerçekten benim başıma korkutucu şeyler gelebilir diye düşünerek okul korkusu artabilir.

Çocuklar için okul yaşantısının başlaması evdeki bireysel yaşamdan kendisi için ayarlanmış düzenden çıkıp grubun içinden bir bireye dönüşerek kurulu bir düzene uyum sağlamasını gerektiren bir ortama geçiş demektir.
Bu süreçte çocuklarımızın doğuşla getirdikleri kişilik özellikleri, okula başlayana kadar edindikleri yaşantılar ve hazır oluşları devreye girer. Çocuklarımızın okula uyum süreçleri; aile olarak o güne kadar yaşananların ve paylaşılanların bir göstergesidir.

Okula başlamadan önce kural ve sınırlar öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.
İstediği karşısında her zaman olumlu bir cevap alması çocuğu beklenti içinde olmaya yönlendirecektir. İsteklerinin gerektiği ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde her talebi karşılanan çocuk girdiği her ortamda aynı şeyi bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak anaokuluna gitmek istemeyecektir.
Çocuklarımızın güvenle okula başlaması ve orada yaşananları keşfetmesine yardımcı olmak için birinci adım araştırmalarımızı yapıp çocuğumuzun ihtiyaçlarına ve anne babalarımızın beklentilerine uygun bir kurum seçmektir.
Anne-babanın birlikte anaokullarını çocuk olmadan dolaşmaları ve genel olarak karar verdikten sonra çocuğu okula götürmeleri doğrudur. Çünkü seçme kararı çocuklara bırakıldığında çok beğendiği bir oyuncak yada bölüm tercihini etkileyebilir, çocuğun ısrarı karşısında kararsız kalınmasına ve uygun olmayan şartlara rağmen seçmede zorluklara neden olabilir. Verilen hizmetler, saatleri, mesafesi, mali yönü bize uygun olan kuruma, çocuğumuzu güven içinde teslim edebiliriz.

Okula çocukla beraber gitmeden önce, güzel zaman geçirebileceği, arkadaşlarının olacağı bir okula gidecekleri söylenmeli ve ilk gün sadece ziyarete giderek kısa bir süre kalınarak tanışması sağlanmalıdır. Ziyarete gitmeden önce mutlaka kurumla konuşularak uygun saat ve eğlenceli bir aktiviteye denk getirmek ilk izlenimler açısından önemlidir.
Özellikle 3 yaşında okula başlayan çocukların yada ilk okul yaşantısı olan çocukların ilk günlerde zamanı yavaş yavaş arttırarak yaşananlar, mekan ve kişiler hakkında gözlem yapmalarına yaşananları kafalarında anlamlandırmalarına fırsat vermek gerekmektedir. Bu süreçte çocukların bireysel özellikleri ve ön yaşantıları eğitimcileri ve aile bireylerini yönlendirecektir. Çocukların ihtiyaçları doğrultusunda bu süreç planlanmalıdır.

Pedagog Ayşe ÖZENÇ
Çiçekli Bahçe Anaokulu Kurucu Müdürü
www.ciceklibahce.net






Not: Lütfen doktorunuzu dinleyin. Benim tavsiyelerim sadece benim tecrübelerim ve kişisel araştırmalarımdır. Teşhis ve tedavi niteliği taşımaz ve doktorunuzun tavsiyesinin yerini tutmaz. Sevgiler

Ana Sayfaya Dönün